Araştırmacı Yazarlar | Yazarlar

CENNETTEKİ IRMAKLAR, KÖŞKLER SARAYLAR...

24 Şubat 2019, 21:11

CENNETTEKİ IRMAKLAR, KÖŞKLER SARAYLAR...

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

   Allahü teâlâ Muhammed sûresinin 15. âyet-i kerîmesinde meâlen; “Allahü tealaya karşı gelmekten sakınanlara vâd edilen Cennet’te temiz ve saf sudan ve tadı bozulmayan sütten içenlere zevk veren şarabtan ve süzme baldan ırmaklar bulunmaktadır. Onlara orada her çeşit meyve ve Rablerinden mağfiret vardır” buyurmuştur.

   Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: “Cennet ırmakları misk dağlarının yahut da misk tepelerinin altından çıkar.”

   “Muhakkak Cennet’te; su, bal, süt ve şarap denizi vardır. Sonra yarılıp nehirler akar.”

   Cennet ırmakları, dünyâ ırmakları gibi çukurdan değil, yer üstünden akarlar. Cennet’ tekilerin canlarının istedikleri yöne aktıkları gibi; yanlarında akmalarını dilerlerse, onlarla akıp giderler. Bu ırmaklar yüksek ve dallı ağaçlar altından ve arasından akarlar. Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: “Cennet’te su, bal, süt  ve şarap olmak üzere dört deniz vardır. Bunlardan ırmaklar ayrılıp, Cennet ehlinin derece ve makamlarına göre akarlar.” Her derecenin yanında bu dört ırmak bulunur. Bu ırmaklarda kızıl yakuttan, yeşil zebercedden ufak taşlar vardır. Toprağı beyaz kâfurdan ve miskten olup ırmakların etrafı za’ferândan yapılmıştır.

   Cennet’te pınarlar vardır: Biri kâfurdandır. Nitekim Kur’ân-ı kerîmde İnsan süresinin 5. âyetinde meâlen: “Salih ve itaatkâr olan mü’minler, âhırette kâfur katılmış dolu bir kâseden içerler.”, 6. âyetinde de; “O kâfur bir pınar, bir çeşmedir ki Allahü teâla’nın seçilmiş kulları ondan içerler ve o pınarı diledikleri yere akıtırlar” buyuruldu.

   Biri de selsebil’dir. Nitekim Kur’ân-ı kerîmde İnsan sûresinin 18. âyetinde meâlen; “O Cennet’teki pınarlardan birinin adı Selsebil’dir” buyuruldu. Katâde (r.a.) buyurdu ki: “Selsebil, onu diledikleri yere götürürler demektir.”

Biri de tesnîmdir. Mutaffifîn sûresinin 27. ve 28. âyetlerinde meâlen; “O hâlis şaraba tesnim çeşmesinden karıştırılır. Tesnîm öyle bir çeşmedir ki, onu karışıksız içenler, bârigâh-i ilâhînin mukarrebleridir” buyuruluyor. Bu pınar, yüksek yerden çağlayarak aktığından tesnîm adı verildi.

   Biri de lezzetli şarabdır. Rahman sûresinin 60. âyet-i kerîmesinde tefsîr âlimleri buyurdular ki: “Bu iki pınar, fıskiye şeklinde yerden sür’atle çıkarlar.” İbn-i Mes’ûd (r.a.); “Onlar misk ve kâfur şerbetleridir” buyurdu. Enes (r.a.); “Cennet’tekilerin ev ve saraylarına bu iki pınardan fıskiye gibi misk ve anber akar” buyurdu.

   Kevser havuzu: Peygamber efendimizin (s.a.v.), haşr meydanında Kevser havuzu olduğu gibi Cennet’te de vardır. Cennet’in içinde bulunan Kevser havuzu asıldır. Dışarda bulunan Kevser havuzuna buradan akar. Hadîs-i şerîfde Resûlullah efendimiz (s.a.v.); “Kevser, Cennet’te büyük bir ırmaktır, kenarları altından yapılmış, yatağı inci ve yakuttandır. Toprağı misk olup, çok güzel kokar. Suyu baldan tatlı ve kardan beyazdır” buyurmuştur.

