14 Haziran 2018, 17:51 - 
AH O ESKİ RAMAZANLAR

AH O ESKİ RAMAZANLAR

Bizim çocukluğumuzda öyle bugünkü gibi hangisini giysem diye düşünebileceğimiz birkaç çeşit bayramlıklarımız olmazdı. Cefakâr Babam yurt dışında çalıştığından onu bayramlarda pek görmezdik.

Belli bir yaş olgunluğuna ulaşmış hemen hemen herkesin hasretle ve sıkça kullandığı bir ifadedir “ Ah O Eski Günler”, “Ah O Eski Ramazanlar”, “Ah O Eski Bayramlar…”

Bize bunu dedirten nedir acaba? Geçmişte bugünden çok daha iyi şartlara mı sahiptik ki, geçmişin hasretini çekiyoruz? Oysa hepimiz biliyoruz ki, gerek fert olarak ve gerekse ülke olarak her geçen gün yaşam standartlarımız çok daha bir ileri gidiyor. İmkânlarımız, geçmişle kıyas olmayacak derecede her geçen gün artıyor, az ya da çok hepimizin refah seviyesi artıyor.

Eskiye nazaran, şimdilerde çok daha iyi kıyafetler giyebiliyoruz. Çok daha konforlu evlerde oturuyoruz. Her evde en az bir araba var. Devletin kurumlarından çok daha kaliteli ve hızlı hizmet alıyor, çok daha iyi imkânları olan işlerde çalışıyoruz.

Madem her şey iyiye gidiyor o halde bizim geçmişe dair hasret çekmemize sebep olan şey gerçekte nedir? Cevap aslında basit. Geçmişte var olup ta, bugün elimizde olmayan şey her ne ise, işte bizi geçmişe hasret bırakan şey o olsa gerek.

Geçmişe hasret duyduğumuz şeylerin başında çocukluk dönemimiz geliyor. Kendi çocukluğumu düşünüyorum da, yokluklar içinde geçen bir çocukluk yaşadım. Ayağımda bir kara lastik, sırtımda eski bir kazak ve yamalı bir pantolon ile geçti çocukluğum desem az demiş olurum. Benim yöremdeki çocukların ve de benim, öyle bugünkü gibi oyuncakçıdan alınan çeşit çeşit oyuncaklarımız olmadı. Mecburen kendi oyuncağımızı kendimiz yapardık. Ama taştan, ama çamurdan, ama tahtadan, ama hayalden…

Öyle çeşit çeşit yiyecekler alabilmek bir yana, “bir çeyrek yavan ekmek” almaya dahi çoğu zaman paramız olmazdı da, alabilen arkadaşımızın gözüne bakardık bize de bir lokmacık versin diye. Sağ olsun o da, acıklı o bakışımızı geri çevirmez, çeyrek ekmeğinin kenarından bir lokmacık ta olsa koparıp verirdi bize. Bilirdi ki yarın aynı şey onun başına gelecek…

Bunca yokluk içinde geçmesine rağmen, çocukluğuma dair anılarıma, ben de sizler gibi hasretim. Bu yaşıma geldim ama o bir çeyrek ekmekten aldığım hazzın benzerini, hiçbir şeyden bir daha alamadım ve alacağımı da hiç sanmıyorum.

Bizim çocukluğumuzda Ramazan ayı, yayla mevsimine denk gelirdi. Yaylada elektrik, su, vb herhangi bir altyapı yoktu. Dolayısıyla da ezanı duyabileceğimiz bir Cami’de yoktu. Ezan saati gelince, radyosu olan biri yüksek bir kayanın üzerine çıkar oradan ezan okurdu. Biz çocuklarda onu dört gözle takip ederdik. O, Allahüekber dediği anda İFTAR, İFTAR, İFTAR… Seslerimizle dağı taşı inletirdik. Bizim sesimizden, onun sesi duyulmazdı bile. Sonrada koşarak eve girer sade bir sofrada ama büyük bir iştahla “iftarımızı” açardık.

Sanki oruç tutacakmışız gibi gece sahura kaldırılıp büyüklerle aynı sofraya oturtulmak, bizim için bambaşka bir şeydi ve kendimizi inanılmaz değerli hisseder, ertesi gün akranlarımıza gururla anlatırdık.

