Araştırmacı Yazarlar | Yazarlar

VAHİY SÜNNET KUR'AN

25 Kasım 2018, 12:06

                   VAHİY SÜNNET KUR'AN

                      Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

   Sünnetin vahiy ve teşrî kaynağı olduğu hakkında İslam alimleri arasında bir ihtilaf olmamıştır. Ne yazık ki bazı kimseler, yukarıdaki sözümüze karşılık farklı görüşler öne sürerken yanıldıklarını ve İmam Şafii’nin sözünde hataya düştüklerini belirtmeliyiz.
   “Müslümanlar arasında geçmiş herhangi bir zamanda, sünnetin hüccet ve hüccetinin bedehatinde hiç bir ihtilaf olmamıştır. İmam Şafii’nin Cimaul İlim veya başka yerlerde naklettiği hususunda yanılgıya düşenler aslında İmam Şafii’nin sözünü gerekli şekilde anlayamamışlardır. Sünnetin, sünnet olması açısından hüciyyetiyle, bu sünnetin nakil yolu olan hüciyyetindeki farkı idrak edememişlerdir. Sünnetin, sünnet olması açısından olan hüciyyetinde, Müslümanlar herhangi bir zaman diliminde ihtilaf etmiş ve herhangi bir fırka tartışma yapmış değildir. Fakat sünnetin, bir ümmetten diğerine nakil vasıtası olan rivayetlere gelince bazı kısımlarında bazı Mutezile ve yine bir kısmında Havariç ve onun hucciyetinde bazı Şia ihtilaf etmiştir.” (1)
   Sünnet gayet güzel muhafaza edilmiştir. Tarih, hiç bir dönemi Resulün (sav) dönemi kadar aydınlık ve dupduru anlatmamıştır. Accac’ın es-Sünnetu Kabled Tedvin vb. eserler, bu husus için güzel örneklerdir.
   Savaş meydanlarında Müslüman kılıcını düşüreyemeyeceğini anlayan küffar, kesin zafer için Müslümanların bu inancını gönüllerinden alınması gereğini hissetmiş, fakat bunda başarılı olamayacağını anlamıştı. Ama şeytanca kararını çok geçmeden de bulmuştu. Mademki Müslümanların gönüllerinden İslam’ı alamıyordu, o halde, o gönüllerde yatan İslam’ın vakıasını ve anlamını değiştirecek böylece batılın savunucusu bir nesil ortaya çıkacak ve hem düşüncede hem de hayatta sefil bir toplum olacaktı.
   Bundan sonrada hakim-mahkum yer değiştirecek ve Müslümanların yönetimi, küfrün iki dudağı arasından çıkan sözlerle olacaktı. İşte bu başarının yapılabilmesi için, Kur’an’ı tahrif etmek gerekliydi. Kur’an’ın da ortadan kalkması mümkün değildi. Fakat mânasını tahrif etmek mümkündü. Bunun gerçekleşmesi için sünnetin ortadan kalkması gerekiyordu. Zira sünnet, Kur’an’ın mânasını açıklıyor, onun mânalarının çok dışarılara çıkarılmasını engelliyordu. Eğer sünnet ortadan kaldırabilirlerse Kur’an’ın mânaları lastik gibi her yöne çekilebilecek ve böylece bir filozofun “bazı insanlar, bazı kavramlara o kadar çok mânalar yüklerler ki o kavram her şeyi ifade eder hale gelir. Oysa artık o kavram hiç bir şeyi ifade etmez hale gelmiştir. Çünkü her şeyi ifade eden bir kavram aynı zamanda hiç bir şeyi ifade etmez.” dediği gibi Kur’an’da bundan sonra ittifak kitabı değil, tefrikalar kitabı olacaktı.
   Bu hedefin bir an önce gerçekleşmesi için batı, müsteşrikleri yetiştirmeye başladı. Bunlar bir Müslümandan daha çok İslam’ı tanır vazıyette idiler. Mustafa Sibai Avrupa’daki bir anısını şöyle anlatıyor: “İngiltere’nin Manchester kentinde Prof. Robson’la görüştük. Bu sıralarda Ebu Davud’un Süneni’ni bir el yazmasıyla karşılaştırıyordu.” (2)
