09 Aralık 2014, 15:57 - 
Bilim ve İnanç

Bilim ve İnanç

Bilim ve İnanç

Bugünlerde çokça; özellikle değer verdiğim ve saygı duyduğum biri hukukçu ve profesör diğeri ilahiyatçı ve doçent önemli iki zattan tekrarla işitiyoruz:

 

     ? Biz bilimi kabul ediyoruz; fen bilimlerini bilmeyen, dini ilimleri öğrense de koyu bir cehalete mahkûm kalır, diyorlar. Ve bütün medya araçlarında yazıyorlar. Fakat bunların ve benzeri zatların bu tarz açıklamaları, üç önemli noktayı bize unutturmaması lazımdır.

 

1- Bu gibi zatlar, kendilerini taklidvâri giden ilmi çalışmalarını aklamak için böyle demeçler verirken; ardında hemen ilave ediyorlar: Fakat bu bilimlerin dine ve Kur'ana aykırı olmamaları şartıyla... Zaten Kur'ana aykırı olan bilim, bilim olamaz, diyorlar.

 

İşte bakın; bu muhterem zatlar, bilimsel olmaktan ziyade siyasi demeçlere benzeyen bu gibi sözleriyle önemli birkaç zaaflarını gizlemiş oluyorlar:

 

a) Bilim ile dini metinlerin çelişmediğini bilmediklerini dolaylı da olsa itiraf ediyorlar. Aslında içlerinden bilim ile din çelişiyor ve biz bu bilimi reddediyoruz; Kur'anı esas alıyoruz, diyorlar.  Haliyle meal-i zahirisiyle.. Yani asla tevil ve tefsire girmeden..

 

b) Evet, bu zatlar bu davranışlarıyla Dini Literatürün gerçek manalarını bilmediklerini, Kur'anı da avam gibi meal-i zahirisiyle anladıklarını ifşa etmiş oluyorlar. Çünkü bu zatlar, Biyolojiyi, Antropolojiyi, bilimsel Tarihi bilmediklerinden Kur'anın nazm-ı maanisini ve müfredatının maksud manalarını göremiyorlar. Dolayısıyla profesör oldukları halde Kur'an hakkındaki bilgileri, Kur'anı meal-i zahirisinden okuyan bir ilkokul öğrencisinin bilgi seviyesini geçemiyor.

 

c) Bu ve buna benzer demeçler veren ve sosyal konularda akademisyen olan zatların, normal bir lise seviyesinde bile fen ilimlerini bilmedikleri açığa çıkıyor. Ben bunların çoğunu tanıyorum; bu tespitimi belgeleyebilirim.

 

Evet, din ile bilimin farklı disiplinler olduğunu söyleyen eskiden de şimdi de muhakemeli bir kısım ehl-i ilim var olmuşlardır. Eskiden böyle bir çıkış, yeterli olabilirdi. Fakat bilimin her sahaya girdiği ve her şeye bir açıklama getirdiği bu çağda, Bediüzzaman'ın tabiri ile asr-ı maarif ve terakkide bu yöntem yetmez. Ayrıca bir çeşit sekülerizm olan bu yöntemin sadra şifa olmayacağı gayet açıktır. Aslında eskiden de bu yöntem yetmediğinden çoğunlukla Mu'tezili olan âlimler, çıkışı şu gelen üç sacayakta bulmuşlar:

 

2-

a) İnsanın başta din olmak üzere hayatı ve varlığı anlaması için; güçlü ve sağlıklı bir seviyede dil bilmesi;

b) asrının seviyesinde fen bilmesi;

c) bir de özgürce düşünebilmesi gerekir.. İşte bundan dolayıdır ki, İslam'ın ilk üç yüz yılında, bütün dilci ve gramercilerin ve bilim adamlarının çoğu Mutezileden çıkmışlardır.