   Nehirlerin çevresi, meyveli ağaçlarla dolu ve süslüdür. Bu ağaçların dalları kurumaz, yaprakları dökülüp çürümez, meyveleri hiçbir zaman tükenmez. Birbirinden güzel ve üstün olan sekiz Cennet’te akan daha nice nehirler vardır. Kevser nehri’ni Cenâb-ı Hak sevgilisi Muhammed aleyhisselâma vermiştir. Bu nehrin kaynağı arşın altındadır, oradan Sidre’ye gelerek Firdevs Cenneti’ne dökülür. Yaydan atılmış ok gibi sür’atle Firdevs-i âlâ ile diğer Cennet’lerden akar durur. Rengi sütten beyaz, tadı baldan tatlı, kokusu anberden hoştur. Ondan içen tadını hiç unutamaz. Muhammed aleyhisselâm Cennet’e girmeden evvel, ümmetiyle mahşer meydanındaki Kevser’den içeceklerdir.

   Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmde Kevser sûresinin 1. âyet-i kerîmesinde meâlen; “Muhakkak biz (Azîmüşşân) sana Kevser’i verdik” buyurdu. Böylece Kevser’in Muhammed aleyhisselâma Cennet’te verildiği ifâde edildi. Muhammed aleyhisselâm bu âyet nazil olduğunda, Kevser’i şöyle beyân buyurdu: “Kevser bir nehirdir ki, onu bana Rabbim Cennet’te verdi. Onda pekçok hayır vardır.” Bâzı hadîs-i şeriflerde havuz tâbiri kullanıldı: “Kevser havuzu’nun bir kenarı bir aylık yol kadardır. Kenarlarının uzunluğu eşit kare şeklindedir. Suyu sütten beyaz, kokusu miskden daha güzeldir. Bardakları da gökteki yıldızlardan daha çoktur. Ondan bir içen bir daha susamaz.” Başka bir hadîs-i şerîfde buyuruldu ki: “Cennet’te bir ırmak gördüm, kıyılarında içi oyulmuş inciden yapılmış köşkler vardır. Elimi suya attım elime hâlis misk geçti. Bu nedir diye sordum. Allahü tealânın sana hediye ettiği Kevser’dir dediler. Irmağın suları sütten beyaz baldan tatlıydı, içinde yeşil renkli kuşlar yüzmekteydi. Onların etinden yiyen ve bu ırmağın suyundan içenler, Allahü teâlânın rızasını kazananlardır.”

   Enes’in (r.a.) rivayet ettiği hadîs-i şerîfde; “Resûlullah (s.a.v.) bir defa başını eğdi, sonra gülümseyerek mübarek başını kaldırdı ve; “Kevser sûresi bana nazil oldu” buyurdu. Sonra devamla: “Kevser nedir, bilir misiniz? O, Cennet’te bir nehirdir. Rabbim (c.c) onu bana vâd etti. Onda büyük hayırlar vardır. Ayrıca onun toplandığı bir havuz vardır. Kıyamet günü, ümmetim ona uğrar ve ondan içerler. Onun bardakları gök yıldızlarının sayısı kadardır.”

   “Cebrail aleyhisselâm ile Cennet’te gezerken bir nehir ile karşılaştık. “Bu nedir?” diye Cebrail’den sordum. Cebrail; “Bu, Rabbinin sana verdiği Kevser’dir” dedi ve eli ile suya vurdu. Bir de baktık ki nehrin yatağı yâni toprağı misktendir.”

Ebû Zer (r.a.) diyor ki: “Resûl-i ekreme, Kevser havuzu’nun bardaklarından sorduğumuzda buyurdular ki: “Allahü teâlâya yemin ederim ki onun bardakları, bulutsuz karanlık gecedeki yıldızların sayısından çoktur. Ondan içen bir daha susamaz.”

   Semure’nin (r.a.) rivayetine göre Resûl-i ekrem (s.a.v.); “Her peygamberin havuzu var ve her peygamber, havuzuna fazla insanların gelmesiyle övünür. Benim havuzuma geleceklerin daha çok olacağını umarım. Ümmetime ondan su veririm içerler” buyurdu. Eshâb-ı kiram; “Yâ Resûlallah (s.a.v.) o günde ümmetinizi bilir misiniz?” diye sordular. Resûlullah (s.a.v.); “Bilirim. Nişanları vardır. Diğer ümmetlerden onunla belli olursunuz” buyurdu. Eshâb-ı kiram (r.anhüm); “Yâ Resûlallah (s.a.v.)! O nişanlar nedir?” diye sorunca, Resûlullah (s.a.v.); “Elleriniz ve ayaklarınız abdest suyundan ak (nurlu) olur. Ondan belli olursunuz. Benim minberim o havuzun üzerinde olur” buyurdu.

