EMANET OLAN DEVLETİN MALINA HAİNLİK ETMEK
Rahman Rahim olan Allah(ın adıyla
«Her kim hıyanet eder, ganimet ve hâsılattan bir şey aşırırsa, kıyamet günü hainlik edip aşırdığı şey'in (vebalım) yüklenerek gelir. Sonra herkes ne etti, ne kazandıysa (karşılığı) eksiksiz ödenir; hiç birine zulmedilmez.» (Âl-imrân sûresi, âyet: 161).
îslâm dîni «Devlet malı denizdir, onu yemiyen domuzdur» düşüncesini ve buna muvazi davranışı tel'in eder. Bu tâbir, milletle devleti bölmek için dışarıdan gelmiştir. Devlet malı, millet malıdır. Devletle millet arasında bir ayrılık, gayrdık yoktur. O halde devlet malında beli bükük ihtiyarların, süt emen çocukların, tüyü bitmedik yetimlerin, kimsesiz kalmış dulların hakkı vardır. Millet malını gelişi güzel harcamak, onda suisti'mal yapmak, kul haklarına taallûk ettiği için büyük günâhlardan sayılmıştır. Bu husustaki ilâhî tehdîd, teşdîd ve vaîd kalbleri yerinden oynatır mahiyettedir.
Devlet malında, toplanan vergide hainlik etmenin, millet malını aşırmanın, devlet hakkını ketmedip vermemenin vebalinin büyüklüğü hakkında birçok hadîs-i şerifler vârid olmuştur. Hepsini buraya almaya kitabımızın hacmi müsait değildir.
Yalnız şunu ilâve edelim ki, millet devlete karşı, devlette millete karşı sorumuldur. Karşılıklı birtakım hak ve vecîbeler vardır. İslâm dini bu hak ve vecîbeleri en uygun şekilde düzenleyip esaslara bağlamıştır. Millet devletin istediği vergi>i kuruşuna kadar hesaplayıp vermek mükellefiyeti içindedir. Devlet de almış olduğu vergi ve hâsılatı millet yararına en hassas şekilde kullanmak mes'uliyeti altındadır. Bu düzen için görevlendirilen maaşlı veya ücretli kimselere de ağır mes'uliyet-ler terettüp etmektedir. Tâyin edilen ücret veya maaştan fazla olarak devlet malından bir şey aşınr veya gelişigüzel harcayacak olursa, kıyamet günü bunun ağır ve ezici vebalı altında hesap vermek zorunda bırakılır.
îmam Ahmed'in Süfyân tarikiyle Urve (R.A.)den yaptığı rivayette, Ebû Humeyd-i Sâidî diyor ki: Hazret-i Peygamber (S.A.V.) Ezd kabilesinden îbnületbiyye'yi zekât ve uşr toplamakla vazifelendirmişti, yani devletin tahsildarı olarak görevlendirilmişti. Bu zat topladığı hasılatı alıp Resûlüllah'a getirdi ve:
— Bu size aittir; şu da bana hediye edilenidir, dedi.
Bunun üzerine Cenâb-ı Peygamber (S.A.V.) minbere çıkıp şu vecîz hutbeyi irâd etti:
«Vazifeli tahsildara ne oluyor da biz onu bir iş için gönderiyoruz, o (devlet için topladığından kendisine de bir şey'ler 'ayırıp) «Bu sizin, şu da bana verilen hediyedir,» diyor. Acaba o, baba ve anasının evinde oturup beklemiş olsaydı, kendisine böyle'bir hediye verilir miydi, verilmez miydi? Muhammed'in canını kudreti altında bulunduran Zât-i Bâri'ye yemin ederim ki, sizden biriniz öyle bir şey aşırarak gelirse, mutlaka kıyamet günü o şey onun boynuna takılı olarak gelir; deve İse kendisine has bağırtısı, sığır ise böğürtüsü olur. Koyun İse meler.»
Ve sonra koltuklarının beyazlığı görünecek şekilde ellerini kaldırıp üç defa «Yâ Rab tebliğ ettim mi,yâ Rab, tebliğ ettim mî, yâ Rab, tebliğ ettim mi?» demek suretiyle Allah'ı şahit tuttu.
