Araştırmacı Yazarlar | Yazarlar

KURTULUŞ İTTİHAD-I İSLAM'DA

05 Mayıs 2014, 02:44

Reçete verilmiş ve her şey açıklanmış Risale-i Nur bakışı ile olaylara bakarsak Kur’an gözü ile görürüz . Her bakan göremez ama en azından seyreder . Şu an Mısır’da , Suriye’de yaşanan vahşetlere , zulümlere karşı ne tür bir tavır takınmamız gerekli olduğundan bahsedeceğiz .

Kur’anın deryasında gizli olan inci ve mercan gibi yakutları bulup çıkartabilmek için ancak Risale-i Nur gibi bir denizaltına , Üstad Hz. gibi de bir dalgıça ihtiyacımız var ki , O deryadan ahlak adına , İslami yaşayış adına gerekli olan ne kadar düstur mercanı , hakikat incisi varsa çıkartabilelim .

Bu noktadan Risale ummanında bir gezinti yapalım ve bu olaylara ne şekilde yaklaşmamız gerektiği hususunda ki bilgiler edinelim .

Ehâdis-i şerifede gelmiş ki: “Âhirzamanın Süfyan ve Deccal gibi nifak ve zındıka başına geçecek eşhâs-ı müdhişe-i muzırraları, İslâmın ve beşerin hırs ve şikakından istifade ederek, az bir kuvvetle nev-i beşeri hercümerc eder ve koca âlem-i İslâmı esaret altına alır.”

Ey ehl-i iman! Zillet içinde esaret altına girmemek isterseniz, aklınızı başınıza alınız.

İhtilâfınızdan istifade eden zalimlere karşı اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ  kal’a-i kudsiyesi içine giriniz, tahassun ediniz. Yoksa, ne hayatınızı muhafaza ve ne de hukukunuzu müdafaa edebilirsiniz.

Malûmdur ki, iki kahraman birbiriyle boğuşurken, bir çocuk ikisini de dövebilir. Bir mizanda iki dağ birbirine karşı muvazenede bulunsa, bir küçük taş, muvazenelerini bozup onlarla oynayabilir; birini yukarı, birini aşağı indirir.

İşte, ey ehl-i iman!

İhtiraslarınızdan ve husumetkârâne tarafgirliklerinizden, kuvvetiniz hiçe iner; az bir kuvvetle ezilebilirsiniz. Hayat-ı içtimaiyenizle alâkanız varsa, اَلْمُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِنِ كَالْبُنْيَانِالْمَرْصُوصِ يَشُدُّ بَعْضُهُ بَعْضًا düstur-u âliyeyi düstur-u hayat yapınız, sefalet-i dünyevîden ve şekavet-i uhreviyeden kurtulunuz. Mektubat 22. mektup (Mü’minler ancak kardeştirler.” Hucurat Sûresi, 49:10)

Müslüman ülkeler birbirleri ile uğraşmaktan ne zaman vazgeçecekler o zaman çocuk hükmünde olan devletler gelip Müslümanlara zulüm yapamayacaktır .

Şimdiki küffâr devletleri Kâinâtın Efendisi’ne karşı hakâret ve saldırganlıkta, çirkeflik ve hayâsızlıkta, küstahlık ve patavatsızlıkta birleştikleri gibi; Sultan İkinci Abdülhamid Hân’ın pâdişahlığı döneminde, yıl 1889 yılı ortalarını gösterirken Fransız senaryo yazarı Vicomte Henri de Bornier de, dîn-i İslâm’ı ve Resulullah Aleyhisselâm’ı küçük düşürmek maksadıyla “Mahomet” adı altında bir tiyatro oyunu hazırlamış; hattâ asılsız iftirâlar ve çirkin ithamlarla dolu olan bu oyununu, Commedie Française’de oynatmak için hazırlıklara başlamıştı.

