28 Eylül 2016, 11:20 - 
PARALEL DEVLET YAPISI VE KANLI DARBE GİRİŞİMİ İLK DEĞİL

PARALEL DEVLET YAPISI VE KANLI DARBE GİRİŞİMİ İLK DEĞİL

İnsanlık tarihi boyunca nice ilâhî hakikatlerin sahteleri ve paralelleri devreye sokulmuştur.

İslâm tarihinde bunlardan en belirgin olanı Emevî yapılanmasıdır. “Tuleka” statüsünde olmasına rağmen Muaviye Şam’a vali tayin edilmişti. Bu haksız konumunu fırsata dönüştüren Muaviye kısa süre içerisinde palazlanıp güçlenmiş ve İslâm Devleti bünyesinde büyük bir askerî güç hazırlayarak “paralel bir yapı” oluşturmuştur. İmâm Ali siyasî anlamda fiilen iş başına geçtiğinde haksız olarak Şam’da valilik yapmakta olan Muaviye’yi azletmişti. Ancak Muaviye azil işini kaale almayıp merkezi hükümete karşı büyük bir askerî güç hazırlayıp Sıffin denilen bölgede kanlı darbe girişiminde bulunmuştu. Aslında bu kalkışma merkezi hükümete karşı bir savaş ilanıydı. Nitekim İmâm Ali’nin bütün barışçıl çağrılarına rağmen Muaviye ısrarla savaşı başlatan olmuştur. Dört aya yakın süren bu savaşta rivayetlere göre 70 bin dolayında insan ölmüştür. Bakınız bir fitne ve bir paralel yapı nelere mal oluyor. Adalet ihlâl edilmese ve herkes haddini bilse elbette ki bütün bunlar olmayacaktır.

İslâm ülkeleri içerisinde diktatöryal rejimlerle kıyaslandığında Türkiye’deki mevcut yönetim biçimi çok partili demokratik yapısıyla farklılık arz etmektedir. Ülke yönetimine talip olanlar parti bünyesinde faaliyette bulunabilirler. Ancak Müslüman halkımız burada da farklı bir açmazla karşı karşıyadır. Zira mevcut anayasal düzen şöyle bir kayıtlamada bulunmaktadır: “İktidara gelecek partinin programı devletin resmi ideolojisi doğrultusunda tüzüğünü hazırlamak ve iktidara geldiğinde buna uymak zorundadır. Ayrıca mevcut Anayasa’da öyle maddeler var ki, bunlar “değiştirilemez ve değiştirilmeleri teklif dahi edilemez” maddelerdir. Bu durum karşısında Müslümanların ilâhî yasalara ilişkin taleplerinin laiklik açısından kabul görmesi mümkün değildir. Bu nedenledir ki, bir zamanlar Türkiye koşullarında demokratik platformda partisel faaliyette bulunmanın fıkhî cevazı var mıdır diye tartışması yapılmaktaydı. Bazıları ise Rad Sûresi’nin 11’nci ayetinden mütevellit toplumun talep ve temayülleri değiştikçe Anayasal düzenin de değişebileceğinin kanaatine vararak partisel faaliyeti tercih ettiler. Sonuç itibariyle kanunları yapan ve uygulayan insanlardı. Değiştirilmesi kabullenilmeyen kanunlar da günün birinde değişebilirdi. Yeter ki, halk kararlı bir şekilde böyle bir talepte bulunabilsin.
AK Partisi iktidara geldiğinde Müslüman halkımızın taleplerine kestirmeden değil, fincancı katırlarını ürkütmeden tedrici bir yol izlemeyi tercih etti. Hatırlayacağınız üzere REFAHYOL hükümeti döneminde başörtüsü ile Meclis binasına girmek isteyen Milletvekili Merve Kavakçı’nın başına ne çoraplar örmeye çalıştılar. Ecevit hadsiz ve hukuksuz bir şekilde mikrofonu eline alıp: “Burası laik devlete meydan okuma yeri değildir. Bu kadına haddini bildirin!” gibi hezeyanlarla Anayasa’nın “Din ve mezhep farklılığı gözeterek halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek” maddesini bizzat ihlâl etmiştir. Geçen zaman içerisinde öyle bir gün geldi ki, birçok milletvekili bayan Meclis binasına girdiğinde kimsenin gıkı çıkmamıştı. Aynı şekilde başta üniversiteler olmak üzere diğer okullarda da başörtüsü serbestliği geldiğinde irtica hortlamamış ve ülke elden gitmemişti. Diyeceğimiz o ki, eğer halk isterse bu ülkede daha çok güzel şeyler olacaktır hiç kuşkusuz.

