27 Aralık 2017, 11:41 - 
GEÇMİŞİMİZ, GÜNÜMÜZ VE YARINIMIZ İLE; KUDÜS

GEÇMİŞİMİZ, GÜNÜMÜZ VE YARINIMIZ İLE; KUDÜS

Türkiye' de Osmanlı İmparatorluğundan bu yana ümmet adına oluşan değişimin bir çok yönü olduğu gibi değişimin bir yönü de Kudüs'tür..

 Kudüs Osmanlı döneminde de bugün de olduğu gibi etrafında aç kurtların ve sırtlanların dolaştığı bir belde olmuştur hep... Tek bir farkla; o da Osmanlı zamanında iken bugün olduğu gibi ümmetin el sürdürmediği idi.. Son halifemiz Abdulhamit Han Hz.lerine yapılan o alçakça planların, saldırıların özünde Yahudinin gözü dönmüş alçakça zulüm ve sahip olma arzusu yatıyordu. Herkesin aklında emininm ki şu soru var. Çok araştırıp bu işin peşinde olan bir kişinin sormayacağı bir soru tipi aslında ama maalesef ki ümmet içinde bu davanın ardına düşenimiz çok az olduğu için bilmeyen soracaktır: Neden Kudüs?


 Size durumu şöyle izah edeyim. Efendimizin de haber verdiği gibi Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevi gibi bizim kutsalımız olan ve ilk kıblemiz olan bir mekandır. Bizim bu dunrumdan habersizliğimiz öyle aciz bir durumdaki ülkemizde çoğu kişi mescidi aksa denince aklına o sarı kubbe geliyor. Halbuki o sarı kubbenin ismi Kubbetüssahra'dır. ve ona karşı bakan gri kubbeli mescid ise Hz. Ömer Mescidi yani Kıble Mescidi'dir. Ve Mescid-i Aksa dediğimiz bölge ise 144 bin metre karelik bir alanı kapsayan bölge olup bu yapıları da içinde barındırır. Buranın önemine gelecek olursak size bir soruyla durumu izah edebilirim. Bugün Kabe ya da Mescid-i Nebevi Yahudilerin işgalinde olsa (ki aslında bozuk itikatlar sebebiyle tam da bizim elimizde denemez ama görünen olarak diyelim) ne yapar ne hisseder ne tepki verirdiniz? İşte bu olması muhtemel işgal ile Kudüs'ün işgali arasında hiç bir fark yok. Eğer ki manevi mekanlarımız ele geçerse son ayakta kalan islam kalesi Türkiye de diğer kardeş ülkeler gibi esaret'e mahkum olacak ve zulümlerin önü alınmamakla birlikte bizi tüketip yok edecekler. Unutmayın; Yahudiler bizleri ortadan kaldırılması gereken bir sorun olarak görüyorlar ve asla durmayacaklar. Kudüs Mekke ve Medine ile manevi bağının bulunması sebebiyle ele geçmesi durumunda son Hilafet merkezi olan ve Efendimiz (s.a.v.)'in de andığı bir şehir olan İstanbul'un da payını alacağı bir çöküşe gidecektir. Burada önemli olan ucunun bize dokunması değildir elbette. Çünkü " Müminler bir vücudun uzuvları gibidir. Biri sıkıntıya düşse diğerleri ağrı ve ateş ile iştirak ederler." buyuruyor Efendimiz... Bu sebepten sadece "aa İstanbul'a bişey olmasın" diyerek birşeyler yapmak tamamen bencilce ve ümmet ruhuna uymayacak bir davranış olur.

  Ümmet gbi ümmettik biz Osmanlı'da.. Her köşesi İslam kokardı bu toprakların. Biz hükümdarken bu topraklarda kan akmazdı, zulüm yapılmazdı; içimizde hristiyanlar ve yahudiler yaşamasına rağmen... Hakları gasp edilmezdi alışverişlerini de yaparlardı, evlerinde de otururlardı. İslamın izzeti hiç bir yerde çiğnetilmez, Müslümanlar her daim davada birleşirlerdi. Ne oldu da bu bize şimdi masal gibi gelen düzen bozuldu? Çeşitli yerlere İngiliz ajanları gönderildi. Özellikle bu devri anlatan ve o ajanın mahkeme emri ile 50 yıl geçmedikçe ortaya çıkarılmamasını istediği ve kendi yazdığı itiraf kitabını tercüme eden M. Sıddık Gümüş, İngiliz Casusun İtirafları kitabında şöyle diyor;" Hempher, İngiliz Müstemlekeler nezâretinin emri ile, Mısr, Irâk, Îrân, Hicâz ve hilâfet merkezi olan İstanbulda câsûsluk fe’âliyyetlerinde bulunmak, müslimânları aldatmak ve hıristiyanlığa hizmet için vazîfelendirilmiş bir İngiliz misyoneridir." Buralara gönderilmiş bu ajanın faaliyeti çeşitli yerler üzerinde olmakla birlikte bahsedilen hemper isimli ajan İran'da Necdli Muhammed'e gidiyor ve Vahhabiliğin temelini atıyor. İmam-ı Azam Ebu Hanefiyi hafife alan bu zatın bozuk itikatı üzerinden onu muta nikahı ve içki ile kandırıp (şu şeytanlığa bakın ki bozuk itikat sahibi olmak sahibini küfre düşürecek yollara dahi saptırıyor) Vahhabiliğin temelini burada attırıyor. Ve kitapta bir yerde diyor ki " Biz belki bu tohumların meyvesini göremeyiz, ancak 50 sene sonra evlatlarımız bu meyveleri toplayacaktır." Esefle söylüyorum ki haklı da çıkıyor. Şuan islam aleminin de durum budur. Kitap tamamen okunması gerekiyor aslında ama ben buraya en önemli kısımlarını aktarmak istiyorum.  (BİLİYORUM ÇOK UZUN AMA ALLAH İÇİN OKUYUN VE UYANIN OKUDUKLARINIZA ZATEN ŞOK OLACAKSINIZ)

 "Türkçe ve Arabî lisânları ile Kur’ân-ı kerîm ve ahkâm-ı islâmiyyeyi çok iyi öğrenmişdim. Fekat, nâzırlığa Osmânlı Devletinin za’îf noktalarını gösterecek bir rapor hâzırlamağı başaramamışdım. İki sâat süren toplantıdan sonra, sekreter bu başarısızlığımın sebebini sordu. Ben de, (Asl vazîfem lisân ile Kur’ân ve islâmiyyeti öğrenmekdi. Bunun hâricindeki işlere fazla vakt ayıramadım. Fekat, bu sefer sizi memnûn edeceğim) dedim. Sekreter, (Şübhesiz sen muvaffak oluyorsun. Fekat, birinci olmanı isterdim) dedi ve şöyle devâm etdi: (Ey Hempher, gelecek seferki vazîfen ikidir: 1- Müslimânların za’îf noktaları ile, onların vücûdları- na girip, mafsallarını ayırmamızı sağlıyacak noktaları tesbît etmekdir. Zâten, düşmanı yenmenin yolu da budur. 2- Bu noktaları tesbît edip, dediğimi yapdığın zemân [Ya’nî müslimânların arasını açıp, onları birbirine düşürebildiğin zemân] en başarılı ajan olacak ve nâzırlık madalyasını kazanmış olacaksın.)"