   Bu gün bir Müslüman dinini öğrenmek için Arapçasından Ebu Davud’u incelemezken küffar, o dini bozmak için daha derin inceleme zahmetine katlanıyor. Goldziher İslam’ı bulandırmak için altı ayda Arapça öğreniyor ve yine müsteşrikler, gönüllerdeki İslam’ı bozmak için büyük bir çaba ile concordance’yi hazırlamışlardır. Bu büyük hadis sözlüğü, Müslümanların dinini öğrenmek için nadir araştırmalarında dayanakları olmuş ve bir yazarın dediği gibi; “Ne zaman bu kitaba baksak utanıyoruz.” Bir çok İslam düşünürünün kitaplarını da onlar tahric ediyorlar. Küfrün İslam dinini bozmak ve bâtılı hakim kılmak için verdiği çabayı biz Müslümanlar onu öğrenmek, yaşamak ve yaşatmak için göstermiyoruz. İslam’ın insanlığa geldiği günden beri hiç bir dönemde Müslümanlar bu kadar zelil ve hakir olmamışlardır.
   Nihayet müsteşriklerin iddiaları Müslüman yazarların da ağızlarından duyulur oldu. Resulün (sav) sünnetinde şüpheler Müslümanların kafalarına girdi. Kur’an ve sünnetten besleneceği yerde müsteşriklerin rahlelerine oturup onların kitaplarını tedris ediyor ve bu zehirleri, İslam adına insanlara dağıtıyorlar. Radyo, dergi, televizyon, gazete ve kitaplara da akseden bu cürüm maalesef Müslüman evlatlarının ülkelerinde bir çok taraftar bulmuş durumdadır.
   Kur’an, lafız ve mânayı içeren bir isimdir. Yani Kur’an iki unsurdan oluşur: Lafız ve mâna. Kur’an bunlardan sadece lafız veya mânanın ismi değil, her ikisine birden verilen isimdir. (3)
   Sünnet münkirleri, Kur’an’ı Allah’ın (cc) koruyacağını fakat sünnetin bir koruyucusunun olmadığını iddia etmişlerdir. Buna delil olarak da: “Zikri biz indirdik, elbette onun koruyucusu biziz.” (Hicr 9) ayetini delil gösterirler ve buradaki “zikir” kelimesinden muradın Kur’an olduğunu söylerler.
   Rauf Çelebi ise böyle bir iddiayı reddeder ve iki husustan dolayı böyle bir iddiayı doğru bulmaz:
   1- Eğer “zikir”den maksat Kur’an olsaydı Allah (cc) bunu bir çok yerde açıkça serdettiği gibi yine açıkça belirtir (Kur’an lafzını kullanır)dı. Mesela: “Şüphesiz ki bu Kur’an en doğru yola iletir.” (İsra 9)
   “Hakikatte onların yalanladıkları ve aslı Levhi Mahfuz’da bulunan şerefli Kur’an’dır.” (Buruc 21-22)
   “And olsun biz Kur’an’ı öğüt almak için kolaylaştırdık.” (Kamer 17)
   “Biz onu, Kur’an olarak, insanlara dura dura okuyasın diye ayırdık.” (İsra106)
   “Ve dediler ki, bu Kur’an iki şehirden bir büyük adama indirilse olmaz mıydı?” (Neml 92)
   2-Eğer burada “zikir” ile kastedilen Kur’an olsaydı, ayetteki zamir şöyle olurdu:
   Çünkü surenin başlangıcında “Kur’an” yazılmış ve zikredilmiştir. Gramer yönünden zamirle ifadede bulunma en güzel olanıdır. Çünkü özel isimler zamire nazaran ikinci mertebededir. Çünkü bu öğretimde meşhurdur. Bu ise irab ilminin dayandığı ve Kur’an’ın konumunun onunla ittifak ettiği bir husustur.” (5) diyen yazar ayetteki “zikir”den maksadın Resulullahın (sav) Kur’an ve onun açıklaması olan sünnetiyle ifade ve insanları ona davet ettiği “risalet” olması gerektiğini ve böylece hem Kur’an ve hem de sünnete şamil olduğunu belirtmiştir.
   Nesefi’nin de ayetteki “lehu” zamirinin Resulullaha (sav) ait olabileceğini belirttiğini burada hatırlatmak gerekir. (6)