Resulullah Aleyhisselâm’ı temsilen sahneye birinin çıkarılacağı, tamâmen uydurma ve hayâl mahsûlü hezeyanların, yalan ve iftirâların ortaya konulacağı bu çirkin oyunun muhtevâsı, henüz prova hâlindeyken Sultan Abdülhamîd Han tarafından haber alındı; ulu hâkan sür’atle harekete geçerek, oyun sahneye konulduğu taktirde Osmanlı’nın Fransa ile bütün ilişkilerini koparacağını, bunun Fransızlar için hiç de iyi olmayacağını ilân eden ve oyunun derhâl yasaklanmasını öngören bir irâde yayınladı.

Bu uyarıyı alınca eli-ayağı birbirine dolaşan ve ne yapacağını şaşıran Fransız hükümeti; ister istemez duruma müdâhale etmek zorunda kalıp, büyükelçilik vâsıtasıyla oyunun bütün Fransa’da yasaklandığını duyurdu. Karârın ardından dönemin Fransız büyükelçisi Sultan Abdülhamid’e; “Hazret-i Şehriyârî’nin fermân-ı hümâyûn’undaki emrinin ulu iktizâsınca, elinde bulundurduğu hükûmetine icrâ eylediği kat’î tavsiyelere cevâben, zikrolunan fâciânın Fransa’nın bi’l-cümle tiyatrolarında oynatılmasının men‘ine” karar verildiğini haber veriyordu.

Sultan Abdülhamîd Han’ın Peygamber’ine duyduğu sevgi o kadar büyüktü ki, oyunun yasaklandığını haber veren bir İtalyan gazetesinde: “Bu dramın sahneleneceği haberi üzerine Sultan, sanki kendisine bir Rus filosunun Boğaziçi’ne doğru hareket ettiği bildirilmiş gibi heyecâna kapıldı!..” deniliyordu.

Batılı devletlerin Resulullah Aleyhisselâm’a saldırı ve düşmanlık girişimleri Bornier’in bu teşebbüsüyle kalmamış, aynı rezâlet yine Sultan Abdülhamid Han döneminde, Voltaire’nin “Muhammed’in Cenneti” adlı piyesiyle tekrar sergilenmeye çalışılmıştı. Paris’te sahnelenmek istenen bu piyeste de; Hazret-i Zeyd -radiyallâhu anh- ile Hazret-i Zeynep -radiyallâhu anhâ- arasındaki bir mesele alaycı bir üslûpla dile dolanarak, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz açıktan açığa kötülenmeye ve küçük düşürülmeye kalkışılmıştı.

Şu kadar var ki, İslâm’a ve Resulullah Aleyhisselâm’a yöneltilen bu ikinci saldırı ve hakarete karşı Sultan İkinci Abdülhamid Hân tekrar harekete geçecek; Fransız Büyükelçiliği’ne gönderdiği ihtar mektubunda bu rezâlete derhâl son verilmesini, aksi taktirde Osmanlı hükümeti’nin bunu siyâsî bir mesele olarak gördüğünü ve gerektiğinde bütün İslâm âlemini ayağa kaldırıp üzerlerine salmaktan çekinmeyeceğini bildirecekti… Nitekim Sultân’ın bu defâki tehdidi de beklenen neticeyi verdi ve oyun bu kez de henüz prova hâlindeyken, Fransa’nın hiçbir şehrinde gösterilmemek üzere yasak edildi!..