İlk alıntıladığım yerin önemini açıklamama gerek var mı bilmiyorum. Düşmanımız bizi dini içeriğimize kadar tanımış ve buna uygun ataklar yapmış. Yanı biz bırakın düşmanımızı tanımayı kendi ecdadımız, davamız, dinimizle ilgili bile çok eksik yetişiyoruz. Elbette bunu da sebepleri var. Yine kitaptan bir yer ekleyerek göstermek istiyorum.

Sekretere, (Bu kadar titiz ve muktedir adamları nerden buluyorsunuz?) dedim. Cevâben: (Bütün dünyâ ülkelerindeki ajanlarımız, devâmlı bize ma’lûmât veriyorlar. Gördüğün bu temsîller, işlerinde mütehassısdırlar. Tabîî- dir ki, sen falanca adamın bildiği bütün özel bilgilerle donatılırsan, onun gibi düşünebilir ve onun verdiği hükmleri verebilirsin. Zîrâ, artık sen, onun nümûnesi mesâbesindesin) dedi. Sekreter, sözüne devâm ederek, (Bu, Nezâretimizin sana söylememi emr etdiği birinci sır idi. İkinci sırrı da bir ay sonra, bin sahîfelik kitâbı iâde etdiğinde söyliyeceğim) dedi. Ben kitâbı, kısm kısm başdan sonuna kadar i’tinâ ile okudum. Bu sâyede, Muhammedîlerle alâkalı ma’lûmâ- tım artdı. Onların nasıl düşündüğünü, onların za’îf noktalarını, kuvvetli noktalarını, ayrıca, kuvvetli noktalarını za’îf nokta hâline getirmenin üsûllerini iyice öğrenmiş oldum. Kitâbın kayd etdiği, müslimânların za’îf noktaları şunlardır:
 1- Sünnî-şî’î ihtilâfı, Pâdişâh ve halk ihtilâfı[1], 
Türk-Îrân ihtilâfı, aşîretler ihtilâfı, âlimler ile devlet arasındaki ihtilâf[2]. 
2- Çok az bir istisnâ ile, müslimânlar câhildirler[3]. 
3- Ma’neviyyatsızlık, bilgisizlik ve şu’ûrsuzluk[4].
 4- Temâmen dünyâyı bırakıp, sâdece âhiret ile meşgûl olmaları[5].
 5- Hükümdârların diktatör ve zâlim olmaları[6]. 

– burası dipnotlar yazar eklemiş;
[1] Bu söz çok yanlışdır. Pâdişâha itâ’at etmek farz olduğunu yukarıda kendi de yazmışdır. [2] Bu da iftirâdır. Osmânlı devletinin âlimlere verdiği kıymet ve i’tibâr, Osmân gâzînin vasiyyetnâmesinde uzun yazılıdır. Bütün pâdişâhlar, âlimlere en yüksek mevkı’leri vermişlerdir. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî- yi, hasedcileri, ikinci Mahmûd hâna şikâyet ve i’dâmını taleb etdikleri zemân, (âlimlerden devlete zarar gelmez) dediği ve talebi red etdiği meşhûrdur. Osmânlı sultânları, âlimlere ev, erzak ve bol maâş verirlerdi. [3] Binlerce Osmânlı âliminin, din, ahlâk, îmân ve fen üzerindeki kitâbları, dünyâca bilinmekdedir. En câhil sanılan köylüler, dinlerini ve ibâ- detlerini ve san’atlarını iyi bilirlerdi. Bütün köylerde câmi’ler, mektebler, medreseler vardı. Buralarda, okuma, yazma, din ve dünyâ ilmleri öğretilirdi. Köylü kadınlar, Kur’ân-ı kerîm okurlardı. Köylerde yetiş- dirilen âlimler ve Evliyâ pek çokdu. [4] Osmânlı müslimânlarının ma’neviyyâtı çok kuvvetli idi. Millet, şehîdlik derecesine kavuşmak için, cihâda koşardı. Her nemâzdan sonra ve Cum’a hutbelerinde, din adamları halîfelere, devlete düâ eder, herkes âmîn derdi. Hıristiyan köylüleri okuma yazma bilmez, dinden, dünyâ bilgilerinden habersiz, papazların yalanlarını, efsânelerini din sanırlar. Şu’ûrsuz, hayvan sürüsü gibidirler. [5] İslâmiyyet, hıristiyanlıkda olduğu gibi, din ile dünyâyı ayırmamışdır. Dünyâ işleri ile meşgûl olmak da ibâdetdir. Peygamberimiz: (Hiç ölmiyecek gibi dünyâ için, yarın ölecekmiş gibi de, âhiret için çalışınız!) buyurdu. Hâlbuki, İncîlde, dünyâ için çalışmak men’ edilmekdedir. [6] Hükümdârlar, ahkâm-ı islâmiyyeyi tatbîk etmek için baskı yaparlardı. Avrupadaki krallar gibi zulm yapmazlardı. 6- Yollar emniyyetsiz, nakliyyât ve seyâhatin kesik oluşu[1].

 7- Her sene onbinlerce kişiyi ölüme götüren veba, kolera gibi hastalıklara karşı tedbirsizlik ve sağlığa önem vermemeleri[2].
 8- Şehrlerin virâneliği ve su şebekelerinin yokluğu[3].
9- İdârenin âsîlere, bâgîlere karşı âciz oluşu, ölçüsüzlük ve o kadar övündükleri Kur’ânın kanûnlarını yok denebilecek kadar az tatbîk etmeleri[4]. 
10- Ekonomik çöküntü, fakîrlik ve geri kalmışlık. 
11- Nizâmî bir ordunun olmayışı, silâhsızlık ve silâhların klâsik ve çürük oluşu[5].
 12- Kadın haklarının çiğnenmesi [6].
13- Çevre sağlığının ve temizliğin yokluğu[7]. 