   Konuya değinen Mustafa Sibai ise: "Allah’ın ‘zikir’in korunmasıyla ilgili sözü salt Kur’an’la sınırlı değildir. Amaç Resulü aracılığı ile gönderdiği şeriat ve dini kapsamaktadır. Bu yönüyle de sadece Kur’an ve sünnet olmaktan daha genel bir anlam ifade etmektedir."
   “Eğer bilmiyorsanız kitap ehline sorun.” (Nahl 43) Yine Allah’ın din ve şeriatını bilenler amaçlanmaktadır. Hiç kuşkusuz Allah, Kur’an’ı koruduğu gibi sünneti de korumuştur...” (7)
   Muhammed Ebu Şehbe ise konuyla alakalı olarak şöyle der: “Allah Teala’nın: “Zikri biz indirdik, onu koruyacak olanda biziz.” sözüne gelince; ayetin metnindeki “lehu” zamiri hakkında iki görüş ileri sürülmüştür:
   a- Bu zamir, Hz. Muhammed (sav)’e işaret etmektedir. Eğer böyle anlaşılacak olursa, ayeti kerimeden kendilerine delil getirmelerine imkan yoktur. Zira bu durumda kast olunan Kur’an değil Peygamber (sav) olmuş olur.
   b- Zamir daha önce geçen “ez-zikir” kelimesine işaret etmektedir. Eğer “ez-zikir”i de kitap ve sünnet ile beraber, şeriatın tamamı olarak yorumlarsak, yine onunla delil getirmelerinin imkanı kalmayacaktır. Kur’an olarak tefsir etmek durumunda kalırsak, o zamanda elbette Kur’an dışındakilere nispetle hakiki bir tahsisin varlığını söylemekten kurtulamayacağız. Çünkü, Allah’u Teala Kur’an-dan başka daha pek çok şeyi muhafaza etmiştir. Örneğin; Resulullah (sav)’i ölümden ve hileden korumuş, kıyamete kadar arş, gökler ve yeri yok olup gitmekten muhafaza buyurmuştur. Şayet, buradaki tahsis izafe olup, özel bir şey için ise, bu durumda ona işaret eden karine veya delil olması gerekir. Halbuki, ister sünnet olsun, isterse başka bir şey, böyle bir delil söz konusu değildir. Metindeki “lehu” câr ve mecrurun öne alınması da hasr için olmayıp, ayetler arasındaki münasebetten dolayıdır... Allah Teala aynen Kur’an’ı muhafaza buyurduğu gibi sünneti de muhafaza etmiş, İslam ümmetinin bütününe sünnetin hiç bir unsuru gizli kalmamıştır.”
   İbn Hazm ise, konuyla alakalı olarak şöyle der: “(Zikirden maksat ayettir.) diyenlere karşı der ki: “Bu yalana dayalı, kanıttan ve delilden yoksun bir iftiradır. Bu “zikri” sınırlandırmak, tahsis etmek hiç bir makul mesnede dayanmamaktadır.“Zikir” kelimesi Allah’ın Nebisine (sav) indirdiği Kur’an ve sünnetin bütününü kapsayan bir isimdir. Allah Teala şöyle buyuruyor:
   “Nâsa (insanlara) indirdiğini beyan etmen için sana zikri indirdik.” (Nahl 44) Resulün (sav) Kur’an’ı beyan ve açıklamayla memur olduğu kesin bir hakikattir. Kur’an’da ise mücmel olan emirler ve hükümler çoktur. Namaz, zekat, hac ve bunlardan ayrı olarak bilip bilmediklerimiz... Bu mücmelleri açıklayan Nebinin (sav) beyanı, mahfuz ve korunmuşun dışında kalınca ve mücmelin selameti için bu muhafaza olayı sünneti içermiyorsa, bu durumda Kur’an naslarından yararlanmak nasıl olacak? Elbette ondaki üzerimize farz kılınmış hükümlerin çoğu anlamını yitirecektir. Ve biz bu durumda Allah’ın sahih muradının ne olduğunu da anlayamayacağız.” (9)
   Onlar sünnetin vahiy yolunu, Kur’an’ın vahiy usulü gibi meleğin gelmesi, onunda ezberlenmesi, kaydedilmesi ve sonrada tevatürî bir rivayet ve hiç bir beşerin ona benzer bir şey getirememesi şeklinde anlamaktadır. Bu iki vahiy arasındaki gizli fark onları şüphe ve bunda iltibasa düşürmüştür.