   İbn-i Abbâs (r.a.) buyurdu ki: “Kıyamet günü Ebû Bekr Sıddîk, Ömer-ül Faruk, Osman-ı Zinnûreyn, Aliyy-ül-Murtazâ buraya gelsinler diye bir ses gelir. Hep birlikte gelirler. Hazret-i Osman’a, kimi dilersen Kevser havuzu’ndan içir” buyurulur.

   Resûlullah (s.a.v.) ömrünün sonlarına doğru Eshâb-ı kirâmına buyurdu ki: “Ben şimdi önden gidiyorum. Siz de ardımdan geleceksiniz. Uğrak yeriniz havuzdur. Havuzum çok geniştir. Kevser havuzundan oraya su dökülür. Onun suyu sütten beyaz, kaymaktan yumuşak ve baldan tatlıdır. Buradan içen bir daha susamaz. Bu ırmağın çakılları inci, yatağı ise misktendir. Yarın Mevkıfde (yâni kıyamette mahşerî kalabalık olarak beklenilen yerde); “Ondan içmeyenler bütün hayırlardan mahrumdurlar” denecektir. Yarın bana gelmeği arzu eden, bugün elini ve dilini lüzumsuz şeylerden çeksin” buyurdu.

   Cennet’teki köşkler ve saraylar:

   Allahü teâlâ, Kurân-ı kerîmde Tevbe sûresinin 72. âyetinde meâlen; “Allah, mü’min erkeklere de, mü’min kadınlara da kendileri, içinde ebedî kalıcı olmak üzere altından ırmaklar akan Adn Cennetleri’ni ve çok güzel meskenleri vâdetti. Allah’ın bir rıdvânı (rızâsı) ise daha büyüktür, işte bu, en büyük seadettir”, buyurdu.

   “O, sizin günahlarınızı yarlığar, sizi altlarından ırmaklar akan Cennet’lere ve Adn Cennetleri’ndeki çok güzel saraylara sokar, îşte bu en büyük kurtuluş (seâdet)idir.”

   Bir hadîs-i şerîfde Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: “Her kim ihlâs sûresini on bir defa okursa, onun için Cennet’te bir saray yaptırılır. Yirmi defa okuyan için iki saray bina edilir. Her kim otuz defa okursa onun için Cennet’te üç saray yaptırılır” buyurdu. Bunun üzerine Ömer (r.a.); “Yâ Resûlallah o takdirde saraylarımız çoğalır” dedi. Resûlullah da: “Allahü teâlâ lütfunu bundan daha bol ihsan eder” buyurdu. Yine hadîs-i şerîfde buyuruldu ki: “Aziz ve Celîl olan Allahü tealâ bir kulunun, evlâdının ruhunu aldığı zaman meleklere hitaben; “Kulum ne söyledi?” diye sorar. Melekler; “O (kul) sana hamdetti ve istircâ eyledi (innâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn) der. Yâni “Biz (dünyâda) Allah’ın teslim olmuş kullarıyız ve biz (âhırette) ancak O’na dönücüleriz” mealindeki âyetini okudu” derler. Alahü tealâ da: “Ona Cennet’te bir köşk yapınız ve hamd evi adını veriniz” buyurur.”