Yine îmam-ı Ahmed'in îshâk b. îsâ tarikiyle Ebû Humeyd'-den yaptığı rivayette, Peygamber (S.A.V.) devlet me'murları-na verilen hediyelerin millete hiyânet mahiyetinde olduğuna işaretle buyurdular ki: «Görevli me'murlara verilen hediyeler, aşırma ve hainliktir.»
Yine îmam Ahmed'in Adiy b. Ümey el-Kindî'den yaptığı rivayette, Peygamber (S.A.V.) buyurdular ki:
«Ey nâs! Sizden her kim bize (devlet ve millete) bir iş görür de (millet malından) bir iplik (İğne) veya onun fevkinde bir şey gizliyecek olursa, (bilmiş olsun ki o sakladığı şey) aşırma ve hainliktir; kıyamet günü onunla beraber (hesap alanına) gelecektir.»
Evet, millet ve devlet malını haksız yere zimmete geçirmenin, aşırmanın az bir şey bile olsa yalnız kıyamet günündeki hesap ve azabı değil, bir o kadar da kabir alemindeki sıkıntısı vardır.
İmam Ahmed'in Ebû Râfi'den yaptığı rivayette: Cenâb-ı Peygamber (S.A.V.) ikindi namazını kıldıktan sonra bazen Ab-dül'eşhel oğullarına gider ve akşam oluncaya kadar onlarla konudur, sohbet ederdi. Râfi' diyor ki, yine bir gün âdet-i veçhile akşam namazına gelirken Baki' kabristanına uğradı ve «Yazıklar olsun sana, yazıklar olsun sana!.» diyerek üzüntüsünü belirtti. Bunun üzerine Resûlüllah'ın bana seslendiğini zannederek durdum. O, benim durduğumu görünce:
— Ne var, neden durdun? diye sordu.
— Siz bir söz söylediniz de ondan.
— Nasıl bir söz?.
— Bana söylediğiniz söz!.
— Hayır, size demedim. Şu, falan kabileye tahsildar olarak gönderdiğim zatın kabridir. Tahsilatta kendisi için de birtakım yün kaftan alıkoymuş. Şimdi o, kaftanın bir misli ateşe bürünmüş durumda bulunuyor!.» buyurdu.
Diğer bir hadîs-i şerifte de buyuruluyor ki:
«İğneyi de, ipliği de yerine tevdi edin. Çünkü (millet malında) hiyânet, kıyamet günü âr, ateş ve şenaat olur.»
Rivayetler arasında dikkati daha fazla çeken diğer bir hadîs-i şerifi Hazret-i Ömer'den dinliydim:
«Hayber savaşı günü idi. Sahabeden birkaç zat bize doğru geldiler ve yol üzerinde bulunan Müslüman şehîdlerine işaret ederek «falan zat şehîddir», «falan zat da şehîddir», «fa-lân zat da şehîddir» diyorlardı. Nihayet maktullerden birinin yanma gelip «bu da şehîddir» dediler. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber (S.A.V.):
«O sözü (yargıyı) bırakın! Çünki ben onu (ganimet malından) haksız iktisab etmiş bir aba ile ateşte gördüm,» buyurdular.imam Ahmed'e göre kimin yanında ganimet malından haksız iktisab edilmiş bir şey bulunursa, derhal kedisinden alınıp, satılır ve parası da sadaka olarak dağıtılır.
Hazret-i Ali tarikiyle Peygamber (S.A.V.)den yapılan rivayete göre, o şey alınıp yakılır ve mürtekibine had tatbik edilir, ganimetten olan hissesi de verilmez.
Ebû Hanîfe, İmam Mâlik, îmâm-ı Şafiî ve cumhura göre:
O şey yakılmaz, sadece mürtekib ta'zîr edilir.
Imam-ı Buharı diyor ki:
Peygamber (S.A.V.) ganimet (ve millet m tlından) haksız iktisabda bulunanların namazım kıl-mamıştır. Allah CC selamı bereketi Rahmeti üzerinize olsun.
METİN ALKAN
EĞİTİMCİ YAZAR
.