DÜRZÎLİK
Dürzîlik Fatımî halifelerinden Hâkim-Biemrillah döneminde (996-1021), onun ilah olduğunu, bütün dinlerin geçerliliklerinin bittiğini ileri süren aşırı (ğâlî) bir fırkadır. Şiî-İsmailî çevreden çıkan ve tamamen batınî bir karakter taşıyan fırka, Hâkim’in veziri Hamza b. Ali tarafından kurulmuştur. Fırka, bütün dinî gerçekleri en geniş anlamıyla kapsayan müstakil bir sistem olduğunu savunması sebebiyle nadiren Hâkimiyye diye anılmışsa da genellikle Dürzîlik (Dürziyye) adıyla yaygınlaşmıştır. Bu isim fırkaya, önceleri Hamza’nın yakını ve dâisi iken daha sonra mürted sayılan Anuş Tekin (Neştekin) ed-Derezî’nin yoğun propagandalarından dolayı verilmiştir. Dürzîler, her ne kadar zamanla bu ismi belli ölçüde kabullenmişlerse de, tam anlamıyla tevhidi gerçekleştirdiklerini düşünerek kendilerini “Muvahhidûn” veya “Ehlü’t-tevhîd” diye anmış, kimi zaman da “Benû Marûf” ismini kullanmışlardır.
Teşekkülü ve Tarihi Gelişimi
Dürzîlik siyasi olarak Fatımî Devleti, kültürel olarak ise bu devletin dayandığı Batınî-İsmailî bir ortamda teşekkül edip gelişmiştir. Fırkanın kökeni ile ilgili çok farklı tezler ileri sürülmüşse de bu yapıya mensup insanların genel olarak kendilerini Arap asıllı saydıkları, İsmailî-Batınî-Ğâlî fikirlerin arkaplanında ise Maniheizm, Zerdüştîlik, Yeni Eflatunculuk, Helenizm, Gnostisizm ve Doğu Hıristiyan mezheplerinin izlerinin bulunduğu dikkate alındığında, fırkanın menşeine dair bir fikre ulaşılabilir.
Günümüzde Dürzîler’in kesin sayısı bilinmemekle birlikte Lübnan, Suriye, Filistin ve İsrail’de yaklaşık 450.000 civarında Dürzî bulunduğu sanılmaktadır. Ayrıca 19. yüzyılda göç eden Dürzîler Amerika, Avustralya ve Batı Afrika’da bazı ülkelere yerleşmiş olup küçük topluluklar halinde varlıklarını devam ettirmektedir.
İnanç Esasları ,Amelî ve Ahlâki Konular
Dürzîliğin inanç ve amelle ilgili esasları genel olarak dört bölüm halinde ele alınmıştır. Bunlar şöyle özetlenebilir:
1)Hâkim-Biemrillah’ın ilah olduğuna inanmak Dürzîlere’e göre bütün varlığın kaynağı Allah’tır. Her şeyin var oluş sebebi ve asıl illeti O’dur. Allah birdir, ezelîdir ve büyük bir cevherdir. Hikmet, kudret ve adalet gibi sıfatları olmaksızın hakîm, azîz ve âdildir. O’nun hakkında “nerede, nasıl ve ne zaman” gibi sorular söz konusu değildir. İdrak ve anlayışın ötesindedir. Zaman ve mekanla sınırlanmış değildir. Bütün eşyayı kendi nurundan yaratmıştır ve hepsi O’na dönecektir. Bu kadar yücelere sahip olan Allah, insan idrakinin ifadesi olan kelimeler aracılığıyla beşeriyete hitap etmesi mümkün olmadığından, muhtelif zuhur ve tecellilerle insanlara yaklaşmıştır. Bu tecellilerinin ilki el-aliyyü’l-a’lâ şeklinde vuku bulmuştur. Bu zuhuru bazı perdelenme dönemleriyle birlikte yetmiş devre takip etmiştir. Allah’ın en son ve mükemmel tecellisi Hâkim-Biemrillah’ta görülmüştür. Bu bakımdan Hâkim’in birbirinden ayrılmayan ilahi ve beşeri iki yönü vardır.
2)Eşyanın ilk illeti olan”emr”i yani Hamza b. Ali’yi bilmek
Dürzîlik sisteminde Hamza b. Ali, Hâkim’den sonra en önemli unsur olan “emr” makamındadır. Ayrıca ona “küllî akl, tarîk-i müstakim, kâimü’l-hak, imâmü’z-zaman, illetü’l-ilel, en-nebiyyü’l-kerim” gibi unvanlar da verilir.
3)Hudud”u tanımak: Dürzîler’e göre “hudûd”, Hamza tarafından görevlendirilen peygamber derecesinde kimselerdir. Bunlar evlenmekten, çocuk sahibi olmaktan, her türlü günah ve hatadan münezzeh ve masum kimselerdir. Dört kişiden oluşan hududun ilki Muhammed
Hâmid et-Temimî’dir. Kendisi ayrıca “zû-masse, meşîe, eş-şeyhü’l-müctebâ” gibi unvanlarla da anılır. Hududun ikincisi Ebû Abdullah Muhammed b. Vehb’dir. “Kelime, sefîrü’l-kudre, eş-şeyhü’r-radî” gibi unvanlarla da bilinir. Üçüncüsü Ebü’l-Hayr Selâme b. Abdilvehhâb’tır. “es-Sâbık, el-cenâhü’l-eymen, azmü’l-muvahhidîn” gibi unvanlarla da anılır. Dördüncüsü Bahâeddin Muktenâ’dır. “et-Tâli’, lisânü’l-müminîn, ed-dayf” gibi unvanlarla da bilinir.
