YEZİDİLİK
Diğer batınî fırkalar gibi Yezidîlik’in ismi ve kökeni konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. İsimlendirme ile ilgili olarak ileri sürülen görüşlerden en uygunu, fonetik kurallarına göre Farsça’daki melek anlamındaki “İzed” veya tanrı anlamındaki “Yezdan” sözcüğünden geldiğidir.
Buna göre kelime Ezidî, İzdî, İzidî biçiminde olmalıdır.
Nitekim fırka mensupları bugün kendilerini Ezdî veya Ezidî diye anmaktadır.
Teşekkülü ve Tarihsel Gelişimi
Yezidiliğin ortaya çıkışı konusunda da ihtilaflar bulunmaktadır. Bu görüşlerden en uygunu Mustafa Nuri Adî isminde Nasturî bir keşişe nispet edilen görüştür. Adî nisbesiyle anılan bu keşiş Müslümanlığı kabul ederek Lâleş manastırında İslam ile Nasturîliği birleştiren bir din ya da dinî anlayış oluşturmuştur. Ardından Yezidîler’in kutsal kitabı hüviyetinde Kitabü’l-Cilve ve Mushaf-ı Reş’i yazara düşüncelerini yaymaya çalışmıştır.
Alt zümrelere bölünerek büyük kısmı yerleşik, kalanları göçebe olarak yaşayan Yezidîler başlıca Musul’un Lâleş ile 160 km. batısında Sincar dağları civarı, Dicle’nin kuzeydoğusu ve Fırat’ın batısında ve Tiflis civarında yaşamışlardır. Fırkanın tarihi seyri, sözü edilen bölgelerdeki siyasi dalgalanmalara paralel olarak geçmiştir.
Bugün başlıca Irak ve Suriye ile çok küçük oranda Türkiye, Gürcistan ve Ermenistan’da yaşayan Yezidîler’in nüfusları ile ilgili olarak nihai istatistikler yoktur. Ancak tahmini olarak Irak’ta 20-30 bin, Suriye’de 5-6 bin dolayında Yezidî yaşadığı sanılmaktadır. Türkiye’de Siirt, Hakkari, Mardin, Urfa gibi illerimizde vaktiyle daha kabarık sayıda Yezidî yaşarken bunların büyük çoğunluğunun Avrupa’ya göç ettiği ve ancak birkaç bin Yezidî vatandaşımızın kaldığı bilinmektedir.
İnanç ve İbadetler
Yezidîliğin inanç ve ibadet anlayışı, yaşadıkları bölgelerde vaktiyle etkili olan din ve geleneklerin bir çeşit karışımından meydana gelir. Araştırmacılar Yezidîliğin Allah ve şeytan (Melek Tavus) biçimindeki düalist
karakterinin Zerdüştîlik’ten, tenasüh anlayışının Sabiîlik’ten, güneş, ay ve yıldızları karşı taziminin Mecusîlik’ten, Melek Tavus olarak horoz şeklindeki putlara saygısının paganizmden, içki içmeyi caiz görmelerinin Hıristiyanlık’tan, erkek çocukların sünnet edilmesi ile namaz, oruç ve zekat gibi mükellefiyetler üzerindeki bazı değerlendirmelerinin İslam’dan kaynaklandığını ifade etmişlerdir. Bazı araştırmacılar ise Yezidîliğin Asurlu, İranlı, Hıristiyan ve Müslüman unsurlarıyla karışmış bir Maniheizm temelli fırka olduğunu belirtmişlerdir.
Yezidîliğin iki kutsal kitabı Kitabü’l-Cilve ve Mushaf-ı Reş’tir. Araştırmacılar Kitabü’l-Cilve’nin iddia edilenin aksine Şeyh Adî tarafından değil çok muhtemelen Şeyh Fahreddin tarafından yazıldığını, Mushaf-ı Reş’in ise kimliği tam olarak bilinemeyen Hasan-ı Basri tarafından 1340’larda kaleme alındığını belirtmişlerdir. Bu iki kitap arasında muhteva bakımından çelişkilerin olması, Yezidîliğin esnek bir dokuya sahip olduğunu, toplumun inanç ve anlayışlarını metinlerden ziyade din adamlarının belirlediğini, ayrıca fırkanın sistemleştirilmiş bir inanç manzumesine sahip olmadığını gösterir.