Osmanlı Sultânı’nın Peygamber’ini ve mânevî değerlerini ilgilendiren böylesine hassas bir meselede hiç mi hiç şakası olmayacağını batılı devletler çok iyi biliyor, ancak kin ve küfürlerini dizginleyemedikleri için bu gibi icraatlardan da geri kalmıyorlardı. Nitekim Voltaire de tıpkı Bornier gibi, oyunu ikinci kez İngiltere’de oynatmaya teşebbüs etmekten çekinmedi. Fakat Sultan Abdülhamid Hân onlardan kat be kat daha basîretli ve zekî idi; onların yüreğinde yatan “târihî korku” yu ve kuyruk acısını çok iyi bildiği için, İngiltere’ye gönderdiği ültimatomda açıkça; “Eğer bu oyuna derhâl son vermezseniz, Halîfe-i müslimîn olarak; ‘İngilizler Peygamber’imizi tezyîf ediyorlar!’ diye âlem-i İslâm’a beyannâme neşreder, derhâl Cihâd-ı ekber îlân ederim!…” diyerek , düşmanlarını bir daha harekete geçemeyecekleri bir tehditle sindirdi.

Sultan Abdülhamid’in bu tehdidiyle oyun, artık hiçbir Avrupa devleti’nin oynatmaya cesâret edemeyeceği bir tarzda iptal edilmişti!..

İşte yıkılmaya yüz tuttuğu yıllarda bile Peygamber’ine ve mânevî değerlerine hakâret ettirmeyen Osmanlı’nın, küffârın gönlüne saldığı korkunun derecesi buydu. Osmanlı’nın azâmet ve kudreti küffârın gönlünde öylesine yer tutmuştu ki; çevirdikleri hîle ve entrikalarla imparatorluğu yıkımın eşiğine kadar getirdikleri hâlde, vaktiyle içlerine işlemiş olan bu korku hâlâ onları sendeletiyor ve ister istemez geri adım attırıyordu!..

Şimdilerde ise dünyada alalen müslümanlara zulümler yapılıyor , kimsenin kılı kıpırdamıyor . İnsanın “ ey Osmanlı ruhu tıpkı rüyalarda olduğun gibi diril gel “ diyesi geliyor .

* {(Haşiye): Hattâ hadîs-i sahihle, âhirzamanda İsevîlerin hakikî dindarları ehl-i Kur’an ile ittifak edip, müşterek düşmanları olan zındıkaya karşı dayanacakları gibi; şu zamanda dahi ehl-i diyanet ve ehl-i hakikat, değil yalnız dindaşı, meslekdaşı, kardeşi olanlarla samimî ittifak etmek, belki Hristiyanların hakikî dindar ruhanîleri ile dahi, medar-ı ihtilaf noktaları muvakkaten medar-ı münakaşa ve niza’ etmeyerek müşterek düşmanları olan mütecaviz dinsizlere karşı ittifaka muhtaçtırlar.} (20. Lem’a 9. Emir)

* İhfa, havf (yani gizlenmek ve korkmak) ; riyadandır. Farzda riyâ yoktur. Bu zamanın en büyük farz vazîfesi, İttihad-ı İslâm’dır. İttihadın hedef ve maksadı; o kadar uzun, münşaib, muhit, merâkiz ve maâbid-i İslâmiyeyi birbirine rabtettiren bir silsile-i nuraniyi ihtizaza getirmekle (yani pek çok kola ayrılmış, her yeri kuşatmış olan merkezleri ve İslam’ın ibadet yerlerini birbirine bağlayan nurani bir silsileyi manen harekete geçirmekle) onunla merbut olanları ikaz (onunla birbirine bağlanmış olanları uyarma) ve tarîk-ı terakkiye bir hâhiş ve emr-i vicdanî ile sevk etmektir (bir yüksek bir medeniyet yoluna istekle ve vicdanın emriyle yöneltmektir). BU İTTİHADIN MEŞREBİ MUHABBETTİR (yolu sevgidir). HUSUMET, CEHALET VE ZARURET NİFAKADIR. GAYR-I MÜSLİMLER EMİN OLSUNLAR Kİ, BU İTTİHADIMIZ BU ÜÇ SIFATA HÜCUMDUR (Yani İttihad-ı İslam düşmanlığa, cehalete ve fakirliğe karşıdır.) GAYR-I MÜSLİME KARŞI HAREKETİMİZ İKNÂDIR (yani güzel sözle razı etmektir). ZİRA ONLARI MEDENÎ BİLİRİZ. VE İSLÂMİYET’İ MAHBUP VE ULVΠ(sevgili ve yüce) GÖSTERMEKTİR. (Hutbe-i Şamiye, s. 94)

* “…Tiflis’te Şeyh San’an tepesine çıkar. Dikkatle etrafı temaşa ederken yanına bir Rus Polisi gelir ve sorar:

-Niye böyle dikkat ediyorsun?