   Oysa Kur’an’ın vahyi, sünnetin vahyinden farklıdır.
   Aslında “Cumhuru Ûlema: sünnetle nakil olarak gelen şer’i ahkamın vahyedilmiş olduğunu ve vahyin sadece Kur’an’la sınırlı olmadığında görüş birliğindedir.” (11)
   Biz, yukarıdaki sözümüze yeniden dönelim. Kur’an iki şeyin toplamına verilen bir isimdir. Kur’an= Lafız +Mâna
   Lafız, sayfada yazılı olan ve telaffuz ederken dudaklarımızdan sesli olarak çıkmaktadır. Mâna ise bu lafızdan kastedilendir. İşte sünnet münkirlerinin iddiasına göre Allah sadece bu ikisini koruyacaktır.
   Bugün Kur’an lafzıyla mütevatir olarak önümüzde durmaktadır. Bunu hiç bir Müslüman inkar etmiyor ve edememektedir. Çünkü mütevatir olarak gelmektedir. Ama mütevatirin kendisini bağlamayacağını söyleyenlere bizim diyeceğimiz bir şey yoktur. Zira dinden mütevatir olarak bilineni inkar etmek sahibini dinden çıkarır.
   Kur’an’ın mânasına gelince: Kur’an’da öyle ayetler var ki, mânası bir karineye (sünnete) dayanılmadan açıklanması mümkün değildir. Tabi ki Kur’an anlaşılması için indirildi. Kur’an’da anlaşılmayan hiç bir ayet yoktur, diyenlere bizim burada söylemeye gerek duyduğumuz bir sözümüz yoktur. Bu konuyla alakalı Garibul Kur’an vb. kitaplar ve ihtilafları içine sığdıramayan yüzlerce cilt kitaplar, bizden daha keskin cevabı vermektedirler. Bu yüzden Kur’an’da, Allah’ın anlaşılmak üzere indirdiği Kur’an, açıklaması olan sünnetin de beraberinde olduğu Kur’an’dır. Eğer Kur’an Resulullahın açıklamasına gerek kalmadan anlaşılabiliyorsa ve Allah (cc) bunu kastediyorsa;
   “İnsanlara kendilerine indirileni açıklaman için sana da bu Kur’an’ı indirdik.” (Nahl 44) ayetinde çelişkinin olduğunu söylemek gerekirdi. Ve yine Kur’an sünnete ihtiyaç duymadan her şeyiyle ayân beyân ise, sahabenin Kur’an’ı anlama konusunda hiç bir ihtilafa düşmemesi ve Resulullaha danışmaması gerekirdi. Daha açık bir ifadeyle Resulün, insanlarla Rableri arasında ne işi vardı? Allah melek vasıtasıyla Kur’an’ı insanlara verirdi ve onlar güzel anlarlardı. Oysa Allah (cc) Kur’an’ını Resulüne bildirdiği vahiylerin toplamı olan sünnetin bütünlüğü içerisinde anlaşılır olarak nitelendirmiş ve;
   “Biz Kur’an’ı sana hakkında ihtilafa düştükleri şeyi, insanlara açıklaman ve iman eden bir topluma hidayet ve rahmet olması için indirdik.” (Nahl 64) buyurmuştur. Şimdi ayete dikkatlice bakalım:
   a- Önce ayette sahabenin ihtilafa düşeceği ve diğer ayetlerde de ihtilafa düştüğü görülüyor. Demek ki Kur’an anlaşılmak için tek başına yeterli değildir. Allah (cc) böyle buyuruyor. Ama Allah Tealanın gösterdiğinden daha kudretli olduğunu düşünen varsa, o kendi kendini aldatıyor demektir.
   b- Anlaşılmayan zamanla da ihtilafların kaynağı olan Kur’an, insanlığa hidayet ve rehber olabilir mi? Ayetleri anlaşılmayan bir Kur’an, tarlasında nasırlı elleriyle ekip-biçen ve böylece geçimini sağlayan, Arapça bilmediği için Kur’an’dan hiç istifade edemeyene benzer. Böyle bir Kur’an insanlara rehber olabilir mi? Allah CC selamı bereketi Rahmeti üzerinize olsun.    
METİN ALKAN