Kitâb, (Müslimânların za’îf noktaları) olarak, zikr etdiği yukarıdaki maddelerden sonra, müslimânları, dinleri olan İslâmiyyetin maddî ve ma’nevî üstünlüğünden İngiliz Câsûsunun İ’tirâfları;

Yollar o kadar emniyyetli idi ki, Bosnadan kalkan bir müslimân, Mekkeye kadar râhat ve parasız gider, yolda, köylerde, yir, içer, geceler, hediyyeler alırdı. [2]
 Her yerde hastahâneler, şifâhâneler vardı. Napolyonu bile Osmânlılar tedâvi etdi. Bütün müslimânlar, (Îmânı olan, temiz olur) hadîs-i şerîfine uyarlar. [3] Bu iftirâlara cevâb vermeğe bile değmez. Delhî sultânı, Fîrûz şâh 790 [m. 1388] de vefât etdi. Bunun yapdırdığı 240 kilometrelik, geniş su yolunun suladığı bahçeler, bostanlar, İngiliz işgâli zemânında çöl hâline geldi. Osmânlı mi’mârîsinin, bakıyyeleri bile, şimdi turistlerin gözünü kamaşdırmakdadır. [4] Osmânlıları, fransız krallarının pisliklerini Sen nehrine döken generallerin madalya almaları gibi sanıyorlar. [5] 726 [m. 1326] senesinde tahta çıkan Orhan gâzînin kurduğu nizâmî orduyu ve Yıldırım Bâyezîd hânın 799 [m. 1399] da Niğboluda büyük haçlı ordusunu mağlûb eden mükemmel ordusunu bilmiyor mu? [6] İngilizlerin ticâretden, san’atdan, silâhdan ve kadın haklarından haberleri yok iken, Osmânlılarda bunların a’lâsı vardı. İsveç ve Fransız krallarının Osmânlılardan yardım istediklerini de inkâr edebilirler mi? [7] Sokaklar tertemizdi. Hattâ, tükrükleri temizlemek için bile vazîfeliler vardı. câhil bırakmanın lâzım olduğunu tavsiye ediyordu. Ayrı- ca, islâmiyyet hakkında, şu bilgilere de yer veriyordu: 1- İslâm, birlik ve berâberliği emr edip, tefrikayı yasaklıyor. Kur’ânda, (Topyekün Allahın ipine sarılın)[1] deniliyor. 2- İslâm şu’ûrlanmağı ve bilgi edinmeği emr ediyor. Kur’ânda, (Yeryüzünde dolaşın)[2] deniliyor. 3- İslâm, ilm öğrenmeği emr ediyor. Bir hadîsde, (İlm öğ- renmek, her erkek ve kadın müslimâna farzdır) deniliyor. 4- İslâm, dünyâ için çalışmağı emr ediyor. Kur’ânda, (Onlardan ba’zıları, Ey Rabbimiz bize dünyâda da âhiretde de güzeli nasîb eyle)[3] deniliyor. 5- İslâm, istişâreyi emr ediyor. Kur’ânda, (Onların işleri, aralarında müşâvere iledir)[4] deniliyor. 6- İslâm, yol yapmağı emr ediyor. Kur’ânda, (Yeryü- zünde yürüyün)[5] deniliyor. 7- İslâm, müslimânlara sıhhatlarını korumalarını emr ediyor. Bir hadîsde, (İlm dörtdür: 1) Dînin muhâfazası için fıkh ilmi, 2) Sıhhatin korunması için tıb ilmi, 3) Lisâ- nın muhâfazası için sarf ve nahv ilmi, 4) Vaktlerin bilinmesi için astronomi ilmi) deniliyor. 8- İslâm, i’mârı emr ediyor. Kur’ânda, (Allah yeryü- zündeki her şeyi sizin için yaratmışdır)[6] deniliyor. 9- İslâm, nizâmı emr ediyor. Kur’ânda, (Her şey hesâblı, nizâmlıdır) deniliyor[7]. 10- İslâm, ekonomide kuvvetli olmağı emr ediyor. Bir hadîsde, (Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyân için, yarın öle– 50 – [1] Âl-i İmrân sûresi, âyet: 103 [2] Âl-i İmrân sûresi, âyet: 137 [3] Bekara sûresi, âyet: 201 [4] Şûrâ sûresi, âyet: 38 [5] Mülk sûresi, âyet: 15 [6] Bekara sûresi, âyet: 29 [7] Hicr sûresi, âyet: 19 cekmiş gibi de, âhiretin için çalış) deniliyor. 11- İslâm, çok kuvvetli silâhlarla mücehhez bir ordu kurmayı emr ediyor. Kur’ânda, (Onlara karşı gücünüzün yetdiği kadar kuvvet hâzırlayın)[1] deniliyor. 12- İslâm, kadınların haklarına ri’âyeti ve ona kıymet vermeği emr ediyor. Kur’ânda, (Erkeklerin meşrû’ sûretde kadınlar üzerinde (hakları) olduğu gibi, kadınların da, onların üzerinde (hakları) vardır)[2] deniliyor. 13- İslâm, temizliği emr ediyor. Bir hadîsde, (Temizlik îmândandır) deniliyor. Kitâbın, bozulmasını, yok edilmesini emr etdiği kuvvet noktaları da şunlardır:
 1- İslâm, ırk, dil, örf, âdet ve milliyetçilik teassubunu ortadan kaldırmışdır. 
2- Fâiz, ihtikâr, zinâ, içki ve domuz eti yasakdır. 
3- Müslimânlar, sımsıkı bir şeklde âlimlerine bağlıdırlar.
 4- Sünnî müslimânlar Halîfeyi Peygamberin vekîli olarak kabûl eder. Allaha ve Peygambere gösterilmesi lâzım olan hurmeti, ona da göstermenin farz olduğuna inanırlar. 5- Cihâd farzdır. 
6- Şî’î müslimânlara göre, gayr-ı müslim olan bütün insanlar ve sünnî müslimânlar necsdirler. 
7- Bütün müslimânlar, İslâmın biricik hak din olduğuna îmân ederler.
 8- Müslimânların çoğu, yehûdî ve hıristiyanların Arab yarımadasından çıkarılmasının farz olduğuna inanırlar. 
9- İbâdetlerini, meselâ (nemâzı, orucu, haccı...) çok gü- zel bir şeklde edâ ederler. 
10- Şî’î müslimânlar, İslâm memleketlerinde kiliselerin inşâsının harâm olduğuna inanırlar. – 51 – [1] Enfâl sûresi, âyet: 60 [2] Bekara sûresi, âyet: 228 
11- Müslimânlar, İslâm akîdesine sımsıkı bağlıdırlar. 
12- Şî’î müslimânlar, (Humüs)ün ya’nî ganîmetin beşde birinin âlimlere verilmesini farz bilirler. 
13- Müslimânlar, çocuklarını öyle büyütüyorlar ki, ecdâdlarının yolundan ayrılmaları mümkin değildir. ( :((( )
14- Müslimân kadınlar, o kadar güzel örtünüyorlar ki, onlara fesâdın bulaşması kâbil değildir. ( :'(( )
15- Müslimânları her gün beş def’a biraraya getiren, cemâ’at nemâzları vardır.
 16- Onlara göre, Peygamber, Alî ve sâlihlerin kabrleri mukaddes olduğu için, oralarda da toplanırlar.
 17- Peygamberlerinin neslinden gelen [Seyyid ve şerîf ismi verilen] ler Peygamberi hâtırlatır ve müslimânların gözünde, Onun canlı kalmasını te’mîn ederler.
 18- Müslimânlar toplandıkları zemân, vâizler, onların îmânlarını kuvvetlendirir ve ibâdete teşvîk ederler. 
19- Emr-i bil-ma’rûf [iyiliği emr etme] ve nehy-i anilmünker [kötülükden men’ etme] farzdır. 
20- Müslimânların çoğalması için, evlenmek ve birden fazla kadın nikâh etmek sünnetdir. 21- Müslimân için, bir insanı İslâma getirmek, bütün dünyâya sâhib olmakdan dahâ iyidir. 22- Müslimânlar arasında, (Kim hayrlı bir yol açarsa, onun sevâbına ve o yolda giden her insânın kazandığı sevâblara nâil olur) hadîsi meşhûrdur. 23- Müslimânlar, Kur’âna ve hadîslere çok büyük hurmet gösterirler. Onlara tâbi’ olmanın, Cennete girmeğe biricik sebeb olduğuna inanırlar. Kitâb, müslimânların kuvvetli noktalarını bozup, za’îf noktalarını yaymağı tavsiye ediyor ve bunu yapabilmek için, gerekli yolları sıralıyor.