Bediüzzaman der:

-Medresemin plânını yapıyorum.

O der:

-Nerelisin?

Bediüzzaman:

-Bitlis’liyim.

Rus Polis:

-Bu Tiflis’tir.

Bediüzzaman:

-Bitlis Tiflis birbirinin kardeşidir.

Rus Polisi:

-Ne demek?

Bediüzzaman:

-Asya’da, Alem-İslâm’da, üç nur birbiri arkasında inkişafa başlıyor. Sizde, birbiri üstünde üç zulmet inkişafa başlayacak. Şu perde-i müstebidâne yırtılacak, takallüs edecek, bende gelip burada medresemi yapacağım.

Rus Polisi:

-Heyhat!.. Şaşarım senin ümidine!

Bediüzzaman:

-Ben de şaşarım senin aklına! Bu kışın devamına ihtimâl verebilir misin? Her kışın bir baharı, her gecenin bir nehârı vardır.

Rus Polisi:

-İslâm parça parça olmuş?

Bediüzzaman:

-Tahsile gitmişler. İşte Hindistan İslâm’ın müstaid veledidir; İngiliz mektebi idadesinde çalışıyor. Mısır, İslâm’ın zeki mahdumudur; İngiliz mekteb-i mülkiyesinden ders alıyor. Kafkas ve Türkistan İslâm’ın iki bahadır oğullarıdır; Rus mekteb-i harbiyesinde tâlim ediyorlar. İlâ ahir…

Yâhu, şu asilzâde evlad, şehadetnâmelerini aldıktan sonra, her biri bir kıt’a başına geçecek, muhteşem âdil pederleri olan İslâmiyyetin bayrağını âfâk-ı kemâlâtta temevvüç ettirmekle, kaderi ezelini nâzarında, feleğin inadına, nev’i beşerdeki hikmet-i ezeliyyenin sırrını ilan edecektir.” Hâşiye

Hâşiye:  Aradan seksen sene geçtikten sonra Hz. Üstad’ın: “Ben burada (Tiflis) medrese yapacağım.” sözü, bilfiil tahakuk etmiş; hem Kafkaslarda, hem Türkistan illerinde her suale cevab veren Kur’an’ın son tefsiri Risale-i Nur neşir ve inkişafa başlamış.

* Ey muhataplarım! Ben çok bağırıyorum. Zira asr-ı sâlis-i aşrın (yani on üçüncü asrın) minaresinin başında durmuşum; sureten medenî ve dinde lâkayt ve fikren mazinin en derin derelerinde olanları camiye dâvet ediyorum.

İşte ey iki hayatın ruhu hükmünde olan İslâmiyeti bırakan iki ayaklı mezar-ı müteharrik bedbahtlar! Gelen neslin kapısında durmayınız. Mezar sizi bekliyor, çekiliniz. Tâ ki, hakikat-i İslâmiyeyi hakkıyla kâinat üzerinde temevvüc-sâz edecek olan nesl-i cedid gelsin! Şu muâsırlarım, varsın beni dinlemesinler. Tarih denilen mazi derelerinden sizin yüksek istikbalinize uzanan telsiz telgrafla sizinle konuşuyorum. Ne yapayım, acele ettim, kışta geldim; sizler cennet-âsâ bir baharda geleceksiniz. Şimdi ekilen nur tohumları, zemininizde çiçek açacaktır. Biz, hizmetimizin ücreti olarak sizden şunu bekliyoruz ki: Mazi kıt’asına geçmek için geldiğiniz vakit, mezarımıza uğrayınız; o bahar hediyelerinden birkaç tanesini medresemin (HAŞİYE 1) mezartaşı denilen ve kemiklerimizi misafir eden ve Horhor toprağının kapıcısı olan kalenin başına takınız. Kapıcıya tenbih edeceğiz; bizi çağırınız. Mezarımızdan 1 هَنِيئًا لَكُمْ sadâsını işiteceksiniz.