Cennet’te yakuttan, inciden, zebercedden ve altından saraylar ve köşkler vardır, içlerinde sündüs, istebrak ve ipeklerden minderler, döşekler ve yastıklar vardır. Altından ve kristal gibi nurdan ve hâlis gümüşten kulpsuz maşrapalar, bardaklar ve kâseler ile sahanlar ve tabaklar vardır. Onların bazısı altından, kimisi de nurdandır. Nitekim Gâşiye sûresinin 13. âyetinde meâlen; “Cennet’te yüksek sedirler ve tahtlar vardır” buyuruldu. Vakıa sûresinin 16. âyetinin tefsirinde, tefsîr âlimleri bildiriyorlar ki: “Cennet’tekiler; yakut, cevahir, inci ve zeberced ile süslü tahtlar üzerinde birbirlerine karşı oturup konuşurlar. Sündüs, istebrak ve ipek kumaşlardan minderler, döşekler ve yastıklar vardır. Bunlar şimdiki hâlde döşenmiş yayılmıştır. Rahman sûresi 54. âyetinde meâlen; “Cennet’tekiler, altı kalın ipekli olan döşek ve minderlere dayanırlar” buyuruldu. Hadîs-i şeriflerde; “O yaygıların üzeri ışık saçan nurdur”, “Cennet’te mü’minler için yüksek ve latif köşkler vardır. Bunlar içi boş tek bir inciden yapılmıştır” buyuruldu. Sebe’ sûresinin 37. âyet-i kerîmesi sonunda meâlen; “Onlar Cennet gurfelerinde emindirler” buyuruluyor. Gurfe; çardak, odalar demektir. Bunlar öyle yüksek köşklerdir ki, oradan her yer görülür. Bir hadîs-i şerîfde; “însan, Cennet’te, her biri ayrı ayrı süslü yetmiş koltuk yastığa dayanır” buyuruldu. Kimi parçalanmamış kırmızı yakuttan olup, üzerinde yeşil zebercedden inciler ve cevherler ile süslenmiş, kimi altından olup yakut, zümrüt, elmas ve la’l ile bezenmiş, kimi yekpare cevahirden ve zümrüt, mercan ve sarı yakut ile işlenmiş altındandır. İşte böyle yapılmış köşklerde ve sofalarda birbirlerinden yüksek yataklar ve döşekler vardır. Cennet’te öyle yerler öyle makamlar vardır ki, onlara uyun denir. Bunlar yayla gibi yerlerde ve deniz kenarlarında, güzel, geniş bahçeler içinde, ırmakların yanında, köşkler ve çadırlar ve her tarafı seyreden yüksek makamlardır. Hadîs-i şerîfde; “Cennet’tekiler, çardak ve cihannümâ (her yeri seyreden) makamlarının sahiplerini, sizin yerden yıldızları gördüğünüz gibi yüksek görür” buyuruldu.

Peygamberimize vahiy gelmesinden sonra idi. Müşrik Araplar, Resûlullah’a (s.a.v.) pek düşmandılar. Hz. Hadîce, Resûlullah’ı (s.a.v.) devamlı koruyup aramaktaydı. Peygamberimiz dışarıdayken, O’nu aramaya çıkmıştı. Cebrail (a.s.) insan kıyafetinde Hz. Hadîce’ye göründü. Hz. Hadîce, ona Peygamberimizi sormak istediyse de düşmanlardan olma ihtimâlini hesaba katarak sormayıp, geri eve döndü. Peygamberimizi evde görünce, hâdiseyi anlattı. Peygamberimiz (s.a.v.) buyurdu ki: “Senin gördüğün ve beni sormak istediğin o zâtın kim olduğunu biliyor musun? Cebrail aleyhisselâm idi. O, selamını sana bildirmemi söyledi. Şunu da sana bildirmemi söyledi ki, Cennet’ te senin için incilerden yapılmış bir köşk hazırlanmıştır. Tabî orada böyle üzüntülü, sıkıntılı, zahmetli ve külfetli şeyler bulunmayacaktır.”

   “Cennet’te öyle köşkler vardır ki içinde bulunanlar dışındakini, dışındakiler de içindekileri görür. Bunlar sözü hoş, selamı çok olanlara, yemeği çok yedirip oruca devam edenlere ve gece namaz kılanlara verilir.”

Cennet’teki vildân ve gılman ve huriler:

   Cennetlik olanların en aşağısı, on dünyâ kadar yâni on dünyâ miktarı nimet ve mertebelere kavuşur. Bir hadis-i şerîfde Resûlullah (s.a.v.); “Cennettekilerin en aşağı mertebede olanının seksen bin hizmetçisi vardır” buyurdu. Bunlar gılmânlardır. Allahü teâlâ onları Cennet’tekilere hizmet için yaratmıştır, insan olmayıp başka çeşit mahlûklardır. Nurdan yaratılmış gençlerdir. Bir rivayette, bu gılmânlar türlü libâslar (elbiseler) giyinirler.

   Vildân ve gılmân ile ilgili olarak Kur’ân-ı kerîmin çeşitli âyet-i kerîmelerinde şöyle buyuruldu:

   “Ehl-i Cennet’in içtikleri şaraptan, başları ağrımaz ve akıllarına halel gelmez. Onlara hizmet eden vildân, istedikleri ve arzu ettikleri kuş etlerini getirirler. Onlar da istedikleri kadar yerler.” (Vakıa sûresi: 19-21)

“Ehl-i Cennet’e, ellerinde altından büyük çanaklar ve küçük kâselerle hizmetçiler tavaf ederler. Cennet ehlinin her istedikleri şeylerle gözlerinin lezzet alacağı güzellikler vardır” (Zuhruf sûresi: 71)

“Sen o vildânları görünce, onları Cennet’e saçılmış inci zannedersin.” (İnsan sûresi: 21)