 Za’îf noktaları yaymak için şunları tavsiye ediyor: 

 1- Cemâ’atlerin, aralarına adâvet sokup, sû’i zannı aşı- lıyarak, ihtilâfı teşvîk eden kitâblar neşr etmek sûretiyle, ihtilâfları yerleşdirmek.
 2- Mekteblerin açılmasını, kitâbların neşr edilmesini men’ etmek, yakılması ve yok edilmesi mümkin olan din kitâblarını yakmak ve yok etmek. Din adamları hakkında muhtelif iftirâlar uydurmakla, müslimânları, çocuklarını dînî mekteblere vermekden vazgeçirerek, câhil kalmalarını te’mîn etmek.[Bu yol, islâmiyyete büyük zarâr vermekdedir.]
 3- Onların yanında Cenneti övüp, dünyâ hayâtını te’mîn etmekle mükellef olmadıklarını söylemek. Tesavvuf halkalarını genişletmek.
4- (Zühd)ü tavsiye eden Gazâlî- nin (İhyâ-ül-ulûmiddîn)i, Mevlânânın (Mesnevî)si ve Muhyiddîn-i Arabînin eserleri gibi kitâbları okumağı teş- vîk etmekle, şu’ûrsuz kalmalarını te’mîn etmek.
5- Hükmdârları zulm ve diktatörlük yapmağa teşvîk etmeliyiz: Siz Allahın yeryüzündeki gölgesisiniz. Zâten Ebû Bekr, Ömer, Osmân, Alî, Emevîler ve Abbâsîlerin herbiri, kaba kuvvet ve kılınçla işbaşına gelmişler ve tek başlarına hükmranlık etmişlerdir. Meselâ, Ebû Bekr, Ömerin kılıcı ile ve Fâtımanın evi gibi, itâat etmeyenlerin evini yakmakla, iktidâra gelmişdir[. Ömer de, Ebû Bekrin tavsiyesi ile halîfe olmuşdur. Osmân ise, Ömerin emri ile devlet başkanı olmuş. Alîye sıra gelince, o da, eşkıyânın seçmesi ile devlet reîsi olmuşdur. Muâviye de, kılınç- la işbaşına gelmişdir. Sonra, Emevîlerde de hükmdârlık babadan oğula geçerek devâm etmişdir. Abbâsîlerde de, aynı olmuşdur. Bunlar, İslâmdaki hükmrânlıkların cebrî ve diktatörlük olduğunun delîlidir, demeliyiz.

 6- Adam öldürenleri i’dâm etmek maddesini kanûnlardan çıkarmak. [Adam öldürmeğe, eşkiyâlığa karşı tek çâre i’dâm cezâsıdır. İ’dâm cezâsı olmadıkca, anarşi, eşkiyâlık önlenemez.] Yol kesici ve hırsızları cezâlandırmakdan hükûmeti alıkoymak ve yol kesicileri silâhlandırarak, bu işi yapmalarını teşvîk etmek ve yolların emniyyetsizliğini devâm etdirmek.
7- Şu şeklde, onların hastalık içinde yaşamalarını sağlayabiliriz: Her şey Allahın kaderi ile olur. Tedâvînin iyileş- mede hiçbir te’sîri yokdur. Allah Kur’ânda, (Rabbim beni yidirir ve içirir. Hasta olduğum zemân da, O bana şifâ verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek Odur) dememiş mi? Öyleyse, Allahın irâdesi dışında kimse, ne şifâ bulur ve ne de ölümden kurtulur. 
 8- Zulm yapılmasını te’mîn için şunları söyleyebiliriz: İslâm, ibâdet dînidir. Onun devlet işleriyle hiçbir alâkası yokdur. Bunun için, Muhammed ve Halîfelerinin, ne nâ- zırları ve ne de kanûnları vardı.
 9- İktisâdî çöküntü de, bahsi geçen zararlı işlerin tabî- î bir netîcesidir. Mahsûlâtı çürütmek, ticâret gemilerini batırmak, çarşıları yakmak, bendleri, barajları yıkıp zirâat sâhalarını ve sanâyi’ merkezlerini su altında bırakmak ve içme suyu şebekelerine zehr katmak suretiyle tahrîbâtı artdırabiliriz. 
10- Devlet adamlarını, [kadın ve spor gibi] fitneye ve parçalanmağa sebeb olacak arzûlara ve içki, kumar, rüşvete ve hazîne mallarını, kendi şahsî işlerinde harcamaya alışdırmak, vazîfelileri bu işleri yapmağa teşvîk edip, bize hizmet edenleri mükâfatlandırmak lâzımdır. Sonra kitâb, şu tavsiyelerde bulunuyor: Bu işlerle vazîfeli ingiliz câsûslarını, gizli ve açık olarak korumak, onlardan müslimânların eline geçenleri kurtarmak için, her çeşid masrafı yapmak lâzımdır.
11- Fâizin her şeklini yaymak lâzımdır. Zîrâ fâiz, millî ekonomiyi harâb etdiği gibi, müslimânları, Kur’ânın ahkâmına karşı gelmeğe de alışdırır. Zîrâ insan, bir kanûnun bir maddesini ihlâl edince, artık diğer maddelerini de ihlâl etmesi kolay olur. Onlara, fâizin kat kat olanının harâm olduğunu, çünki Kur’ânda, (Fâizi kat kat olarak yimeyin)[1] denildiğini ve binâenaleyh fâizin her şeklinin harâm olmadığını söylemek lâzımdır.
 12- Âlimlere kötü isnâdlarda bulunup, aleyhlerine âdî ithâmlar uydurarak, müslimânların onlardan soğumalarını te’mîn etmek lâzımdır. Câsûslarımızın bir kısmını, onların kıyâfetine sokacağız. Sonra, bunlara kabîh, çirkin işler yapdıracağız. Böylece bunlar, âlimler ile karışmış olacak ve her âlimden şübhe edilecek. Bu câsûsları, El-Ezhere, İstanbula, Necef ve Kerbelâya sokmak zarûrîdir. Müslimânları âlimlerden soğutmak için mektebler, kolejler açacağız. Bu mekteblerde, rûm ve ermeni çocuklarını, müslimânlara düşman olarak yetişdireceğiz. Müslimân çocuklarına da kendi ecdadlarının câhil olduklarını aşılayacağız. Bu çocukları, Halîfe ve âlimler ve devlet adamlarından soğutmak için, onların hatâlarını, kendi zevkleri ile meşgûl olduklarını, Halîfenin câriyelerle vakt geçirip, halkın malını kötü yollarda kullandığını, hiçbir işte Peygambere uymadıklarını aşılayacağız.(En çok üzüldüğüm maddelerden biri bu olabilir :()
13- İslâmın, kadına hakâret etdiğini yaymak için, (Erkekler kadınlar üzerinde hâkimdirler) âyetini ve (Kadının temâmı şerdir) hadîsini söyleyeceğiz[4]. 

