14 Temmuz 2026, 17:09 - 
Kendinden Vazgeçtiğinde Bile Senden Vazgeçmeyen Biri Var

Kendinden Vazgeçtiğinde Bile Senden Vazgeçmeyen Biri Var

İnsan denilen şu muazzam mekanizma, kusursuzca tıkır tıkır işlerken bazen çarkları arasına günah tozları kaçırıveriyor.

Zira bizler robot değiliz; "benim hata yapmam, günah çukuruna yuvarlanmam imkansız" diyebilecek tek bir kul bile yok şu yeryüzünde. Her birimiz, şu veya bu şekilde, az ya da çok, o tehlikeli uçurumun kenarına kadar geliyor, bazen de kendimizi o dipsiz çukurun tam ortasında buluyoruz.

Evet, akıl ve kalb dengesi üzerine kurulmuş harika bir donanımımız var. Fakat insan dediğin sadece akıl ve kalpten ibaret bir varlık değil ki! Başta o dizginlenemez nefis olmak üzere; baskın duygular, söz dinlemez asi hisler, önü alınmaz hevesler ve o sinsi vehimler fırtına gibi estiğinde, bazen farkında olarak, bazen de hiç istemeyerek irademizin kontrolünü kaybediyor ve günaha düşüyoruz.

Halbuki bu düşüşlerin de arkasında muazzam bir yaratılış sırrı gizli. Yüce Mevla’mız bizi Kendisine yaklaştırmak, ne kadar çaresiz olduğumuzu bize hissettirmek ve bizi rahmetinin kollarına çekmek için her an farklı bir vesile yaratıyor. Düşün ki; sana acıkma hissi verip seni rızka muhtaç ediyor ki, O’nun Rezzak olduğunu derk edip O’na bağlanasın. Sen de o acziyetinle "Rızkımı veren sensin" der, sadece O’na el açarsın. Demek ki, Rezzak isminin o harika tecellisini görebilmen için önce senin acıkman gerekiyor.

İşte tam da bu sır gibi; biz hata yapmaya programlıyız, Allah ise affetmeye! Biz düşeriz, O kaldırır. Biz isyana kapılırız, O sonsuz mağfiretiyle bizi sarar. Biz kırık dökük kalbimizle tevbe ederiz, O tevbemizi kabul buyurur. Çünkü O Gafûr’dur, Afuvv’dur, Gaffâr’dır, Tevvâb’dır. İşlediğimiz o günahlar, bizi kendi gururumuzdan sıyırıp doğrudan Allah’ın bu şefkatli isimlerine koşturuyor. Bediüzzaman’ın o sarsıcı tespitiyle ifade edersek;

‘Gaffâr ismi günahların vücudunu ve Settâr ismi kusurların bulunmasını iktiza ediyor.’

Açıkçası; hata yapıp kusur edeceğiz ki, O’nun Settâr ismi devreye girsin ve o kusurumuzu yüzümüze vurmayıp örtsün. Günah işlenecek ki, Gaffâr isminin o muhteşem affı üzerimizde tecelli etsin.

Bak, Sevgili Peygamberimiz (a.s.m.) bu can feda hakikati ne kadar tatlı, ne kadar ümitvar bir şekilde ilan ediyor:

“Nefsim kudret elinde olan Zât’a yemin ederim ki, eğer siz hiç günah işlemeseniz, Allah sizi toptan helâk eder; sonra günah işleyen, arkadan da istiğfar eden bir kavim yaratır ve onları mağfiret ederdi.”

Nefes Aldıkça İstiğfara Sarıl: Çaresizliğin En Tatlı İlacı

İnsan bazen nefsine aldanır, şeytanın o cazip tuzaklarına kanar. İçindeki fırtınalara, asi duygularına yenik düşüp bir günah işler. Ama hemen ardından öyle bir pişmanlık çöker ki içine, yaptığına yapacağına bin pişman olur ve gözyaşlarıyla tevbe üstüne tevbe eder. İşte o kulun, çamura batmış olsa bile, yönünü yeniden Rabbine çevirip "Beni affet" diye inlediği o an var ya; Rahmet-i Rahman’ı en çok hoşnut eden anlardan biridir.

Ebû Hureyre radıyallahu anhın kalbimize su serpen şu nakline kulak verelim:

“Resûlullah aleyhissalâtü vesselâm Rabbinden naklen buyurdular ki:

Bir kul günah işledi ve ‘Yâ Rabbi, günahımı affet!’ dedi.