Sancı olmadan doğum olmaz , İslam sancı çekiyor nesl-i ati doğacak inşallah . Bunu Üstadımız bildirmiş . Hüzün seneleri bunlar , tıpkı Resulullah (asm)ın , sahabe efendilerimizin çektiği gibi acılar çekiliyor.Belki de ikinci asrı saadet dönemi bekleniyor , güzel baharlar gelecek bu olaylar o baharların kışları hükmünde . Ardından gelecek olan inkişaflar için şehit oldular Mısır’da , Suriye’de , Filistin’de , Irak’ta , Afganistan’da ölen kardeşlerimiz . Kan akmadan da doğum gerçekleşmez . Rabbim o masumlardan razı olsun . Ruhları şad olsun . Amin .

 Belki üzülüyoruz ama perde arkasında rahmet tecelli ediyor onlar şehit oldular , onlar , asıl yurtlarına göçtüler bir bilsek Rabbimiz onlara ahirette neler vereceğini , bir bombada bize atsalar diyeceğiz o zaman . Poşetlere , cesetlere takılmayacağız . Manay-ı ismi ile bakmayacağız ,  manay-ı harfi ile şükür edeceğiz . Rabbimiz herşeyi bilir ve bilerek yapar bize düşen dua etmek , yaraların sarılmasını sağlamak , ittihad-ı İslam olmaya çalışmak .

Zalimleri Kahhar ismi ile cezalandıracak olan da O’ dur . Bize düşen tevhid , teslim , tevekkül , saadet-i dareyn ve birlik ve beraberlik . Pencerelerden seyretmek , içine girmemek . Rabbimizi sorgulamamak , isyan etmemek , ettirmemek .

Bizler muhabbet fedaileriyiz husumete vaktimiz yoktur . Bu barışı getirir kanaatındayım . Bir olmadan güç olmaz kurtuluş İttihad-ı İslam’da …

Bu olaylar olmasa . Kim zalim ? Kim hain ? Kim iyi ? Kim kötü ? Kim Ebu Cehil’in tohumu ? Nereden bileceğiz ? Allah’ın Kahhar ismini nasıl tanıyacağız ? Bu saldırılar , bu zulümler olacak ki , Kahhar ismine olan ihtiyaç devreye girsin . Her gün 306 kez ” Ya Kahhar ” çekelim . Dağıtabilirsek toplu olarak 125.736 kez okuyalım ve şöyle dua edelim ” Ya Rabbi şu zalimi ıslah eyle , zulmünden döndür , ıslah olursa affeyle , zulümde ısrar ederse helak eyle ” Amin . Gerekirse bu duadan önce riyazat yapılabilir . Kahhar ismi iyi tanınmalı ve hayata geçirilmeli , üzerimize tecelli ettirmenin yolları araştırılmalıdır .

Reçete verilmiş ve her şey açıklanmış değil mi ? Ah şu Risaleler bir okunsa , bir hayata geçse , biraz anlaşılsa , kıymet bilinse , Üstad Hz. her şeyi açıklamış ve bu açıklananlar bir bir gerçekleşmekte .