14- Pislik, susuzluğun netîcesidir. Suyun artdırılmasına mâni’ olmağa çalışmalıyız. Londradaki müstemlekeler nezâretinin hâzırladığı kitâbda, islâmiyyeti yok etmek için, yapılacak şeyler yazılıdır. Bu kitâb, câsûslar vâsıtası ile gizlice dağıtılmakdadır. Müslimânların kuvvetli noktalarını tahrîb etmek için de, şu tavsiyelerde bulunuyor:
 1- Müslimânların arasında, ırkçılık, milliyyetçilik taassubunu körükliyecek ve onların dikkatlerini, İslâmiyyetden evvelki kahramanlıklarına çekeceksiniz. Mısrda Firavunluğu, Îrânda Mecûsîliği, Irâkda Bâbilliliği, Osmânlılarda Attilâ ve Cengiz zemânını [vahşetini] ihyârinin yarısı kadar mîrâs almalarını emr buyurmuşdur. 
 2- Şu dört şeyi, gizli ve âşikâr yaymak lâzımdır: İçki, kumar, zinâ ve domuz eti [ve spor kulüplerinin birbirleri ile kavgaları]. Bu işi yapmak için, İslâm memleketlerinde yaşayan hıristiyan, yehûdî, mecûsî ve diğer gayr-i müslimlerden a’zamî derecede istifâde etmek ve bu iş için çalışanlara Müstemlekeler nezâretinin bütçesinden bol mâaş bağlamak lâzımdır. 

 Bunun için, siyâsî fırkaların ve spor kulüplerinin çoğalmasını sağlayacağız. Partileri ve kulüpleri birbirlerine düşman yapacağız. Birbirleri ile uğraşacaklar, din kitâbı okumağa, dinlerini öğrenmeğe vakt bulamıyacaklardır. Avladığımız kimselere günlük gazete, dergi çıkartacağız. Gazetelerini, dergilerini, bol para ile, menfeatlar ile besleyeceğiz. Satın aldığımız kimseleri, kurtarıcı, kahraman gibi ismlerle medh etdireceğiz. İslâm dînini ve ahkâm-ı islâmiyyeye bağlı olan idârecileri kötületeceğiz. Din terbiyesinin kaynağı olan âile yuvalarını yok edeceğiz. Bunun için, spor, güreş ismi altında, avret mahalleri, edeb yerleri açık kız ve oğlan resmleri neşr ederek, gençleri fuhşa, livâtaya, cinsî sapıklığa sürükliyeceğiz. İslâm ahlâkını bozunca, islâmiyyeti yok etmek kolay olur. Çok câmi’ yapacağız. Fekat, câmi’lerde, hocaları değil, misyonerleri ve mezhebsizleri konuşduracağız. İslâm müziği ismi altında, çalgıları, şarkıları, radyoları câ- mi’lere sokacağız. Câmi’leri birer tuzak olarak kullanacağız. Câmi’lere giden ve kadınları örtünen devlet memûrlarını ve subayları, câsûslarımız tesbît edecek, bunlar, vazîfelerinden uzaklaşdırılacaklardır. Ahkâm-ı islâ- miyyeye uyan gençler, üniversitelere alınmıyacak, girmiş olanların diploma almaları engellenecekdir.

Sekreter, bu bilgileri gizli tutmamızı, Necdli Muhammedden de saklamamızı sıkı tenbîh etdi.( Vahhabilği ortaya çıkarmaya çalıştıkları kişiden bahsediyor) Ben de bu hâtıralarımı mahkemeye vererek, elli seneden evvel açılmamasını vasıyyet etdim. [Şunu iyi bilmelidir ki, câmi’, kubbesi, minâ- resi olan binâ demek değildir. İçinde hergün beş kerre, cemâ’at ile nemâz kılınan binâ demekdir. Nemâzdan evvel veyâ sonra, bu cemâ’ate va’z vermek de câizdir.  Va’z, ehl-i sünnet i’tikâdında olan bir müslimânın, ehl-i sünnet âlimlerinden birinin, bir kitâbına bakarak okuduğu veyâ ezberden söylediği bir sözünü açıklaması demekdir. Mezhebsizlerin, ingiliz câsûslarının ve misyonerlerin konuşmalarına va’z denmez, nutuk ve konferans vermek denir. Câmi’lerde nutuk ve konferans vermek ve bunları dinlemek câiz değildir. Ehl-i sünnet âlimlerinin her sözü, Kur’ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîflerin tefsîrleri, îzâhlarıdır.]