 

Hemen hatırlatalım ki; bu dini ve ilmi alanda özgürce düşünmek, geçmiş büyük insanlara saygısızlık manasına gelmez. Çünkü insanoğlunu âdem yapan yalnızca bu üçlü sacayağıdır: Yani ilmi ve edebi kitap yazacak kadar dil.. Tıp fakültesi amfisinde dersi dinleyebilecek kadar fen.. Ve Kur'anın "aklınızı çalıştırın!" olan tekrarlı emirlerini yerine getirecek kadar özgürce düşünmek.

 

3- Biz medeniyet, coğrafya, din ve genetik açıdan Avrupa'dan daha zengin olduğumuz halde; geri kalışımızın tek sebebi, eğitim sisteminde bu üçlü sacayağını kullanmayışımızdır. Bazı değerli insanlar bu büyülü üçlü formülün üçte birini gerçekleştirmişse de, bizde üçünü bir araya getiren hemen hemen hiç yok gibidir.

 

Evet, tarihte İslam âlemini gerileten tek şey şudur: Bu üçlü formülü esas alan Mu'tezileye karşı; taklidi ve düşünmemeyi doğuran ehl-i hadis ve ehl-i rivayetin soğuk taassupları olmuştur. Şimdi de bizi sefalet çukurunda tutan bu zihniyettir.

 

Sonra Bediüzzaman geldi. "Akıl (fen) ve nakil (dini metin) çatışırsa, akıl esas alınır; nakil yoruma tabi tutulur. Fakat o akıl, akıl olsa gerek.." dedi. Numune olsun diye birçok şey yazdı. Fakat şimdiki Nurcular; tahkik, dil ve ilim yerine taklidi ve meal-i zahiriyi; kitap yerine hatıraları esas aldıklarından İslam Dini önemli bir şansını yine yitirmiş oldu.

 

İki önemli hatırlatma:

 

1- Üstad Bediüzzaman'ın "Fakat o akıl, akıl olsa gerek.." sözünden maksadı, sıradan insanların veya art niyetli kişilerin aklı değil de yukarıda değindiğimiz; dilde, fende ve özgür düşüncede yetkin olan; inanç ve ibadetinde sağlıklı yaşayan insanların aklı demektir. Zaten kendisi de bu sözüyle ehl-i hadise muhalefet ediyor. Çünkü ehl-i hadis yani rivayeti esas alanlar hiçbir zaman tevile yanaşmazlar; aklı ve dil kurallarını reddederler. İşte bu yanlış noktadan dolayıdır ki ehl-i hadis, sonunda Mezheb-i Zahiriye ve daha sonra Vehhabiliğe dönüştü.

 

2- Ehl-i hadis ve ehl-i rivayet tabiri, Ehl-i Sünnet tabirinden farklıdır. Ehl-i Sünnet, Mu'tezile'nin aşırılığına tepki olarak ortaya çıkan; İslam ümmetince pratik olarak uygulanan "fiili sünneti" esas alan; ve yer yer rivayetlere de başvurarak asıl kaynak olarak Kur'anı kabul eden; orta yolu esas tutan, istikametli giden, İslam ümmetinin genelidir. Eskiler bu genel kitleye Sevad-ı Azam derlerdi. Bediüzzaman, İkbal, Ebu Hanife, Maturidi ve Eş'ari, Ehl-i Sünnet kavramını ehl-i hadis kavramından farklı olarak ele alıyorlar.

 

 

 

 

                                                                                                                  

                                                                                                                         Bahaeddin Sağlam



YORUM YAZ
BU HABER İÇİN HENÜZ YORUM EKLENMEMİŞTİR.
 Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları, okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Araştırmacı Yazarlar hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
DİĞER Bahaeddin SAĞLAM HABERLERİ
ÖZEL RÖPORTAJ
CEMALEDDİN HOCANIN ARDINDAN..
CEMALEDDİN HOCANIN ARDINDAN..
Bizler Cemalettin Bal Hocamızın muvahhid bir mümin; Kur'an Hizmetkarı bir müftü olduğuna aynel-yakin şahidiz. Kur'an talebelerine verdiği önem, inşa ettirdiği Hafızlık Kurslarının işleriyle bizatihi ilgilenmesi, personelinin derdinde sıkıntısında varıyla yoğuyla koşan,kendisiyle uğraşan ona iftira edenlere dahi beddua etmeyen yine onları dualarıyla uğurlayan bir hocamız olduğuna şahidiz.
 
