‘’İslâmiyeti anlamak, anlaşılır ve anlaşılmaz noktalarıyle anlamak, ona tam bir sınır idrak ve teslimiyeti içinde bağlanmak, tam pazarsızlık ve muvazaasız iman noktasını bulasıya ve aklı son haddine kadar gerdikten sonra tepeleyesiye suçlamak ve aklı aşan akılla sırlara ermek dâvası... Vecd ve aşk çığırımızda da bu çapta bir tefekkür adamı yetiştiremedik, her türlü nefs ve hakikat muhasebesinden uzak yaşadık, din bahsinde de, belki büyük, soylu, hattâ şahsiyetli, fakat daima taklitçi kalmak sınırını aşamadık.’’ der Üstad Necip Fazıl Kısakürek. Bu davada ehemmiyeti hadsafhada olan mevzu Ebubekir Sıddıyk sadakatiyle ilerlemektir. ‘’O(sav) öyle demişse doğrudur.’’ Eminliğini tasdik etmeli, gönlün ve vücudun bütün uzuvlarına sadakati şerh şerh dokuyabilmelidir. Bütün fırtınalı imtihanlara karşı pencereleri sonuna kadar açıp, tevekkül ile yüreği ferah tutabilmeli. Tefekkür edebilme rahatlığıyla, tevekküle mahiyet vermek gönlün en ücra köşesine, en mahrem alanına bu sadakati yerleştirmektir.
Mü’min hakikati nerede bulduysa alabilme cesaretini göstermelidir. Hakikati yani, ‘’bütün kitaplar tek bir kitabı anlamak için okunmalıdır’’ hakikatini…
‘’…ben cemiyetin iman selameti yolunda ahiretimi de feda ettim. Gözümde ne cennet sevdası var, ne cehennem korkusu… Kur’an’ımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa cenneti de istemem; orası da bana zindan olur. Milletimizin, imanını selamette görürsem, cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü vücudum yanarken, gönlüm gül-gülistan olur…’’ sıddıykliğini gönlümüze razı eylemek. Bu sadakati yaşayabilme arzusunu gönüllerde yaşatabilmek. Şu andaki futbol takımlarına ayırdığımız sevgiyi, İslam coğrafyasına ayırabiliyor muyuz? ‘’Kaçan bir gol kadar üzüldük mü Afrika’da açlıktan ölen çocuklara?’’, sayı olmayan bir oyun kadar ağladık mı Arakan’da katledilen 100.000 kardeşimize, Suriye’deki gönüldaşlarımıza, Filistin’deki mü’min kardeşlerimize… Bu davayı kurtaracak olan ‘’ filmlerdeki amerikalı Coni’ler değil, kalbi kırık Müslüman çocuklardır…’’
Şimdi ‘’Uyku bölünmüyorsa Gazze ile, Suriye deyip yemek boğaza durmuyorsa ve kahkaha yarım kalmıyorsa Arakan diyerek, ‘Ey iman edenler; iman ediniz.’’ uyarısını dikkate almakta fayda vardır. Bu İslamiyet aşkının gönüllere ne kadar işlediğine bağlıdır. Ne kadar temiz ve aşk dolu gönüllerimiz var acaba? ‘’Aşk kutsaldır, kirli gönüllerde yuva yapmaz’’ derken Hz.Yusuf, kutsallarımızı tekrar gözden geçirmeyi görev bilmeliyiz. Kutsallarımızı anormalleştirmemiz, günahlarımızı normalleştirmemizle birlikte nereye varmayı hedefliyoruz acaba? ‘’Namaz kılmaktan ayakları şişen Peygamber(sav)’in uyumaktan gözleri şişen ümmeti’’ olarak BU GİDİŞAT NEREYE ACABA? NERDEN GELDİĞİMİZİ HATIRLASA, NEREYE GİDECEĞİMİZ KONUSUNDA DA ENDİŞE DUYMAYIZ İNŞALLAH. ‘’Bizim, olmuş ve olabilecek ahlâk kaynağımız adıyla ve sanıyla İslâm ahlâkıdır. Bunu anlayamadık; anlaşılacak olan buydu; anlaşılacak olan budur!’’
‘’Ben böyle bakıp durmayacaktım, dili bağlı,
İslâmı uyandırmak için haykıracaktım.
Gür hisli, gür imanlı beyinler, coşar ancak,
Ben zaten uzun boylu düşünmekten uzaktım?
Haykır! Kime, lâkin? Hani sâhipleri yurdun?
Ellerdi yatanlar, sağa baktım, sola baktım;
Feryâdımı artık boğarak, na´şını, tuttum,
Bin parça edip şi´rime gömdüm de bıraktım.
Seller gibi vâdîyi enînim saracakken,
Hiç çağlamadan, gizli inen yaş gibi aktım.
Yoktur elemimden şu sağır kubbede bir iz;
İnler "Safahât"ımdaki husran bile sessiz!’’