Yaşlıların ölümüne çok tanık oldum, alıştım..
Ama gencecik insanların ölümüne bir türlü alışamadım, yakıştıramadım..
Çocukları söylemiyorum bile..
Belki de hayatının en güzel döneminde, kafasında ki bi dolu hayallerle birlikte toprağa karıştı..
Ölümün soğuk/sıcak yüzüyle tanıştı..
Biliyorum ki her ne kadar ölümden kaçış olmadığını bilsek de hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyoruz..
Şu çok değer verdiğimiz bedenimiz, yani bu et parçası bize ait olmadığı gibi ayrıca ona verdiğimiz değeri de haketmiyor.
BEDENİMİZİ besledik de Ruh'umuzu beslemeyi unuttuk..
Ölümlerden hiç ders çıkarmadık..
Kuranı kimimiz inkar ettik, kimimiz inandık ama pratiğe dökmedik..
Oysa ne diyordu Yüce Allah ayetinde; “Yeryüzünde kibirlenerek/böbürlenerek/azametle yürüme. Şüphesiz ki sen ne yeri yarabilirsin ne de boyca dağları aşabilirsin.”
Kibrimize yenildik.. Başkasını ayıplarken aynı ayıbın kendimizde de olduğunu görmedik. Ya da aynı şeyi yaşayabileceğimizi.. Bi düzen içinde yaşayamadık..
Bize yol gösterici olarak indirilen Kuran ı görmezden geldik..
Hep bi kusur aradık, çelişki aradık, mucize aradık..
Allah a inanmak için mucizelere ihtiyacımız yok ki..
Gören kalpler için insanın bizatihi en büyük mucizedir zaten..
Sana kendi ruhundan üfleyen Allah ın sonsuz nimetine şükretmeyi öğrendiğimiz gün, kibrimizden, öfkemizden, egomuzdan arındığımız gün, bedenimizi bırakıp ruhumuzu beslemeye başladığımız gün aslında ne kadar boş şeyler için kendimizi bile bile ateşe attığımızı farkedeceğiz..
Kalbini arındır,
sevgiden başka bir duyguya yer kalmasın..
Şimdi başla,
yarın çok sevdiğin bu dünyadan göçüp gidebilirsin niceleri gibi..
Başka bir dünya mümkün..
Duygu Gürses Diken