YAZARLARIMIZ
Y
Metin ALKAN
EVLAT ANA BABA HUKUKUNA RİAYET ETMELİDİR..
Y
Mehmet GÖÇMEZ
ANMAK MI ANLAMAK MI
Y
SERDAR BOZDOĞAN
TARİH BİZİ ÇAĞIRIYOR BİZDE TARİHE YENİDEN ÇAĞ AÇTIRIYORUZ
Y
Nurcan CANKORU
GİZLİ SIRLAR
Y
Pınar SÖNMEZ
AŞK BİR NOKTA
Y
Hatice BAŞKAN
KADINSIN
Y
Fatmanur KUŞ
SU GİBİ AZİZ OL EVLADIM
Y
Duygu Gürses DİKEN
MALINI BAĞIŞLAYAN ELBETTE KURTULUŞA ERMİŞTİR..
Y
Zeynep DEMİR
önce sela, sonra adın okunur minarelerden.
Y
Ayhan KÜFLÜOĞLU
Eşyayı gösteren Rabbimiz’in varlığı, o eşyadan daha zahir ve kesin
Y
Nur KABADAYI
Umut Ederek Yaşamak
Y
Büşra ŞENTÜRK
Sen Kaderim Misin
Y
Büşra Nur GECE
Mabede İsmet; Meryem'e Betül Sıfatı Yakışır...
Y
Merve DİKİCİ
TEVEKKÜL KIL
Y
Ebru ATA
KIYIYA İNSANLIK VURDU
Y
Mustafa KAYALI
ZAMAN VE MEKÂNDA KIBLEMİZ
Y
Türker ELMAS
NUR ve HAKİKAT AVCILIĞI
Y
Nagihan ZENGİN
Ademiyetten Kemaliyete İrfan Yolculuğu
Y
Öznur MACİT
bir b/akış bir yürüyüş (04,05,14 Eskici dergi yayınlandı)
 
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
TANK PALETİ FABRİKASI GERÇEĞİ CAĞALOĞLU KOMİTESİ NİYET OKUMA MAHARETİ HADDİNDEN TECAVÜZ EDENİN HADDİNİ BİLDİRMEK
 
KONUK YAZARLARIMIZ
K
İsmail GENÇ
İnsanız ve İnsanlığı Özlüyoruz
K
Emrah POLAT
Vahametlerle İmtihan ve Müracaat
K
Mehmed ESMER
Kubbetüs Sahra'yı tanıyacağız
K
Elif NİSA
Gerçekten İnsan Azar
K
Elif MUSLUOĞLU
Cemâli Bâ Kemâle Seyredelim
K
Fikriye AYYILDIZ
GAFLET
K
Merve YAĞMUR
ÖLMEDEN ÖNCE ÖLÜNÜZ
K
Fuat TÜRKER
Münafıklar Kavramıyorlar!
K
Hüray BOZBIYIK
TESETTÜRÜN VERDİĞİ HUZUR
 
VİDEO GALERİ
 
E-POSTA LİSTESİ
 
FOTO GALERİ
 
EN ÇOK TIKLANANLAR
 
ANKET

Web Sitemize Nasıl Ilaştınız?




 

Sitemizde yayınlanan haberlerde basın ahlakına, hukuk ilkelerine, insan hak ve özgürlüklerine bağlı kalacağımıza söz veririz. Yazarlarımızın yazılarıyla ilgili her türlü sorumluluk kendilerine aittir. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.

Adres : Sizde Araştırmacı Yazarlara Katılabilir Çalışmalarınızı Yayınlatabilirsiniz! arastirmaciyazarlar@gmail.com a Ad Soyad ve Yazar Resminizle birlikte gönderin değerlendirelim