 3- Cihâdın muvakkat bir farz olduğunu, vaktinin son bulduğunu telkîn edeceksiniz. 
4- Şî’îlerin kalblerinden, kâfirlerin necs olduğu fikrini çıkaracaksınız. Kur’ânda, (Kendilerine kitâb verilenlerin yiyeceği sizin için halâl olduğu gibi, sizin yiyeceğiniz de onlar için halâldir)[1] denildiğini, Peygamberin Safiyye isminde yehûdî ve Mâriye isminde hıristiyan bir hanımı olduğunu, Peygamberin hanımının necs olamayacağını söyleyeceksiniz[2].
 5- Müslimânlara, Peygamberin, İslâmdan kasdının mutlak din olduğunu ve bu dînin yehûdîlik ve hıristiyanlık da olabileceğini, sâdece İslâm dîninin olmadığı inancını aşılıyacaksınız. Bunun delîli de şudur diyeceksiniz: Kur’ân, her dînin mensûblarına müslimân diyor. Meselâ Yûsüf Peygamberin, (Beni müslimân olarak öldür)[3], İbrâhîm ve İsmâ’îl Peygamberlerin de, (Ey Rabbimiz, bizi kendine müslimân kıl ve zürriyyetimizden kendine müslimân bir ümmet getir)[1] , Ya’kûb Peygamberin ise, oğullarına, (Ancak ve ancak müslimân olarak ölünüz)[2], dediklerini nakl ediyor. 
6- Kilise yapmanın harâm olmadığını, Peygamber ve Halîfeleri onları yıkmadığını, bil’aks onlara hurmet gösterdiğini ve Kur’ânda, (Allah insanların bir kısmını diğeriyle def’ etmeseydi [savmasaydı], manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allahın adı çok zikr edilen câmi’ler yı- kılıp giderdi)[3] denildiğini, İslâmın ibâdethânelere hurmetkâr olduğunu, onları yıkmadığını, yıkanlara mâni’ olduğunu çokça söyleyeceksiniz.
 7- (Yehûdîleri Arab yarımadasından çıkarınız) ve (Arab yarımadasında iki din olmaz) hadîsleri hakkında, müslimânları şübheye düşürecek ve (Bu iki hadîs doğru olsaydı, Peygamberin, biri yehûdî, biri de hıristiyan hanımı olmazdı ve Necran hıristiyanları ile anlaşma yapmazdı)[4] diyeceksiniz!
 8- Müslimânları, ibâdetlerinden men’ etmeğe çalışacak ve (Allah insanların ibâdetlerine muhtâc değildir) diyerek, onları ibâdetlerin fâideleri hakkında tereddüde düşüreceksiniz[1]. Hacca gitmek ve cemâ’at ile nemâz kılmak gibi, onları bir araya getiren ibâdetlerden men’ edeceksiniz. Aynı şeklde, câmi’lerin, türbelerin ve medreselerin inşâsına ve Kâ’benin ta’mîrine mâni’ olmaya çalışacaksınız.
 9- Harbde düşmandan ganîmet olarak alınan malın beş- de birinin [Humusun], âlimlere verilmesi husûsunda, şübhelendirecek ve bunun ticâret kazancıyla bir alâkasının olmadığını îzâh edeceksiniz. Sonra, (Humus, Peygambere veyâ Halîfeye verilir, âlime verilmez. Zîrâ âlimler, onunla evler, serâylar, hayvanlar ve bahçeler alıyorlar. Bunun için, (Humus)u onlara vermek câiz değildir) diyeceksiniz!
 10- Müslimânların akîdelerine bid’atler sokup, İslâmı gericilik ve terör dîni olmakla ithâm edeceksiniz. İslâm memleketlerinin geri kaldığını, sarsıntılara mâruz kaldığı- nı söyleyecek ve böylece onların İslâma olan bağlılıklarını za’îfletmiş olacaksınız. [Hâlbuki müslimânlar, dünyâ- nın en büyük, medenî devletlerini kurdular. Dîne bağları gevşedikce, küçüldüler.]
 11- Çok mühimdir! Çocukları babalarından uzaklaşdırıp, büyüklerinin dînî terbiyelerinden mahrûm kalmalarını sağlayacaksınız. Onları, biz yetişdireceğiz. Binâenaleyh, çocuklar babalarının terbiyelerinden kopdukları an, akîdeden, dinden ve âlimlerden kopmağa mahkûm olacaklardır.
 12- Kadını tahrik edip, örtüsünü açmasına sebeb olacaksınız. Sebeb olarak da, örtü gerçek İslâmî bir emr değildir. Abbâsîler zemânında ihdâs edilmiş bir âdetdir.Bunun için, insanlar Peygamberin zevcelerini görüyorlardı ve kadın bütün işlere katılıyordu diyeceksiniz. Kadını açdıkdan sonra, gençleri ona karşı tahrîk edip, her ikisinin arasında fesâd hâsıl olması için çalışacaksınız! Müslimânlığı yok etmek için, bu iş, çok te’sîrlidir. Evvelâ, bu işi gayr-ı müslim kadınlara yapdıracaksınız. Sonra, müslimân kadın kendiliğinden bozulup, bunların yapdığını yapacakdır.

13- Câmi’ imâmlarının fâsık olduklarını iddiâ edip, onların hatâlarını açıklayarak ve her vesîle ile onlarla, arkalarında nemâz kılan cemâ’atleri arasına kin ve adâvet sokarak, cemâ’at ile nemâz kılmağı ortadan kaldıracaksınız. 

14- Peygamberin zemânında olmadığı ve bid’at olduğu gerekçesiyle, türbelerin hepsinin yıkılması lâzımdır diyeceksiniz. Ayrıca Peygamber, Halîfeler ve sâlihlerin kabrleri hakkında, şübheye düşürerek, onları ziyâret etmekden men’ edeceksiniz. (Peygamber, annesinin yanında, Ebû Bekr ile Ömer (Bakî’) kabristânında medfundurlar. Osmânın kabri mechûldür. Hüseynin başı (Hannâne)de defn edilmişdir. Cesedinin defn edildiği yer ma’lûm değildir. (Kâzımiyye)deki kabrler de, iki halîfenin kabridir. Peygamberin âlinden Kâzım ve Cevâdın kabrleri değildir. Tusdaki ise, Ehl-i beytden Rızânın değil, Hârunun kabridir. Samarrâdaki Abbâsîlerin mezârlarıdır. Ehl-i beytden Hâdî, Askerî ve Mehdînin kabri değildir. Müslimân memleketlerde bulunan bütün türbe ve kubbelerin yıkılmasının farz olduğu gibi, (Bakî) mezârlığını da, yerle bir etmek lâzımdır) diyeceksiniz! 

15- Seyyidlerin, Peygamberlerin soyundan geldikleri husûsunda insanlar tereddüde düşürülecek. Seyyid olmayanlara siyâh ve yeşil sarık giydirilerek, seyyidlerin diğer insanlarla karışmaları te’mîn edilecek. Böylece, insanlar bu husûsda şaşırıp, Seyyidler hakkında sû-i zanda bulunacaklar. Din adamlarının ve Seyyidlerin sarıklarını çıkaracaksınız ki, Seyyidlerin soyu gayb olsun ve din adamları insanlardan hurmet görmesin.    
 
16- Şî’îlerin mâtem yerlerinin yıkılmasının farz olduğu, zîrâ bid’at ve dalâlet olduğu, Peygamber ve Halîfelerin zemânında mevcûd olmadığı söylenecek. İnsanları oralara girmekden men’ etmek, Vâizleri azaltmak ve Vâ- izlerle mâtem yerleri sâhiblerini vergiye bağlamak lâzımdır. 

17- İngiliz kitâbında yazılı şeylerden biri, bütün müslimânlara hürriyyet sevgisini behâne ederek, (Herkes dilediğini yapabilir. Emr-i bil-ma’rûf ve nehy-i anil münker ve İslâm ahkâmının öğretimi farz değildir) diyeceksiniz! [Hâlbuki, islâmiyyeti öğrenmek ve öğretmek farzdır. Müslimânların birinci vazîfesidir.] Ayrıca, onlara şunu da aşılayacaksınız: (Hıristiyanlar kendi dinleri, yehûdîler de kendi dinleri üzeredirler. Kimse kimsenin kalbine girmez. Emr-i ma’rûf ve nehy-i anil-münker halîfeye âiddir.) 

