16 Temmuz 2026, 18:45 - 
VUSULSÜZLÜĞÜMÜZ USULSÜZLÜĞÜMÜZDENDİR

VUSULSÜZLÜĞÜMÜZ USULSÜZLÜĞÜMÜZDENDİR

İletişim insanlık tarihi boyunca var olagelmiş bir durumdur.


 Başkalarıyla temas kurmak, konuşmak, birlikte bir şeyler paylaşmak, ortak bir iş/eylem yapmak, anlaşmak veya farklı fikirlerde kalmak; ama bir arada yaşayabilmek... Bunların tamamı iletişimin bir parçasıdır. Birlikte olmak hiçbir zaman bir olmayı gerektirmez. Farklı farklı olarak da birlikte kalınabileceğini öğrenerek yaşama yön vermektir iletişim. İletişimde saygı işte burada başlar: Ben ve o. Onu “o” olarak görebilmektir iletişim. Ona “o” olduğu için değer vermek, onu “o” olarak kabul edip birlikte yaşamayı başarabilmektir.

En büyük hastalığımız, hayatımıza giren bütün “o”ları “ben” yapma çabasında olmamızdır maalesef. Çevremizdeki herkesin “ben” gibi olmasını, hayata “ben”im bakış açımla bakmasını, “ben”im gibi düşünmesini, “ben”im gibi yaşamasını, davranışta bulunmasını, tepki göstermesini, karşılaştığı her durumu benim gibi yorumlamasını istiyoruz. Ben… ben… ben… Herkes ben olsun, her şey ben gibi olsun, benden başkası nefes almasın düşüncesindeyiz sanki! Halbuki yaratılış kanununa aykırı bu düşüncemiz. Yüce Allah’ın yaratılış kanunu olan “Sünnetullah”a kafa tutuyoruz bir anlamda. Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de, Hucurat Suresi’ndeki şu ayetle bize bildirmiştir yaratılma gayemizi: “Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık, tanışasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık, Allah katında en değerli olanınız O’na itaatsizlikten en fazla sakınanınızdır. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir, her şeyden haberdardır.” (Hucurat Suresi, 13) Farklılığımız, törpülememiz gereken fazlalıklar değil, tanışmamıza, birbirimize kenetlenmemize, kaynaşmamıza vesile olacak olan bağlanma noktalarıdır aslında. Bunu böyle görüp böyle değerlendirmemiz gerekirken elimizde bir demirci törpüsü dolaşıp duruyoruz ortada. Bir heykeltıraşın pütürlü mermerden insan silüeti çıkarması gibi kendimizden farklı gördüğümüz herkesten “ben” çıkarma telaşına düşüyoruz. Herkesten “ben” çıkarmaya çalışmak yerine, kendimiz dışındakileri “o” olarak kabul edip, saygı ve sevgi içerisinde birlikte yaşamaya gayret etmeli, hayatımızı bu yönde devam ettirmeliyiz.

Kişisel yaşamda böyle olduğu gibi kamusal yaşamda, yöneten-yönetilen ilişkisinde de durum böyle. Bir kuruma yeni bir yönetici gelir, her şey baştan aşağı değişime uğrar. Atılacak her adım, alınacak her karar yeni yöneticiye göre şekil almaya başlar. Bir noktada böyle olmaya mecbur bırakılır çalışanlar. O yüzden yönetim organizmalarımız tam anlamıyla profesyonel çalışamaz. Yöneticiye bağımlı, onun duygu ve düşüncelerine göre şekil alan/davranış belirleyen bir konumda kalır kurumlarımız. Bir önceki dönem gayet normal olan bir uygulama, yeni dönemde, rahatlıkla kural dışı haline gelebilir. İlginçtir, bir sonraki yönetim değişikliğinde yine her şey eski haline dönebilir, anormal görülen eski normal uygulama yine normalleşir. Burada normal ile anormali belirleyen, kalıcı nitelikteki mevzuat hükümleri değil de, yöneticinin tutum ve davranışları, hayata bakışı, hayatı ve olayları yorumlayış biçimi olduğu müddetçe bu süreç devam eder gider. Neden? İletişim eksikliğinden. Usul, yol, yordam bilmemekten. Ne demiş büyüklerimiz: “Vusulsüzlüğümüz usulsüzlüğümüzdendir.” Burada anlatılmak istenen bir hedefe ulaşamamanın (vusulsüzlük), o hedefe giden yolu, yöntemi veya adabı yanlış/eksik uygulamaktan (usulsüzlük) kaynaklandığıdır. Yani, “başarısızlığın temel sebebi yanlış yöntem tercihi”dir.

Özdemir Asaf ne güzel ifade etmiş aslında: “Sen sen oldukça güzeliz, Ben ben kaldıkça tamız.” Seni ben yapmaya, senden yeni bir ben çıkarmaya gerek yok diyor şair. Anlama, anlamlandırma yönünde çaba vermemiz, birbirimizin aynısı olmak yerine birbirimizi tamamlayan mütemmim cüz olarak kalmamız gerektiğini ifade ediyor.