4)Yedi esası bilip yerine getirmek: Hamza b. Ali İslam’daki kelime-i şehadet, namaz oruç, hac, zekat, cihat ile bazı fırkalardaki velâyet gibi esasları iptal etmiştir. Bunu yaparken de Hâkim’in fiil ve davranışlarını gözlemiştir. Ona göre Hâkim uzun müddet namaz kılmamış, 1010 yılında zekatı kaldırmış, oruç tutmayı ve hacca gitmeyi gereksiz görmüş, ciahadın her çeşidini ilga etmiş, velayeti sadece kendisine tahsis etmiştir. İptal edilenler yerine şu yedi esas vaz edilmiştir:
a) Doğru sözlülük. Namazın yerine ikame edilmiştir.
b) Din kardeşlerini korumak. Zekatın yerine ikame edilmiştir.
c) Var olmayana ibadetten vaz geçmek. Dürzîler’in Hâkim’den önceki inanç ve ibadetlerinin, mevcut olmayana ibadet sayıldığından hiçbir değeri yoktur. Orucun yerine ikame edilmiştir.
d) İblisler ve azgınlardan uzaklaşmak. Hacca karşı ikame edilmiştir.
e) Hâkim’i her devirde tek ilah olarak tanımak. Kelime-i şehadet yerine ikame edilmiştir.
f) Hâkim’in hüküm ve fiiline rıza göstermek. Cihadın yerine ikame edilmiştir.
g) Her durumda Hâkim’in hükmüne boyun eğmek. Velâyetin yerine ikame edilmiştir.
Yaratılış:
Dürzîlik’te yaratılış Yeni Eflatuncu görüşlere dayanır. Buna göre Allah fiziki alemle doğrudan temas etmesi düşünülemeyecek kadar yüce ve münezzehtir. Bu sebeple kendisinden çıkan (sudûr) külli akıl, yaratıcı ile yaratılmışlar arasında aracı durumundadır. Çokluk ve karmaşıklık Allah’tan değil, bu külli akıldan gelir. Bütün hayat külli nefisten ortaya çıkmıştır. Külli nefsin nurundan iyiyi ve kötüyü seçmekte serbest olan kelime, ondan sâbık, ondan da tâli’ zuhur etmiştir.
Takammus:
Dürzîlere’e göre insanların ruhları bir defada ve sınırlı olarak yaratılmıştır. Bu sebeple sayıları artmaz ve eksilmez. İnsan ölünce ruhu derhal başka bir cesede girerek yeniden doğar. Ölüm, ruhun bir çeşit gömlek değiştirmesidir. Dürzîler insan ruhunun bitkilere ve hayvanlara geçtiğini reddeder, bu yüzden de tenasüh yerine takammus kelimesini kullanırlar. Takammusta erkeklik ve kadınlık aynen devam eder. Onlara göre takammus alemin sonun kadar devam edecektir. Bu süreçte iyilerin ruhu daima yükselirken kötülerin ruhu aşağı derecelere düşecektir.
Ahiret:
Dürzîler’e göre ahiret ve ahiretle ilgili olarak cennet, cehennem, arş, kürsi, hesâb, mizan, ceza, mükafat gibi şeyler hep bu dünyadadır.
Evlenmek:
Evlenme konusunda genellikle Hıristiyanlığın etkisinde kalan Dürzîler’de evlenme yaşı bayanlarda on yedi, erkeklerde on sekiz olarak kabul edilmiştir. Birden fazla kadınla evlenmek yasak olup böyle bir nikah batıldır. Bir bayan veya erkeğin Dürzî toplumu dışında birisi ile evlenmesi kesinlikle yasaklanmıştır.
Miras:
Dürzîler arasında miras taksimi Sünnî Hanefî hukuk sisteminin tatbikatına göre cereyan etmekle birlikte, en çok görülen yazılı vasiyet uygulamasıdır.
Takiyye:
Kendilerinden olmayanlara inançları ve uygulamaları konusunda ifşaatta bulunmayan ve tehlikelerden korunmak gayesiyle takiyye uygulayan Dürzîler, 1860’lara kadar kendilerini Müslüman olarak göstermiş ve muhtelif camiler inşa etmişlerdir.
Kutsal metinler:
Dürzîler’in sistemlerini dayandırdıkları kutsal metinler dört yahut altı kitaba taksim edilmiştir. Resâilü’l-Hikme veya el-Hikmetü’ş-Şerîfe diye anılan bu eserler 111 risaleden oluşmaktadır.
Dinî hiyerarşi:
Dürzî toplumu dini konuları bilen “ukkâl” ve bilmeyen “cühhâl” olmak üzere iki kısma ayrılır. Fırkanın prensiplerine sıkı sıkıya bağlı olan, içki, sigara gibi şeylerden kaçınan, zühd ve takvaya dayalı hayat yaşayan zümre ukkâl grubunu oluşturur. Vesselam..
METİN ALKAN
EĞİTİMCİ YAZAR