   “Cennet ehline ait olan vildanlar, hizmet için onların etrafında dönerler, emirlerini beklerler. Bunlar şeffaflıkta ve berraklıkta sedef içinde saklı inci gibidirler.” (Tür sûresi: 34) Bu âyet-i kerîme nazil olduğunda Eshâb-ı kiramdan biri; “Yâ Resûlallah! Hizmet eden hizmetçiler böyle olursa, bunların efendileri nasıl olur?” deyince, Resûlullah (s.a.v.); “Efendilerin, hizmetçiler üzerine fazileti; ayın ondördünde diğer yıldızlar üzerine fazileti (parlaklığı) gibidir” buyurdu.

Güler yüzlü ve tatlı dilli olan vildânlar Cennet’te oturanlara hizmette en ufak bir şeyde bile kusur etmezler.

   Vildâna gılmân da derler. Veya Cennet’te gılmânlar vardır. Cennet hurileri vardır. Hür: gözünün akı son derece ak, karası da son derece siyah ve büyük gözlü demektir. Cennet kızları olan huriler de pek fazla latîf ve sevgilidirler. Yüzleri ak, saçları ve gözleri ise kara nurdandır.

   Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmde Tür sûresinin 24. âyetinde meâlen, “Sıra sıra dizilmiş tahtlara yaslananlar olarak, biz onlara şahin gözlü ve yüzleri gayet güzel hurileri eş yaptık.”

   “Oralarda gözünü, yalnız eşlerine hasretmiş öyle dilberler vardır ki, bunlardan evvel ne bir insan, ne bir cin,asla kendilerine dokunmamışlar dır.”(Rahman sûresi: 56)

   “Orada saklı inci timsalleri gibi şahin gözlü huriler de vardır.” (Vakıa sûresi: 22-23)

   “Şüphe yok ki müttekiler (şirkten ve fenalıktan sakınanlar), emin bir makamda, Cennetlerde ve pınar başlanndadırlar. İnce ve kalın atlaslar, sırmalı kumaşlar giyerek, karşı karşıya oturup sohbet ederler. Hem onları iri iri gözlü, tertemiz hurilerle evlendiririz.” (Duhân sûresi: 51-54). Bir hadîs-i serîfde Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: “Cennet hurilerinden bir kadın, yer halkına baksa, hiç şüphesiz o, Cennet’le yer arasındaki fezayı aydınlatır ve orayı güzel bir koku doldurur. Yine muhakkaktır ki, o kadının başörtüsü bile, dünyadaki herşeyden kıymetli ve değerlidir.”

   Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: “Muhakkak hûr-i inlerin Cennet’te bir toplantı yerleri vardır ki, onlar (orada toplanırlar ve) halkın mislini işitmedikleri (güzel) şarkılarını terennüm ederek şöyle derler: “Bizler ebedîyiz, fani değiliz. Bizler nimetlere ermişleriz. Fakir olmayız, sıkıntı görmeyiz. Bizler (Rabbimizden ve eşlerimizden) razıyız, asla darılmayız ve kızmayız. (Cennetlerde) bizim için olan ve biz kendileri için bulunduğumuz erkeklere ne mutlu!” derler.”

   Mâlik bin Dînâr anlatır: “Benim her gece bir dersim vardı. Onu okurdum. Bir gece okumadan uyuya kaldım. Rü’yâmda mevcut güzelliklerin en güzeli bir kız yanıma geldi. Elinde de yazılmış bir kâğıt parçası vardı. Bana; “Sen güzel okuyabilir misin?” diye sordu. Ben de; “Evet güzel okurum” dedim. Bunun üzerine yazıyı bana verdi, içinde şu yazılı idi: “Uyku seni, hiç ölüm olmayan ve ebedî yaşıyacağın mevkii (yeri) talep etmekten meşgul etti. Cennetteki çadırlardan ve çadırların içinde güzel hûrîlerle beraber olmaktan uzak etti. Uykudan uyan! Muhakkak Kur’ân-ı kerîm okuyup teheccüd kılmak, uyumaktan daha hayırlıdır.”

Resülullah (s.a.v.) buyurdu ki: “Gücü yettiği (yapmak istediğini yapabileceği; halde, hiddetini (öfkesini) yenen kimseyi, kıyamet günü Allahü teâlâ çağırır ve bütün mahlûkatın gözü önünde hurilerden beğendiğini almasını ona emreder.”