                                                 EĞİTİMCİ YAZAR
   Kaynaklar
   1-Hücciyetüs Sünne, Abdulgani Abdulhalık s. 15
   2-İslam Hukukunda Sünnet, Mustafa Sibai s.23
   3-Nurul Envar min Keşfil Esrar s.13, Şerhul Menar fi Usulü İbn Melek s.9
   5-es-Sünnetul İslamiyye, Rauf Çelebi s. 48-49
   6-Medarik, Nesefi c.2/s.269
   7-İslam Hukukunda Sünnet, Sıbai s.145
   8-Sünnet Müdafaası, Muhammed Ebu Şehbe, c.2/s.207-209
   9-Sünnetin Etrafındaki Şüpheler, Muhammmed Tahir Hakim, s. 103, İslam Hukukunda Sünnet, Sibai s.146-147
   10-Sünnetin Etrafındaki Şüpheler, Hekim, s.113
   11-age. s.112

 

Araştırmacı Yazarlar
 Araştırmacı Yazarlar internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Araştırmacı Yazarlar Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
ÖNCEKİ YAZILARI
ÖZEL RÖPORTAJ
Ferudun Özdemir: 'Allah Var, Problem Yok'
Ferudun Özdemir: 'Allah Var, Problem Yok'
Ferudun Özdemir, “Allah var, problem yok!” adlı kitabında, yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen, Allah'a dayanıp, O'na güvenen insanların bir şekilde aydınlığa kavuşacaklarının farkındalığını oluşturuyor zihinlerde…
 
YAZARLARIMIZ
Y
Nurcan CANKORU
GİZLİ SIRLAR
Y
Metin ALKAN
VAHİY SÜNNET KUR'AN
Y
Pınar SÖNMEZ
AŞK BİR NOKTA
Y
Hatice BAŞKAN
KADINSIN
Y
Fatmanur KUŞ
SU GİBİ AZİZ OL EVLADIM
Y
Duygu Gürses DİKEN
MALINI BAĞIŞLAYAN ELBETTE KURTULUŞA ERMİŞTİR..
Y
Zeynep DEMİR
önce sela, sonra adın okunur minarelerden.
Y
Ayhan KÜFLÜOĞLU
Eşyayı gösteren Rabbimiz’in varlığı, o eşyadan daha zahir ve kesin
Y
Nur KABADAYI
Umut Ederek Yaşamak
Y
Büşra ŞENTÜRK
Sen Kaderim Misin
Y
Büşra Nur GECE
Mabede İsmet; Meryem'e Betül Sıfatı Yakışır...
Y
Merve DİKİCİ
TEVEKKÜL KIL
Y
Ebru ATA
KIYIYA İNSANLIK VURDU
Y
Mustafa KAYALI
ZAMAN VE MEKÂNDA KIBLEMİZ
Y
Türker ELMAS
NUR ve HAKİKAT AVCILIĞI
Y
Nagihan ZENGİN
Ademiyetten Kemaliyete İrfan Yolculuğu
Y
Öznur MACİT
bir b/akış bir yürüyüş (04,05,14 Eskici dergi yayınlandı)
 
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Asgari Ücret, Sarı Yelek ve OYUN ÇOK BÜYÜK…! Özlüyorum, çok Özlüyorum!... ÖLÇÜ, ZAMAN, GÜVEN, EMEL İlginç ve İBRETLİK bir olay…
 
KONUK YAZARLARIMIZ
K
İsmail GENÇ
İnsanız ve İnsanlığı Özlüyoruz
K
Emrah POLAT
Vahametlerle İmtihan ve Müracaat
K
Mehmed ESMER
Kubbetüs Sahra'yı tanıyacağız
K
Elif NİSA
Gerçekten İnsan Azar
K
Elif MUSLUOĞLU
Cemâli Bâ Kemâle Seyredelim
K
Mehmet GÖÇMEZ
HUZUR
K
Fikriye AYYILDIZ
GAFLET
K
Merve YAĞMUR
ÖLMEDEN ÖNCE ÖLÜNÜZ
K
Fuat TÜRKER
Münafıklar Kavramıyorlar!
K
Hüray BOZBIYIK
TESETTÜRÜN VERDİĞİ HUZUR
 
VİDEO GALERİ
 
E-POSTA LİSTESİ
 
FOTO GALERİ
 
EN ÇOK TIKLANANLAR
 
ANKET

Web Sitemize Nasıl Ilaştınız?




 

Sitemizde yayınlanan haberlerde basın ahlakına, hukuk ilkelerine, insan hak ve özgürlüklerine bağlı kalacağımıza söz veririz. Yazarlarımızın yazılarıyla ilgili her türlü sorumluluk kendilerine aittir. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.

Adres : Sizde Araştırmacı Yazarlara Katılabilir Çalışmalarınızı Yayınlatabilirsiniz! arastirmaciyazarlar@gmail.com a Ad Soyad ve Yazar Resminizle birlikte gönderin değerlendirelim