Bayram yaklaştıkça daha başka bir sevinç olurdu içimizde. Bizim çocukluğumuzda öyle bugünkü gibi hangisini giysem diye düşünebileceğimiz birkaç çeşit bayramlıklarımız olmazdı.  Cefakâr Babam yurt dışında çalıştığından onu bayramlarda pek görmezdik. Rahmetli dedem bayramlık olarak genellikle bir tanecik bir şey alırdı. Ya pantolon, ya kazak, ya çizme, ya da kara lastik… Alınan o bayramlığı akşamdan giymek isterdik ama anacığım, sadece üzerimize olup olmadığını dener hemen çıkarıverirdi eskimesin diye…

Bayram sabahını heyecanla beklerken uyuyakalırdık. Dedemin seher vakti kapıya bastonuyla tak tak vurmasıyla yataktan fırlar bayramlığımızı giyip dedemin peşine takılırdık. Bayram namazı için yürüdüğümüz yol hayli uzun olduğundan yol boyunca dedem bize günün önemini anlatırdı. Camiye vardığımızda dedem, oradaki insanlarla bizi tanıştırır ve gururla bunlar benim torunlarım derdi. O güne özel yaşadıklarımız, bizi mutlu ve onura ederdi.

Bayram namazı sonrası camiden eve dönüşte, eve gelecek misafirlere ikram etmek için büyükçe bir somun ekmek ve başkaca birtakım nevaleler alırdı dedem. Biz de heyecanla yanında bekler, eve kadar o nevalelerin taşınmasında ona yardım ederdik.

Çocukluğumda en büyük değeri Ramazan ayında gördüğümü hatırlıyorum. Çünkü bu ayda büyükler, biz çocuklara karşı diğer aylara kıyasla daha bir merhametli ve anlayışlı olurlardı. Oruç dolayısıyla merhamete geldiklerinden mi, halsiz olduklarından mı, ya da bize hakikaten kıyamadıklarından mı bilemiyorum. Bildiğim şu ki, normal zamanlarda getir-götür işlerinde yardımcı eleman olarak habire oraya buraya koşturdukları biz çocuklara, Ramazan’da daha az iş verilirdi. Hatta oyun oynamamıza daha çok fırsat tanırlardı. Akşam iftar sofrasına, gece ise sahur sofrasına buyur edilir KIYMETLİ bir misafir gibi değer görürdük Ramazan süresince.

Yaşadıklarımdan anlıyorum ki insanoğlu, etrafındakiler tarafından DEĞER gördüğü, MENFAATSİZ sevildiği ve kendini BİRİCİK hissettiği anların hasretini çekiyor aslında.

Şöyle geriye dönüp bir düşünelim: Çocukluğumuzdan daha fazla değer gördüğümüz, kucaktan kucağa gezdirildiğimiz, kendimizi biricik hissettiğimiz ve öpülmek için etrafımızdakilerin sıraya girdiği başka anlar var mı hayat hikâyemizde? Bence yok, eğer olsaydı çocukluğumuzdaki yaşadığımız anıları, bu kadar çok özlemezdik diye düşünüyorum.

Şu da başka bir gerçek ki, hayatımızın hiçbir döneminde, çocukluğumuzda sevildiğimiz kadar içten ve samimi bir şekilde bir daha sevilemeyeceğiz. Çünkü insanın en sevildiği dönem çocukluk dönemidir. Çocukluk döneminde de, etrafındaki büyüklerinden en çok değer gördüğü zaman dilimi ise, Ramazan ayıdır. İşte her birimizin çocukluğumuza, özellikle de Ramazan’a dair hasretle “Ah o eski günler” veya “Ah o eski Ramazanlar” demesi bu yüzdendir diye düşünüyorum vesselam…

Mevla'mız, on bir ayın sultanı Ramazan-ı şerif hürmetine, tüm günah yüklerinden arınmış ve hayra anahtar, şerre kilit olmuş olarak, sağlık ve huzur içinde bayrama ve bir sonraki Ramazan’a kavuşabilmeyi cümlemize nasip eylesin.

Ramazan ile kazandığımız güzel hasletlerimizi, Ramazan sonrası da devam ettirebilme duasıyla bayramımız mübarek olsun.