Yine Resülullah (s.a.v.); “Üç şey vardır ki, mü’min olduğu hâlde bunları yapan ve bunlar ile gelen kimse, (kıyamet günü) hangi kapıdan isterse Cennet’e girer ve istediği kadar hurilerden kendisine verilir. Bunlar bilinmeyen, şahidi olmayan ve unutulmuş borcu ödeyenler, her namazı müteakip on İhlâs sûresini okuyanlar ve katilini affedenlerdir” buyurdu. Allah CC selamı bereketi Rahmeti üzerinize olsun..

                   METİN ALKAN

                       EĞİTİMCİ YAZAR

 

Araştırmacı Yazarlar
 Araştırmacı Yazarlar internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Araştırmacı Yazarlar Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
ÖNCEKİ YAZILARI
ÖZEL RÖPORTAJ
Ferudun Özdemir: 'Allah Var, Problem Yok'
Ferudun Özdemir: 'Allah Var, Problem Yok'
Ferudun Özdemir, “Allah var, problem yok!” adlı kitabında, yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen, Allah'a dayanıp, O'na güvenen insanların bir şekilde aydınlığa kavuşacaklarının farkındalığını oluşturuyor zihinlerde…
 
YAZARLARIMIZ
Y
Metin ALKAN
RAMAZAN ORUCUNDA KAZA VE KEFARET
Y
Mehmet GÖÇMEZ
Mezhep
Y
Nurcan CANKORU
GİZLİ SIRLAR
Y
Pınar SÖNMEZ
AŞK BİR NOKTA
Y
Hatice BAŞKAN
KADINSIN
Y
Fatmanur KUŞ
SU GİBİ AZİZ OL EVLADIM
Y
Duygu Gürses DİKEN
MALINI BAĞIŞLAYAN ELBETTE KURTULUŞA ERMİŞTİR..
Y
Zeynep DEMİR
önce sela, sonra adın okunur minarelerden.
Y
Ayhan KÜFLÜOĞLU
Eşyayı gösteren Rabbimiz’in varlığı, o eşyadan daha zahir ve kesin
Y
Nur KABADAYI
Umut Ederek Yaşamak
Y
Büşra ŞENTÜRK
Sen Kaderim Misin
Y
Büşra Nur GECE
Mabede İsmet; Meryem'e Betül Sıfatı Yakışır...
Y
Merve DİKİCİ
TEVEKKÜL KIL
Y
Ebru ATA
KIYIYA İNSANLIK VURDU
Y
Mustafa KAYALI
ZAMAN VE MEKÂNDA KIBLEMİZ
Y
Türker ELMAS
NUR ve HAKİKAT AVCILIĞI
Y
Nagihan ZENGİN
Ademiyetten Kemaliyete İrfan Yolculuğu
Y
Öznur MACİT
bir b/akış bir yürüyüş (04,05,14 Eskici dergi yayınlandı)
 
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
GÖRMEK LAZIM GEREKÇELİ KARAR GEREKÇELİ KARAR VAKİT SEHER VAKTİ
 
KONUK YAZARLARIMIZ
K
İsmail GENÇ
İnsanız ve İnsanlığı Özlüyoruz
K
Emrah POLAT
Vahametlerle İmtihan ve Müracaat
K
Mehmed ESMER
Kubbetüs Sahra'yı tanıyacağız
K
Elif NİSA
Gerçekten İnsan Azar
K
Elif MUSLUOĞLU
Cemâli Bâ Kemâle Seyredelim
K
Fikriye AYYILDIZ
GAFLET
K
Merve YAĞMUR
ÖLMEDEN ÖNCE ÖLÜNÜZ
K
Fuat TÜRKER
Münafıklar Kavramıyorlar!
K
Hüray BOZBIYIK
TESETTÜRÜN VERDİĞİ HUZUR
 
SON YORUMLANANLAR
 
VİDEO GALERİ
 
E-POSTA LİSTESİ
 
FOTO GALERİ
 
EN ÇOK TIKLANANLAR
 
ANKET

Web Sitemize Nasıl Ilaştınız?




 

Sitemizde yayınlanan haberlerde basın ahlakına, hukuk ilkelerine, insan hak ve özgürlüklerine bağlı kalacağımıza söz veririz. Yazarlarımızın yazılarıyla ilgili her türlü sorumluluk kendilerine aittir. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.

Adres : Sizde Araştırmacı Yazarlara Katılabilir Çalışmalarınızı Yayınlatabilirsiniz! arastirmaciyazarlar@gmail.com a Ad Soyad ve Yazar Resminizle birlikte gönderin değerlendirelim