Gerek kaynaklarda gerekse yapılan saha çalışmalarında Yezidîler’in kelime-i şehadeti, Lâ ilâhe illallah, Emin Cebrâil Habîbullah (Allah’tan başka ilah yoktur, Emin Cebrail Allah’ın sevdiğidir) şeklinde tespit edilmiştir. Burada Emin Cebrail’den maksat Melek Tavus’tur. Şeytan diye de anılan Melek Tavus, Yezidîliğin en önemli sembolüdür ve horoz şeklinde tersim edilir. Kelime-i şehadetten biraz daha uzun olan ve sabah kalkarken ve akşam yatarken okunan şu üç ibarelik söz de Yezidîliğin temel inançlarını teşkil eder: “a) Melek Tavus’un Allah’ın meleği ve elçisi olduğuna, b) Şeyh Adî’nin Allah’ın meleği ve Yezidîler’in mürşidi olduğuna, c) Sultan Yezid’in Allah’ın meleği, dünyanın nuru ve insanlığın sevinci olduğuna iman ederim.”
Yezidîlik’te tenasüh inancı da bulunmaktadır. Onlara göre, bir kimse öldüğünde iyilik ve kötülüğüne göre değerlendirilir. İyi bir kimse ise başka bir insana, kötü bir insan ise cezasını çekmek üzere domuz, eşek, köpek gibi hayvan şekline girer.
İbadet anlayışlarına gelince, Yezidîler’in yerine getirmekle yükümlü oldukları ibadetlerden birisi namazdır. Sabah ve akşam olmak üzere günde iki kez güneşe doğru dönerek bazı duaları okumaktan ibaret olan namazın gizli olması ve ferdi olarak yerine getirilmesi gerekir. Bu bakımdan Yezidî bölgelerde ibadethane yoktur. Namaz için elleri yıkamak bir nevi abdesttir ve yeterlidir.
Oruç: özel ve genel olmak üzere iki çeşittir. Özel orucu din adamları tutarlar. Bunlar yirmi günü Aralık, 20 günü Temmuz, 3 günü de Lâleş’te Şeyh Adî türbesinde, geldikten sonra da 80 güne tamamlanan oruçtur. Genel oruç, her Yezidî’nin Aralık ayının başından itibaren tuttuğu üç günlük oruçtur.
Hac ibadeti: Yezidî geleneğinde Lâleş’te Şeyh Adî’nin türbesine ziyaretten ibarettir. Bu ziyaret Eylül ayının 23-30. günleri arasında yapılır.
Zekat: müritlerin gelirlerinin % 10’unun şeyhlere, % 5’inin pirlere, %2,5’inin fakir diye anılan ve toplumu dinen aydınlatanlara verilmesi yoluyla gerçekleştirilir.
Diğer taraftan Mushaf-ı Reş’te bazı yasaklardan söz edilmektedir. Buna göre yiyeceklerden marul, bakla, lahana, balık, geyik ve horoz eti yemek yasaktır. Özellikle horoz kutsaldır. Çünkü o Melek Tavus’u simgelemektedir. Aynı şekilde koyu mavi elbise giymek, helaya girmek ve hamamda yıkanmak de haramdır. Çünkü hela ve hamamlar şeytanın oturdukları yerler olarak görülür. Ayrıca şeytan ve mel’un gibi kelimeleri kullanmak da yasaklar arasındadır.
Yezidîlik’te bayramlar da önemlidir. En büyük bayram Sare Sale (Sarsaliya) bayramıdır. Her yıl Melek Tavus’un yeryüzüne inmesi ve her şeyi yönetimine alması münasebetiyle Nisan ayının ilk Çarşamba gününden ay sonuna kadar devam eden bayramdır. Cemai Bayramı 28 Eylül- 3 Ekim arasında kutlanır. Hata ve günahların affedildiğine inanılan gündür. Ayrıca Yezid Bayramı (Yezid b. Muaviye’nin doğduğu günün anısına), Şeyh Adî Bayramı (3 Ağustos’ta Şeyh Adî’nin orucu vesilesiyle), Bülende Bayramı (Şeyh Adî’nin doğumu anısına) adlarında kutlanan bayramlar vardır.
Yezidî toplumu dini hiyerarşi bakımından Müritler ve Ruhaniler olmak üzere ikiye ayrılır. Müritler genellikle çiftçilikle uğraşan toplumun alt ve en kalabalık kesimini teşkil eder. Ruhaniler ise şu kesimlerden oluşur:
Mirler veya Emirler: Dini ve dünyevi gücü elinde tutan en yüksek sınıftır.
Şeyhler: Toplumu dini bakımdan aydınlatmakla yükümlüdürler.
Pirler: Şeyhlere yardım eden kesimdir.
Fakirler: Vaaz, nasihat ve telkinlerin yanında aileler arasındaki anlaşmazlıkları çözmekle yükümlüdürler.
Peşimamlar: En önemli görevleri nikah kıymaktır.
Kavallar: Emir ve şeyhlere hizmet eder, bayramlarda ilahi söylerler.
Köçekler: Kavallara yardımcı olan ve okunan ilahilere uygun olarak oynayıp toplumu aynı zamanda eğlendiren kimselerdir. Vesselam… METİN ALKAN
EĞİTİMCİ YAZAR