 

Selâm, Sevgi ve Dua ile…



YORUM YAZ
BU HABER İÇİN HENÜZ YORUM EKLENMEMİŞTİR.
 Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları, okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Araştırmacı Yazarlar hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
DİĞER Halil KALKAN HABERLERİ
ÖZEL RÖPORTAJ
Çocuk Gelişimi Uzmanı Serap Buharalı İle Çok Özel Röportaj
Çocuk Gelişimi Uzmanı Serap Buharalı İle Çok Özel Röportaj
Serap Hanım öncelikle kendinizden kısaca bahseder misiniz?
 
YAZARLARIMIZ
Y
Metin ALKAN
EZAN VE BİLAL-İ HABEŞ-İ
Y
Nurcan CANKORU
SAKİ AB-I HAYATTAN
Y
Pınar SÖNMEZ
AŞK BİR NOKTA
Y
Hatice BAŞKAN
KADINSIN
Y
Fatmanur KUŞ
SU GİBİ AZİZ OL EVLADIM
Y
Duygu Gürses DİKEN
MALINI BAĞIŞLAYAN ELBETTE KURTULUŞA ERMİŞTİR..
Y
Zeynep DEMİR
önce sela, sonra adın okunur minarelerden.
Y
Ayhan KÜFLÜOĞLU
Eşyayı gösteren Rabbimiz’in varlığı, o eşyadan daha zahir ve kesin
Y
Nur KABADAYI
Umut Ederek Yaşamak
Y
Büşra ŞENTÜRK
Sen Kaderim Misin
Y
Büşra Nur GECE
Mabede İsmet; Meryem'e Betül Sıfatı Yakışır...
Y
Merve DİKİCİ
TEVEKKÜL KIL
Y
Ebru ATA
KIYIYA İNSANLIK VURDU
Y
Mustafa KAYALI
ZAMAN VE MEKÂNDA KIBLEMİZ
Y
Türker ELMAS
NUR ve HAKİKAT AVCILIĞI
Y
Nagihan ZENGİN
Ademiyetten Kemaliyete İrfan Yolculuğu
Y
Öznur MACİT
bir b/akış bir yürüyüş (04,05,14 Eskici dergi yayınlandı)
 
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
HAYALLERİNİN PEŞİNDEN GİDEN ADAM NURİ DEMİRAĞ Yeni Eğitim Yılına başlarken, LÜTFEN DİKKAT!... Merkebin Gölgesi ve Merak hastalığımız!... GÖRÜNMEZ TAARRUZ HAREKETLERİ
 
KONUK YAZARLARIMIZ
K
İsmail GENÇ
İnsanız ve İnsanlığı Özlüyoruz
K
Emrah POLAT
Vahametlerle İmtihan ve Müracaat
K
Mehmed ESMER
Kubbetüs Sahra'yı tanıyacağız
K
Elif NİSA
Gerçekten İnsan Azar
K
Elif MUSLUOĞLU
Cemâli Bâ Kemâle Seyredelim
K
Mehmet GÖÇMEZ
HUZUR
K
Fikriye AYYILDIZ
GAFLET
K
Merve YAĞMUR
ÖLMEDEN ÖNCE ÖLÜNÜZ
K
Fuat TÜRKER
Münafıklar Kavramıyorlar!
K
Hüray BOZBIYIK
TESETTÜRÜN VERDİĞİ HUZUR
 
VİDEO GALERİ
 
E-POSTA LİSTESİ
 
FOTO GALERİ
 
EN ÇOK TIKLANANLAR
 
ANKET

Web Sitemize Nasıl Ilaştınız?




 

Sitemizde yayınlanan haberlerde basın ahlakına, hukuk ilkelerine, insan hak ve özgürlüklerine bağlı kalacağımıza söz veririz. Yazarlarımızın yazılarıyla ilgili her türlü sorumluluk kendilerine aittir. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.

Adres : Sizde Araştırmacı Yazarlara Katılabilir Çalışmalarınızı Yayınlatabilirsiniz! arastirmaciyazarlar@gmail.com a Ad Soyad ve Yazar Resminizle birlikte gönderin değerlendirelim