Hak Teâlâ da, ‘Kulum bir günah işledi; arkadan bildi ki günahları affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır’ buyurdu.

Sonra kul dönüp tekrar günah işledi ve ‘Ey Rabbim, günahımı affet!’ dedi.

Allahu Teâlâ da, ‘Kulum bir günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır’ buyurdu.

Sonra kul dönüp tekrar günah işledi ve ‘Ey Rabbim, beni affeyle!’ dedi.

Allahu Teâlâ da, ‘Kulum günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi olduğunu bildi. Ey kulum, dilediğini yap, ben seni affettim’ buyurdu.”

Bu müjdeyi duyunca insan nasıl titremez? Büyük hadis âlimi İmam Nevevî bu hadisin sırrını çözerken der ki:

“Günahlar yüz kere, hatta bin ve daha çok kere tekrar edilse de kişi her seferinde tevbe etse, tevbesi makbuldür. Veya bütün günahlar için bir tek tevbe etse bile, yine tevbesi sahihtir.”

Düşün ki, günde yetmiş defa aynı hataya düşsen bile, eğer her seferinde samimiyetle diz çöküp istiğfar ediyorsan, o günahında inat edip ısrar etmiş sayılmıyorsun. Hz. Ali (r.a.) bu duruma öyle şaşırıyor ki, adeta sarsılıyoruz:

“Beraberinde kurtuluş reçetesi olduğu halde helâk olan kimsenin durumuna hayret ediyorum. O reçete de istiğfardır.”

Zira bizim Mevla’mız Gaffâr ve Tevvâb’dır. Yani affı da, tevbeleri kabulü de sınırsızdır; her düştüğünde elinden tutar, her kapısına gittiğinde seni içeri kabul eder. Şayet O seni ömründe sadece bir kez affetmek isteseydi, sana bir daha günah işleme fırsatı ve iradesi vermezdi. Şunu asla unutma: Allah affetmeyi murat etmeseydi, senin içine o af isteme, o pişmanlık duyma hissini asla koymazdı!

Tabii burada ince bir denge var. Cenâb-ı Hakk’ın seni bağışlaması O’nun sonsuz lütfu ve ikramıdır. Hatan yüzünden cezalandırması ise şüphesiz adaletinin bir gereğidir. Üstadın o harika ifadesiyle:

"Cenâb-ı Hakk’ın günahkârları affetmesi fazldır, tâzib etmesi [azap ile cezalandırması] adldir."

Efendimizin (a.s.m.) dizinin dibinde yetişen, o eşsiz sahabe nesli bu ince sırrı ruhlarına öyle bir işlemişlerdi ki! Onların naklettiği şu müjdeye bakıp da ümide kapılmamak elde mi?

Hz. Enes (r.a.) o kutlu sesten duyduklarını şöyle fısıldıyor kulağımıza:

“Allahu Teâlâ [buyurdu ki]: Ey Âdemoğlu! Sen bana dua ettiğin ve benden af umduğun sürece, işlediğin günahlar ne kadar çok olursa olsun, onların büyüklüğüne bakmadan seni bağışlarım. Ey Âdemoğlu! Günahların gökleri dolduracak kadar olsa, sen Benden bağışlanmanı dilersen, günahlarını affederim. Ey Âdemoğlu! Sen yeryüzünü dolduracak kadar günahla huzuruma gelsen, fakat Bana hiçbir şeyi ortak koşmamış, şirke bulaşmamış olsan, Ben de seni yeryüzu dolusu mağfiretle karşılarım.”

Çöldeki Müjde: Kaybedilen Devenin Sevinci

Peygamber Efendimiz (a.s.m.), kulun o pişmanlık dolu dönüşünü, çölde hayatta kalma mücadelesi veren bir adamın dünyaları alan sevinciyle örneklendiriyor. Şimdi şu tabloyu gözünün önüne getir ve tefekkür et:

“Öyle bir kimse ki, çorak, boş ve tehlikeli bir arazide bulunuyor. Beraberinde devesi vardır. Devesinin üzerine de yiyecek ve içeceğini yüklemiş. Derken uyur. Uyandığında bir de bakar ki, devesi gitmiş. Devesini aramaya koyulur. Bir türlü bulamaz. Açlıktan ve susuzluktan perişan bir vaziyette iken kendi kendine şöyle der: ‘Artık ilk bulunduğum yere gideyim de, ölünceye kadar orada uyuyayım.’ Gider, ölmek üzere başını kolunun üzerine koyar. Bir ara uyanır. Bakar ki, devesi yanıbaşında duruyor. Bütün azığı, yiyeceği ve içeceği de devesinin üzerindedir. İşte Allah mü’min kulunun tevbe ve istiğfarı ile, böyle bir durumda olan kimsenin sevincinden daha fazla sevinç ve lezzet alır.”