Uyan ey nefsim ! Uyan ey ümmet-i Muhammed ! Ne olur uyan artık …

                                                                                                        Türker ELMAS

 

Araştırmacı Yazarlar
 Araştırmacı Yazarlar internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Araştırmacı Yazarlar Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
ÖNCEKİ YAZILARI
ÖZEL RÖPORTAJ
Ferudun Özdemir: 'Allah Var, Problem Yok'
Ferudun Özdemir: 'Allah Var, Problem Yok'
Ferudun Özdemir, “Allah var, problem yok!” adlı kitabında, yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen, Allah'a dayanıp, O'na güvenen insanların bir şekilde aydınlığa kavuşacaklarının farkındalığını oluşturuyor zihinlerde…
 
YAZARLARIMIZ
Y
Metin ALKAN
İNTİHAR VE DİNİMİZDEKİ FIKIHİ HÜKÜMLERİ
Y
Mehmet GÖÇMEZ
Mezhep
Y
Nurcan CANKORU
GİZLİ SIRLAR
Y
Pınar SÖNMEZ
AŞK BİR NOKTA
Y
Hatice BAŞKAN
KADINSIN
Y
Fatmanur KUŞ
SU GİBİ AZİZ OL EVLADIM
Y
Duygu Gürses DİKEN
MALINI BAĞIŞLAYAN ELBETTE KURTULUŞA ERMİŞTİR..
Y
Zeynep DEMİR
önce sela, sonra adın okunur minarelerden.
Y
Ayhan KÜFLÜOĞLU
Eşyayı gösteren Rabbimiz’in varlığı, o eşyadan daha zahir ve kesin
Y
Nur KABADAYI
Umut Ederek Yaşamak
Y
Büşra ŞENTÜRK
Sen Kaderim Misin
Y
Büşra Nur GECE
Mabede İsmet; Meryem'e Betül Sıfatı Yakışır...
Y
Merve DİKİCİ
TEVEKKÜL KIL
Y
Ebru ATA
KIYIYA İNSANLIK VURDU
Y
Mustafa KAYALI
ZAMAN VE MEKÂNDA KIBLEMİZ
Y
Türker ELMAS
NUR ve HAKİKAT AVCILIĞI
Y
Nagihan ZENGİN
Ademiyetten Kemaliyete İrfan Yolculuğu
Y
Öznur MACİT
bir b/akış bir yürüyüş (04,05,14 Eskici dergi yayınlandı)
 
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
BARIŞ PINARI HAREKATI TARİH BİZİ ÇAĞIRIYOR BİZDE TARİHE YENİDEN ÇAĞ AÇTIRIYORUZ Sevgi Teslimiyettir Vedud'un Hakkını Vedud'a Vermek Gerek!...
 
KONUK YAZARLARIMIZ
K
İsmail GENÇ
İnsanız ve İnsanlığı Özlüyoruz
K
Emrah POLAT
Vahametlerle İmtihan ve Müracaat
K
Mehmed ESMER
Kubbetüs Sahra'yı tanıyacağız
K
Elif NİSA
Gerçekten İnsan Azar
K
Elif MUSLUOĞLU
Cemâli Bâ Kemâle Seyredelim
K
Fikriye AYYILDIZ
GAFLET
K
Merve YAĞMUR
ÖLMEDEN ÖNCE ÖLÜNÜZ
K
Fuat TÜRKER
Münafıklar Kavramıyorlar!
K
Hüray BOZBIYIK
TESETTÜRÜN VERDİĞİ HUZUR
 
SON YORUMLANANLAR
 
VİDEO GALERİ
 
E-POSTA LİSTESİ
 
FOTO GALERİ
 
EN ÇOK TIKLANANLAR
 
ANKET

Web Sitemize Nasıl Ilaştınız?




 

Sitemizde yayınlanan haberlerde basın ahlakına, hukuk ilkelerine, insan hak ve özgürlüklerine bağlı kalacağımıza söz veririz. Yazarlarımızın yazılarıyla ilgili her türlü sorumluluk kendilerine aittir. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.

Adres : Sizde Araştırmacı Yazarlara Katılabilir Çalışmalarınızı Yayınlatabilirsiniz! arastirmaciyazarlar@gmail.com a Ad Soyad ve Yazar Resminizle birlikte gönderin değerlendirelim