Edip Cansever konuya farklı bir açıdan bakmış: “Sen kendi sesinle dur, ben kendi gölgemle. Aynı ışığa bakıyoruz ya, o yeter.” Sen sen olarak kal, ben de ben olarak. Birlikte aynı hedefe yürüyelim. Farklılıklarımız başarı şansımızı artıracak çeşitliliğimiz olsun. Çünkü hepimiz aynı kaynaktan besleniyoruz: İnsan. İnsan olarak kalabilmeyi başarmaktır önemli olan. İnsanı insan olarak görmeyi başardığımızda yeni “ben”ler oluşturmaktan da vazgeçeriz. Çünkü insan olmanın gerekliliğidir karşıdakine saygı duymak. “Ben” değil de “biz” olmayı başarabilmek.

Tıpkı Cemal Süreya’nın şu şiirinde ifade ettiği gibi: “Ne seni kendime benzettim ne kendimi sana; Böyle güzel kaldı aramızdaki mesafe.”

Bilmem bunun üzerine söz söylemeye gerek var mı? Burada “mesafe” kelimesine takılabilir bazıları. Her şey arasında bir mesafe (boşluk) olmak zorundadır. Hücreyi oluşturan atomun çekirdekleri arasında bile bir mesafe, bir boşluk vardır. Ormanın ortasında gökyüzüne doğru baktığımızda iç içe geçmiş gibi gördüğümüz aynı tür ağaçların arasında bile bir mesafe olduğunu görürüz. Mesafe, yaşam alanıdır. Mesafe, nefes alma ortamıdır. Sosyal hayatta da yönetim ilişkilerinde de bu mesafeyi koruyabilmek çok önemlidir. Yönetenle yönetilen arasında, aynı ofisi/odayı paylaşan, aynı kurum/kuruluşta hizmet üreten, çalışan arasında…

Mesafeler aşıldığında çatışma başlar. Hani meşhur bir söz vardır: “Senin yumruğunun özgürlüğü, benim burnumun başladığı noktada biter!” Mesafeleri aşmamak saygının gereğidir. Karşımızdaki kişiye saygı göstermek mesafeyi kabullenmekle başlar. İşte iletişim de bu mesafede başlar. Mesafeyi kabullenmek; usul, yol, yordam bildiğimizin ilk işaretidir. Birbirimize ne yakınız ne uzak olmalıyız. Eşit iletişim ve bağ kurabileceğimiz ve kendimiz olarak kalabileceğimiz güvenli bir mesafe… Olması gereken budur. O zaman şahsımız “ben”, karşımızdaki de “o” olarak kalır. “Ben” ve “o” birleşir, “biz” gücünü oluştururuz. Farklılıklarımıza, ayrılıklarımıza, aykırılıklarımıza rağmen “biz” olabiliriz.

Sağlıklı, mutlu ve huzurlu günleriniz olması dileğiyle…

Alpaslan Demir

alpaslandemi@gmail.com

 



YORUM YAZ
BU HABER İÇİN HENÜZ YORUM EKLENMEMİŞTİR.
 Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları, okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Araştırmacı Yazarlar hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
DİĞER Sizin Köşeniz HABERLERİ
VİDEO GALERİ
 
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Güvenimiz Sarsılsa da Merhametimiz Eksilmesin: İyilikten Vazgeçebilir miyiz? “Eliften Beye” Okurlarıyla Buluştu: Aşkın Manevî Yolculuğu Mısralara Yansıdı MÜZDELİFE'DE FARZLA BULUŞTURAN O SÜNNETİ KİM TERK ETMEK İSTER? Şeref-i Ubûdiyet ve Acziyet
 
HİCAZ REHBERLİK
  WhatsApp ile İletişime Geçin
 
YAZARLARIMIZ
Y
Zeynep DEMİR
Gönül insanı olmak
Y
Nurcan CANKORU
MENZİLE
Y
Metin ALKAN
ZEKAT,FİTRE VE ORUÇ FİDYESİ KİMLERE VERİLİR?
Y
Mehmet GÖÇMEZ
ANMAK MI ANLAMAK MI
 
KONUK YAZARLARIMIZ
K
Mehmed ESMER
Kubbetüs Sahra'yı tanıyacağız
 
SON YORUMLANANLAR
 
ÖZEL RÖPORTAJ
Maneviyatın İzinde: Hikmet Çalçoban ile Hayata ve Aileye Dair
Maneviyatın İzinde: Hikmet Çalçoban ile Hayata ve Aileye Dair
RÖPORTAJ
 
E-POSTA LİSTESİ
 
ANKET

Web Sitemize Nasıl Ilaştınız?




 
cheap jordans|wholesale air max|wholesale jordans|wholesale jewelry

Sitemizde yayınlanan haberlerde basın ahlakına, hukuk ilkelerine, insan hak ve özgürlüklerine bağlı kalacağımıza söz veririz. Yazarlarımızın yazılarıyla ilgili her türlü sorumluluk kendilerine aittir. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.

Adres : Sizde Araştırmacı Yazarlara Katılabilir Çalışmalarınızı Yayınlatabilirsiniz! arastirmaciyazarlar@gmail.com a Ad Soyad ve Yazar Resminizle birlikte gönderin değerlendirelim
Tel :05348284133