Yoksa Allah ne derse desin ben bildiğimi okurum mu diyoruz

07 Kasım 2017, 12:04
“Ey İnsanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Ne babanın evlâdı, ne evlâdın babası nâmına bir şey ödeyemeyeceği günden çekinin. Bilin ki, Allah'ın verdiği söz gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmazsın ve şeytan, Allah'ın affına güvendirerek sizi kandırmasın.” (Lokman, 33. Ayet)



Ne denir ki! Ne diye bilir ki insan! Utanmaktan başka…

Ya da biz alışığız biz; “doğru diyor”, “ Evet çok doğru” demeye! Demesine diyoruz da, peki ya yapmaya gelince ne oluyoruz! Ezberlemişiz “Evet doğrudur” demeyi, ama icraata gelince neredeyiz biz! Allah, kitabında sen Doğru de diye sana ya da bana seslenmiyor! Doğru olanı zaten yapalım diye söylemiyor mu! 

İcraat lazım icraat! Yoksa lafla peynir ekmek gemisi yürümüyor! Bu kadar mı az inanıyoruz! Bu kadar mı az Allah’ı seviyoruz ya da gerçekten seviyor muyuz!? 

Dünya hayatı bizim için bu denli önemliyken kalkıp kimse demesin ben iman ettim ve Allah’ı seviyorum diye! Sözle fiil örtüşmüyor, uyuşmuyor! Söz de kalanı Allah istemiyor, icraat ve hakikat istiyor! 

Son vahyin ilk muhatapları olan Sahabeler’in – Allah onlardan ebeden razı olsun – Kuran’dan süzülen yaşantıları bile bizleri etkilemiyorsa daha ne dene bilir ki! 

Öyle hırsla çalışıyoruz ki, öyle hırsla çabalıyoruz. Allah için bile bu kadar koşturmayan birisi, dünya için bu denli neden koşturuyor! Yoksa onun fani olduğu, yok olup gideceğinden hala habersiz mi! Ya da Rabbine kavuşacağından şüphesi mi var! Yine sözde hayır iman ettik diyoruz, ama amellerimiz bizi yalanlıyor. 

“İnsanların birçoğu, Rablerine kavuşmayı gerçekten inkâr etmektedirler.” (Rum, 8. Ayet) 

Yok olup gidecek bir alem için bu denli çaba niye! 

“Bu dünya hayatı sadece bir eğlenceden, bir oyundan ibarettir. Ahiret yurduna (oradaki hayata) gelince, işte asıl yaşama odur. Keşke bilmiş olsalardı!” (Ankebut, 64. Ayet) 

Ah keşke bir bilseydik! Keşke demeden önce bir bile bilseydik ne olurdu! Arabanın, evin, villanın, akıllı cep telefonunun ve daha bir sürü şeyin yok olup gideceğini! 

Açık açık diyor Allah; dünya oyun ve eğlenceden ibaret diye! Peki hala ve hala oyun ve eğlenceye bu kadar saplanmak niye! Hani müslümandık, mümindik!? Hani Allah’ı seviyor ve inanıyorduk!? Nasıl oluyor peki bu?! Hem iman ettim diyorsun Kitab’a, hem de hiç umursamıyorsun ne dediğini.

Yoksa Allah ne derse desin ben bildiğimi okurum mu diyoruz! Yani Kitap’ta ne yazarsa yazsın ben bildiğimi yaparım mı diyorsunuz! Bu mu iman etmek! Bu mu Allah’a teslim olmak! 

“Hayır! Doğrusu siz, çarçabuk geçeni (dünya hayatını ve nimetlerini) seviyor, ahireti bırakıyorsunuz.” (Kıyame, 20-21. Ayetler) 

“Huzurumuza çıkacaklarını beklemeyenler, dünya hayatına razı olup onunla rahat bulanlar ve âyetlerimizden gafil olanlar yok mu, işte onların, kazanmakta oldukları (günahlar) yüzünden varacakları yer, ateştir!” (Yunus, 8-9. Ayetler) 

Bu da bize günah olarak yeter de artar! Allah bizi fani olan dünya hayatına saplananlardan kılmasın! Bu gafletle ahretini satanlardan etmesin! İman ve Kuran lafızlarını anarken, lafta kalıpta dünya hayatına aldananlardan olmayı bizlere nasip etmesin! Çok günahımız var muhakkak; yüzümüz dahi yok ama O’dan başka da gidecek kapımız yok. Yalan, riya, gösteriş, kibir ve daha bir çok kötü hallerimiz var! Masum muyuz! Asla! Hidayet versin Rabbimiz bizlere! Yolunu kaybetmişlere… Yardım etsin çaresiz biçarelere… Kusurumuz ile affetsin bizleri…  Amin.

“Onlardan kimi de, Eğer Allah lütuf ve kereminden bize verirse, mutlaka sadaka vereceğiz ve elbette biz sâlihlerden olacağız! diye Allah'a and içti. Fakat Allah lütfundan onlara (zenginlik) verince, onda cimrilik edip (Allah'ın emrinden) yüz çevirerek sözlerinden döndüler. Nihayet, Allah'a verdikleri sözden döndüklerinden ve yalan söylediklerinden dolayı Allah, kendisiyle karşılaşacakları güne kadar onların kalbine nifak (iki yüzlülük) soktu.” 
(Tevbe; 75-77. Ayetler)

Bizi yaratan bizi nasıl da biliyor, nasılda tanıyor değil mi? 

Verilmesi gerekene verilmesi gerektiği zaman vermeyiz de! Nefsimiz için harcamaya gelince sınır tanımayız. Lüks evler, arabalar veya bir birinden pahalı eşyalar almaya gelince içimiz titremez de, mevzu bahis Allah için harcamak olunca elimiz kısılır! Cebimiz de akrep olur! Ellerimiz titrer! 

Yeni çıkmış son model telefon almak için buluruz da, Allah rızasını umarak vermek söz konusu olunca ne oluruz acaba! Kendimiz için saçarız, acımayız – Hal bu ki Allah’ın bize verdiğinde hak sahiplerinin hakkı varken – biz onları aklımıza bile getirmeden bunu yaparız. Sonra da İslam’dan, İman’dan bahsederiz. Biz neyiz böyle! Müslüman’ım deyip de İslam’ın ve Kuran’ın esaslarına kulak tıkamak ne diye! 

Hâlâ ayılma, hâlâ uyanma zamanı gelmedi mi acaba… Bu bile akıl sahipleri için yeter de artar… 
Allah bize hidayet versin daha başka ne denir ki!

Kusur bizden, hidayet Allah’tan
Rahman’ın selamı ile…


Diğer Haberler
Hz. Ömer - Radıyallahu Anh - kız çocuğunu diri diri gömmüş müdür?
Gerçekten LA Diye Bilmek
Günlerden zorluk günü… Ceyşü’l Usra… Zorluk Ordusu
Ey Nefisim!
Duanın Hemen Kabul Edilmesi İçin İlk Şart