18- Müslimânların çoğalmasına mâni’ olmak için, doğum sınırlandırılacak ve birden fazla evliliğe mâni’ olunacak. Evlenmeğe ba’zı şartlar konulacak. Meselâ, denilecek ki: Arab Îrânlıyla, Îrânlı arabla, Türk arabla evlenemez.

 19- İslâmın yayılması ve müslimân olmıyanlara öğretilmesi fe’âliyyetleri kat’î sûretde men’ olunacak. İslâmın yalnız arabların dîni olduğu fikri yayılacak. Gerekçe olarak, Kur’ânda, (Bu senin ve kavmin için bir zikrdir) denildiği söylenecek. 

20- Hayr müesseselerinin hudûdları daraltılacak ve devlete âid bir hâle getirilecek. Öyle olacak ki, kişi câmi’, medrese ve bunlara benzer hayr müesseseleri yapamaz hâle getirilecekdir. 

21- Müslimânları Kur’ân hakkında şübheye düşürecek ve içinde noksanlık ve fazlalık bulunan tahrîf edilmiş Kur’ân tercemeleri hâzırlayıp, diyeceksiniz ki: (Kur’ân bozulmuş. Birbirini tutmuyor. Birinde bulunan âyet diğerinde bulunmuyor). Yehûdî, hıristiyan ve bütün gayr-i müslimleri tahkîr eden ve cihâdı, emr-i bil-ma’rûfu ve 
nehy-i anil-münkeri emr eden âyetleri çıkaracaksınız  . Kur’ânı diğer lisanlara meselâ türkçe, farsça, hindçe vs. dillere çevirip, Arab memleketleri hâricinde arabî okunmasına mâni’ olacaksınız ve yine Arab memleketleri dı- şında (Ezân), (Nemâz) ve (Düâlar)ın arabî yapılmasını önleyeceksiniz. Aynı şeklde, hadîsler hakkında da müslimânlar tereddüde düşürülecek. Kur’âna yapılması plânlanan, terceme, tenkîd ve tahrîfin, hadîslere de uygulanması gereklidir.

Hakîkaten, okuduğum (İslâmı nasıl yıkabiliriz) ismli bu kitâb, çok mükemmel idi. İleride yapacağım çalışmalar için, emsâlsiz bir rehber idi. Sekretere kitâbı iâde edip, memnûniyyetimi ifâde etdiğimde, bana, (Bilmiş ol ki, bu meydânda, sen yalnız değilsin. Yapdığın işi yapan pekçok adamlarımız var. Bu işi yapmak için, şimdiye kadar nâzırlığımız beşbinden fazla adam vazîfelendirmiş bulunmakdadır. Nâzırlık bu sayıyı yüzbine çıkarmağı düşünüyor. Bu sayıya ulaşdığımız zemân, müslimânların hepsine hâkim olacak ve bütün İslâm memleketlerini ele geçirmiş olacağız) dedi. Dahâ sonra, sekreter şunları söyledi: (Sana şunu müjdelerim ki, nezâretimizin bu programı gerçekleşdirmesi için, en fazla, bir asrlık bir zemâna ihtiyâc vardır. Biz o günleri görmesek bile, muhakkak çocuklarımız görecekdir. Şu darbımesel ne kadar da güzeldir, (Başkasının ekdiğini yidim. Öyleyse, ben de başkaları için ekiyorum). İngilizler, bunu yapdığı zemân, bütün hıristiyan âlemini memnûn etmiş ve onları oniki asrlık felâketden kurtarmış olacakdır). Sekreter sözlerine şöyle devâm etdi: (Asrlarca devâm eden (Ehl-i salîb) muhârebeleri [Haçlı seferleri], hiçbir fâide sağlayamamışdır. Kezâ, Moğollar [Cengiz orduları] da, İslâmın köklerini kazımak için birşey yapmış sayılmaz. Çünki onların yapdığı iş, ânî, plânsızdı. Düşmanlıklarını ortaya koyacak, askerî işler yapıyorlardı. Bunun için, çok çabuk yoruldular. Fekat şimdi, hükûmetimizin değerli idârecileri, İslâmı çok ince bir plân ve uzun bir sabrla içden yıkmak için çalışıyorlar. Askerî güc kullanmamız da lâzımdır. Fekat bu iş, son merhalede, ya’nî İslâmı yiyip bitirdikden ve her tarafından balyozlayıp, bir dahâ toparlanamaz, bizimle savaşamaz hâle geldikden sonra gelir). 

  Sekreter sözlerini şöyle bitirdi: (İstanbuldaki büyüklerimiz, çok akllı ve zekî imişler, ki bizim plânımzın aynını uygulamışlar. 
 Ne yapmışlar: Muhammedîlerin arasına sokulup, onların çocukları için, medreseler açmışlar. Kiliseler inşâ etmişler. Onların arasında, içkiyi, kumarı, fıskı, fesâdı [ve futbol kulüplerine parçalanmalarını] çok güzel bir şeklde yaymayı başarmışlar.
 İslâm gençliğini, dinleri hakkında şübheye düşürmeğe, kendi hükûmetleri ile aralarına münâkaşa ve muhâlefet sokmağa, her tarafda fitneyi yaygınlaşdırmağa, âmirlerin, müdîrlerin, devlet adamlarının evlerini hıristiyan kadınları ile doldurarak, ahlâklarını bozmağa çalışmışlardır. Biz de, bu şeklde hareket ederek, onların kuvvetlerini kıracağız, dinleri ile olan irtibâtlarını sarsacağız, ahlâklarını ifsâd edeceğiz. Birlik ve berâberliklerini yok edeceğiz. Sonra, ânî bir harb başlatıp, İslâmın köklerini kazıyacağız. "

...


Bu kitabı  " http://www.hakikatkitabevi.net/public/book.download.php?view=1&type=PDF&bookCode=011 "  linkinden PDF dosyası olarak okuyabilirsiniz.


 Bu metinde birçok önemli dipnot mevcuttu aslında ama ben uzamaması açısından oraları eklemedim. bu kitabı koyduğum linkten dipnotlarıyla okuyabilirsinz. Yani anlayacağınız ne kadar yozlaşma mevcutsa bu İngilizlerin başının altından çıktı. Bu oyundan gençlerimizin habersiz olması, eğitimin yetersizliği ve bir de davamızı bilmemek. Kudüs deyince anlamalısınız ki sadece bir bölgeyi değil çok şeyler şeyleri ifade etmiş oluyorsunuz.

 Günümüzü anlamak için kitabın bu kısmı yeterli diye düşünüyorum. Ve bir de ek olarak çocuklarımıza hiç Kudüs'ü anlatmadık. "Nasıl işinde yükselirsin?" e "İnsanları nasıl hasedinden çatlatırsın?" ' a " Zengin koca bul." ' a  ve nice sayısız ve gereksiz hedeflere ittik. 