Mevla’mızın merhameti işte bu kadar coşkun, bu kadar sınırsız!

O’nun Şefkati Karşısında Çaresizliğin Erisin

Mevla-i Zülcemal’in rahmeti tüm kainatı kuşatmışken, kendi aczini bilip O’na yönelen bir kulunu hiç kimsesiz, çaresiz bırakır mı sanıyorsun? O seni cezalandırmak, bir açığını yakalayıp seni Cehenneme fırlatmak için yaratmadı ki! Bir anne, canından çok sevdiği evladını küçük bir hatası yüzünden ateşe atabilir mi? Elbette atamaz. İşte senin Yaratıcın, o anneden katbekat daha merhametlidir.

Hz. Ömer (r.a.) Saadet Asrı’ndan bize öyle şefkat dolu bir tablo aktarıyor ki, adeta yüreğimiz eriyor:

Bir savaş sonrasında esirlerin arasında çocuğunu kaybetmiş çırpınan bir anne vardı. Kadıncağız evlat hasretiyle yanıp tutuşurken, gördüğü her çocuğu bağrına basıyor, kokluyor ve emziriyordu. Efendimiz (a.s.m.) bu manzarayı yanındakilere gösterdi ve sordu:

“Bu kadının kendi çocuğunu ateşe atacağına ihtimal veriyor musunuz?” diye sordu.

“Asla, atmaz” dediler.

Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellem, ”İşte Allahu Teâlâ kullarına bu kadının yavrusuna olan şefkatinden daha merhametlidir” buyurdu.

Ancak arkadaşım, bu kadar müjdeye aldanıp da kulluk şuurunu kaybetmeye, Rabbine karşı saygısızlık etmeye hakkın yok! "Nasıl olsa Allah affeder" diyerek günah bataklığında bile bile debelenmek, enaniyetin ve şımarıklığın en beteri değil de nedir? Kul dediğin haddini bilir. Kur’ân bu asil duruşu şöyle tarif ediyor:

“Onlar çirkin bir günah işledikleri veya herhangi bir günaha girerek kendilerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlarlar ve günahlarını bağışlaması için O’na niyazda bulunurlar. Günahları ise Allah’tan başka affedecek kim vardır? Ve onlar işledikleri günahta bile bile ısrar etmezler.”

Kırık Kalple Dirilmek: Hataları Sevap Vitrinine Dönüştürmek

İşte burası tam bir lütuf zirvesidir! Eğer işlediğin günahtan sonra öyle bir sarsılır, öyle samimi bir gözyaşıyla Allah’a sığınırsan, bu senin manevi yükselişinin miladı olabilir. Kur’ân bize bu simyayı, günahların sevaba dönüştürülmesi müjdesiyle anlatıyor:

“Ancak tevbe eden ve güzel işler yapanlar bundan müstesnadır. Allah onların günahlarını silip yerlerine iyilikler verir. Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.”

Mevla senin o içten pişmanlığına öyle değer veriyor ki, sadece günahını silmekle kalmıyor, o günahın yerini sevapla dolduruyor! Bu yüzden bazı arifler demiştir ki: "Öyle günahlar vardır ki, mü’min için birçok ibadetten daha hayırlı sonuçlar doğurur." Çünkü o günah insanı kibrinden arındırır, acziyetini gösterir ve secdeye mıhlar.

Zaten bizim rehberimiz (a.s.m.) ne buyurmuştu?

“Her insan hata işler; ama hata işleyenlerin en hayırlısı, çok tevbe edenlerdir.”

Tevbe ettikçe sadece temizlenmezsin, Allah’ın sevdiği o özel kullar zümresine kabul edilirsin. Bu ne muazzam bir şereftir!

“Muhakkak ki, Allah çok çok tevbe edenleri ve temizlenenleri sever.”

Sevgili Peygamberimiz de bu ayeti tefsir ederken şöyle buyuruyor:

“Şüphesiz Allah, tekrar tekrar günah işlediği halde üst üste tevbe eden kulunu sever.”

İşte bu yüzden, hayatı boyunca tek bir günah bile işlememiş, günahlardan korunmuş olan o şanlı Nebi (a.s.m.), günde yetmiş, bazen yüz defa istiğfar ederdi. Çünkü istiğfarda sevgili olmanın, "mahbubiyetin" lezzeti saklıdır.

