Bir tebessüm kadar

25 Ocak 2016, 09:01
yüzlerinde derin yaralar oluşmuş ve tebessümü unutmuş çocuklarımız

Önceleri köprü altı çocuklarıydı onların isimleri… Şimdi ise sokak çocukları. Eskilerde yalnızca köprü altında rastladığımızda açınılan, şefkat dolu gözlerle bakılan insanlarken, artık her sokakta rahatlıkla gördüğümüz, ürktüğümüz, horladığımız insanlar oldular. Durmadan sayıları artan, bankamatikleri kendilerine mesken tutan çocuklarımız.

Hür yaşama adına kendilerini sokaklara atan fakat, poşetlere konulmuş balileri solumaktan benizleri solmuş, kesici aletlerle hemhal olmaktan yüzlerinde derin yaralar oluşmuş ve tebessümü unutmuş çocuklarımız. Acıları unutmanın tek yolu vardı artık, o da bali koklamak.

Yeryüzü ev masiva çatıydı onlara. Her yer onlarındı ama hiçbir yerleri yoktu aslında. Kaybolmuştu yaşama sevinçleri, bütün umutlar bir buruşuk poşete hapsolmuştu.
Peki zor mu onları hayata bağlamak?

Trafik ışıklarında gelerek ‘‘bir yara bandı almaz mısın abi ?’’ dediklerinde camı suratına kapatmak yerine, bir sadaka vermek (tebessüm) zor mu bu kadar sizce?

Suratlarına kapanan camlar, boş çevrilen eller, onları daha da çukura itmiyor muydu? Hayata küsen, nerden inceldiyse oradan kopsun diyen bir hale gelmiyorlar mı? Kendilerini belli etmek adına, başlamadılar mı hırsızlığa? Yankesiciliğe?…

Dokununca zararları hepimize, haykırmaya başladık “Git Allah versin’’ diye…

Bir daha haykırdık gazete manşetlerinde, “Yok mu bunların önünü kesecek kimse?”

Ama şunu unuttuk ….

Bu çocuklar ; ya cami avlusuna bırakılmışlardı sokağa itilirken, yada sorumsuz ailelerin şaheseriydi böyle hor görülürken.! Sokak çocuğu olmayı onlar istememişti elbet.. Bu çocuklar bunu mu hak etmişlerdi?

Bunlar sokak çocukları; masum, horlanmış, dışa itilmiş, kötü insanların ve kötü emellerin eline terk edilmiş, bakıma muhtaç bi çare bizim evlatlarımız.

Hangimiz bir sokak çocuğunun başını okşadık, sevgi gösterdik ? Sevgisiz, tebessümsüz yetişen bu çocuklar, hayatın hep acımasız ve soğuk yüzü ile karşılaştılar.

‘‘Yetimi üzüp kahretme, isteyene azarlayıp çıkışma’’ diyen bir dine sahipken, nasıl katılaştı kalplerimiz bu kadar? Filistin, Irak, Afganistan, Çeçenistan için dua edemeyen acizlere kızmamalı artık. Yanı başındaki Müslüman kardeşini, ezilmişi, sahipsizi, garibi, unutan kalp, kilometrelerce uzağı nasıl görebilir ki?

Miyop olmuş gözlerimiz, taş kesilmiş kalplerimiz..

Bunlar bizim çocuklarımız, bir tas sıcak çorbadan yoksun, ellerinde tesbihle dolaşan, mutluluğu yapıştırıcı ve tinerlerde arayan çocuklar. Yani bizim çocuklarımız…

Efendimiz değil mi ki? ‘‘Bir kediyi aç bırakan ve ölümü terk eden kadının cehennemlik’’ olduğu söyleyen. Akletmiyor muyuz ki karşımızdaki bir insan ve hatta bir çocuk. Allah’ın severek yarattığı, ona ruhundan üflediğini mahluk.

Herkes rahatından birazcık fedakarlık etse, bir tebessüm kadar. Emin olun çıkacak at gözlükleri gözümüzden ve görmeye başlayacağız sağımızı solumuzu.

Yaptığınız iyilik hardal tanesi kadar dahi olsa mahşer günü Allah onu çıkartacaktır.
Yaptığımız her şeyin hesabını vereceğimiz o güne ne kadar hazırız ?

Bir mum yakmaktan da aciz değiliz ya değil mi?

Bir insanı kurtaran bütün dünyayı kurtarmış gibi olur, bir insanı ölüme terkeden bütün insanlığı öldürmüştür…

Fatma Beyza Gündoğan

Diğer Haberler
Ne Olur Terk Etme Beni