Yahudiler; peki onlar ne yaptılar biliyor musunuz? İzleyelim;

https://www.youtube.com/watch?v=tipxAOVdSTw  (Hata verirse Youtube'a Yahudilerin eğitim şekli türkçe alt yazılı yazarak ulaşabilirsiniz.)

İşte bizlerin en baştaki hatalarından biri çocuklarımız çapsız, davasız yetiştirmek oldu. Ve gözlerimizi mal hırsı ve dünya sevgisi bürüdü. Allah nurunu tamamlayacak evet, Kudüs elbet bizim olacak evet, AMA... Sen bu davanın neresindesin kardeşim? Bu kadar uyutulduk, bu kadar ahlakımıza, neslimize saldırıldı. Sen ahirete vardığında sorulmayacak mı sanıyorsun? Allah sana " Ben zaten vaat ettim otur keyfine bak." mı diyor? (nestaizübillah) Yoksa Kuran'ını gönderip, Peygamberini gönderip bunlarla amel etmeni ve her zaman Müslümanlar olarak bir olmanı mı? 

 Euzübillahimineşşeydanirraciym Bismillahirrahmenirrahiym

 "61/SAFF-4: Allah kendi yolunda, İslâm uğrunda duvarları kurşun dökülerek, kenetlenerek yapılmış sağlam bina gibi saf bağlayarak savaşanları sever." 

 Sadegallahülaziym
  
 Bizler Allah'ın sevdiği olmaya çalışmak yerine nefsimize yaranmaya çalıştığımız için böyle oluyor. Unutmayın en kötü başlangıç hiç başlamamktan iyidir. Ve artık sazler de evinizde ilmihal ile ailenizi eğitmeye başlayın. Kapatın o televizyonları! İnanın onların size hiç bir faydası yok. UYUYORSUNUZ! UYUTULUYORSUNUZ! Lütfen uyanın artık! Yılbaşı ile uyutuluyorsunuz, televizyon ile uyutuluyorsunuz, lüks ile mal ile uyutuluyorsunuz. Allah için uyanın özünüze dönün.

 Bizler birşey yapmasak da Kudüs kurtulacaktır belki ihlası tam Müslümanlar ile.. Ama yarın tarafsız, mesnetsiz kalışımız sebebi ile gireceğimiz ateşten bizi kimse kurtaramayacaktır. Çünkü Efendimizin şefaati " içinde hardal tanesi kadar iman olanları" hitabına mazhar olanları kast eder. Dünyadan başka ufkumuz yoksa o iman göğsünün neresine kaçtı? Birşeyler yapıyorsan da daha fazlasını yap, yapmıyorsan sadece sosyal medyadan " Kudüs bizimdir bizim kalacak!" sloganı atıyorsan inan olsun o sana yetmeyecek. Ey kardeşim.. Uyan artık..

 Araştırmacı-Yazar

Gülnihal Elif Kİtapçı



YORUM YAZ
BU HABER İÇİN HENÜZ YORUM EKLENMEMİŞTİR.
 Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları, okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Araştırmacı Yazarlar hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
DİĞER Gülnihal Elif KİTAPÇI HABERLERİ
ÖZEL RÖPORTAJ
Ferudun Özdemir: 'Allah Var, Problem Yok'
Ferudun Özdemir: 'Allah Var, Problem Yok'
Ferudun Özdemir, “Allah var, problem yok!” adlı kitabında, yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen, Allah'a dayanıp, O'na güvenen insanların bir şekilde aydınlığa kavuşacaklarının farkındalığını oluşturuyor zihinlerde…
 
YAZARLARIMIZ
Y
Metin ALKAN
BEDİR ASHABINDAN SALEBE
Y
Nurcan CANKORU
KİMDEN
Y
Pınar SÖNMEZ
AŞK BİR NOKTA
Y
Hatice BAŞKAN
KADINSIN
Y
Fatmanur KUŞ
SU GİBİ AZİZ OL EVLADIM
Y
Duygu Gürses DİKEN
MALINI BAĞIŞLAYAN ELBETTE KURTULUŞA ERMİŞTİR..
Y
Zeynep DEMİR
önce sela, sonra adın okunur minarelerden.
Y
Ayhan KÜFLÜOĞLU
Eşyayı gösteren Rabbimiz’in varlığı, o eşyadan daha zahir ve kesin
Y
Nur KABADAYI
Umut Ederek Yaşamak
Y
Büşra ŞENTÜRK
Sen Kaderim Misin
Y
Büşra Nur GECE
Mabede İsmet; Meryem'e Betül Sıfatı Yakışır...
Y
Merve DİKİCİ
TEVEKKÜL KIL
Y
Ebru ATA
KIYIYA İNSANLIK VURDU
Y
Mustafa KAYALI
ZAMAN VE MEKÂNDA KIBLEMİZ
Y
Türker ELMAS
NUR ve HAKİKAT AVCILIĞI
Y
Nagihan ZENGİN
Ademiyetten Kemaliyete İrfan Yolculuğu
Y
Öznur MACİT
bir b/akış bir yürüyüş (04,05,14 Eskici dergi yayınlandı)
 
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
GÜL - SEREN - AKIL - ZEKA VE GÜVEN YENİ STİL SUİKAST ARACİ- DRONE “Kendine iyi bak!” deme Gafleti… BU NE PERHİZ BU NE LAHANA TURŞUSU DEMEMEK İÇİN DİKKAT ETMELİYİZ
 
KONUK YAZARLARIMIZ
K
İsmail GENÇ
İnsanız ve İnsanlığı Özlüyoruz
K
Emrah POLAT
Vahametlerle İmtihan ve Müracaat
K
Mehmed ESMER
Kubbetüs Sahra'yı tanıyacağız
K
Elif NİSA
Gerçekten İnsan Azar
K
Elif MUSLUOĞLU
Cemâli Bâ Kemâle Seyredelim
K
Mehmet GÖÇMEZ
HUZUR
K
Fikriye AYYILDIZ
GAFLET
K
Merve YAĞMUR
ÖLMEDEN ÖNCE ÖLÜNÜZ
K
Fuat TÜRKER
Münafıklar Kavramıyorlar!
K
Hüray BOZBIYIK
TESETTÜRÜN VERDİĞİ HUZUR
 
VİDEO GALERİ
 
E-POSTA LİSTESİ
 
FOTO GALERİ
 
EN ÇOK TIKLANANLAR
 
ANKET

Web Sitemize Nasıl Ilaştınız?




 

Sitemizde yayınlanan haberlerde basın ahlakına, hukuk ilkelerine, insan hak ve özgürlüklerine bağlı kalacağımıza söz veririz. Yazarlarımızın yazılarıyla ilgili her türlü sorumluluk kendilerine aittir. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.

Adres : Sizde Araştırmacı Yazarlara Katılabilir Çalışmalarınızı Yayınlatabilirsiniz! arastirmaciyazarlar@gmail.com a Ad Soyad ve Yazar Resminizle birlikte gönderin değerlendirelim