Ama sakın ola ki nefsine ve şeytana uyar da, "Madem günahlar sevaba dönüşüyor, önce biraz günah işleyeyim, sonra nasıl olsa tevbe ederim" gibi sinsi bir egoizme kapılmayasın! Bu her şeyden önce kulluk edebine sığmaz, haşa Allah’ı imtihan etmeye kalkışmaktır ki sonu tam bir hüsrandır. Unutma ki, "Nasıl olsa tevbe ederim" diyerek günaha dalan adamın, o tevbeyi etmeye ömrünün yeteceğine dair elinde bir senedi var mı? O yüzden her an korku ile ümit (havf ve reca) dengesinde yaşayacaksın.

Dehşetli Dalgalara Karşı Takva Kalkanı

Her gün yüzlerce günahın, haram esintilerinin ruhumuzu kuşattığı şu ahirzamanda senin en büyük vazifen, günahtan kaçınmak, o kirli ortamlara adım bile atmamaktır. Bu zamanda takva, şerri defetmektir. Çünkü bir haramı terk etmek farzdır ve o tek bir haramdan yüz çevirmekle, binlerce günahın saldırısı karşısında binlerce farz kazanmış olursun.

Ne diyordu Üstad Bediüzzaman?

“Farzları yapan, kebireleri [büyük günahları] işlemeyen kurtulur.”

Rabbimiz de bu kurtuluşun müjdesini doğrudan Kur’ân’da veriyor bize:

“Eğer size yasaklanmış günahların büyüklerinden kaçınırsanız, geri kalan günahlarınızı örter ve sizi nimet ve ikramlarımızla dolu olan Cennete koyarız.”

O halde ne duruyorsun? Doğrul, silkelen ve şu altın tavsiyeyi ruhuna bir nakış gibi işle:

“Hayatınızı imanla hayatlandırınız ve ferâizle zinetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz.”

...ve kurtul!

 Hicaz Seyahat Danışmanlığı ve Rehberlik Hizmetleri

Süleyman Yasin AKDENİZ

 



YORUM YAZ
BU HABER İÇİN HENÜZ YORUM EKLENMEMİŞTİR.
 Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları, okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Araştırmacı Yazarlar hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
DİĞER Süleyman Yasin AKDENİZ HABERLERİ
VİDEO GALERİ
 
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Güvenimiz Sarsılsa da Merhametimiz Eksilmesin: İyilikten Vazgeçebilir miyiz? “Eliften Beye” Okurlarıyla Buluştu: Aşkın Manevî Yolculuğu Mısralara Yansıdı MÜZDELİFE'DE FARZLA BULUŞTURAN O SÜNNETİ KİM TERK ETMEK İSTER? Şeref-i Ubûdiyet ve Acziyet
 
HİCAZ REHBERLİK
  WhatsApp ile İletişime Geçin
 
YAZARLARIMIZ
Y
Zeynep DEMİR
Gönül insanı olmak
Y
Nurcan CANKORU
MENZİLE
Y
Metin ALKAN
ZEKAT,FİTRE VE ORUÇ FİDYESİ KİMLERE VERİLİR?
Y
Mehmet GÖÇMEZ
ANMAK MI ANLAMAK MI
 
KONUK YAZARLARIMIZ
K
Mehmed ESMER
Kubbetüs Sahra'yı tanıyacağız
 
SON YORUMLANANLAR
 
ÖZEL RÖPORTAJ
Maneviyatın İzinde: Hikmet Çalçoban ile Hayata ve Aileye Dair
Maneviyatın İzinde: Hikmet Çalçoban ile Hayata ve Aileye Dair
RÖPORTAJ
 
E-POSTA LİSTESİ
 
ANKET

Web Sitemize Nasıl Ilaştınız?




 
cheap jordans|wholesale air max|wholesale jordans|wholesale jewelry

Sitemizde yayınlanan haberlerde basın ahlakına, hukuk ilkelerine, insan hak ve özgürlüklerine bağlı kalacağımıza söz veririz. Yazarlarımızın yazılarıyla ilgili her türlü sorumluluk kendilerine aittir. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.

Adres : Sizde Araştırmacı Yazarlara Katılabilir Çalışmalarınızı Yayınlatabilirsiniz! arastirmaciyazarlar@gmail.com a Ad Soyad ve Yazar Resminizle birlikte gönderin değerlendirelim
Tel :05348284133