Zahiren de olsa, tedricen de olsa bu müspet gelişmelerle birlikte siyasî faaliyette bulunmayı tercih etmeyen bir cemaat kendi müntesiplerini polis kolejlerine ve askerî okullara gönderip tabiri caizse kaleyi içten fethetmeyi tercih etmişti. Bu ara kamu kurumlarını da ihmal etmiyorlardı. Bu girişim tamamen bir paralel devlet yapılanmasından başka bir şey değildi. Başlangıçta kendilerine göre haklı gerekçeleri de vardı. Diyorlardı ki, “Cumhuriyet tarihi boyunca bugüne kadar kamu kurumlarında, polis ve askeriyede Müslüman halkımızın değerlerine düşman olanlar çoğunluktaydı. Anası başörtülü olan yemin törenine alınmaz ve hatta derdest edilerek oradan uzaklaştırılırdı. Öte yandan namaz kıldığı tespit edilen subaylar YAŞ kararlarıyla ordudan atılır ve resmî dairelerde iş imkânları ellerinden alınırdı. Eğer yanlışlıkla karakola düşseniz Allah’tan korkmayan polis size çok rahat şiddet uygulardı. Kamu kurumlarındaki bürokratik eziyetler de memurların mütedeyyin olmayışındandı. Namazında niyazında olan subay, polis ve memur işini adilce yapar kendi halkına gestapo kesilmezdi. Bizim şakirtlerimiz eğer bu kurumlara sızarlarsa, bu halkımızın menfaatine olacaktır. Zaten aynı akideyi ve aynı kültürü paylaştığınız.”

Olaya bu zaviyeden baktığımızda Cemaat’in haklı olduğu ortaya çıkacaktır. Ancak vakıanın bir başka boyutu var ki, Cemaat’i tamamen suçlu duruma düşürmüştür. O da çok açık bir şekilde Siyonist İsrail ve ABD ile iş tutmuş olmasıdır. 17 – 25 Aralık operasyonlarını da CIA ve MOSSAD adına yapmaya teşebbüs etmiştir. İslâm ve insanlık düşmanlarına dayanarak ve bu şer odaklarına maşalık yaparak İslâm’a hizmet mi edilir miş? İslâm her şeyden önce tevhid dinidir. Şeytani düzenlerle uzlaşıya kapalıdır. Hele onlara payandalık yapmak İslâm akidesi ile taban tabana zıttır. Fethullah Gülen diyalog ve hoşgörü adına tevhid akidesine mugayir bir din anlayışını halkımıza empoze etmeye çalışmıştır. Onunkisi “paralel din” anlayışıdır ve İslâm’a terstir. Amerika ve Siyonist İsrail hakkında verdiği beyanatlar her şeyi ortaya koymaktadır.

“Amerika’ya dünya da ihtiyaç vardır. Amerika, şu andaki konum ve gücüyle bütün dünyaya kumanda edebilir. Amerikan demokrasisinin yumuşak havası herkesi barındırabiliyor. Bütün dünyada yapılacak işler buradan idare edilebilir. Amerika’dan habersiz iş yapmak uygun değildir. Bizim dünyanın dört bir yanında açtığımız okullarda böyledir… Amerika’ya düşman olmak/karşı olmak doğru değildir, yarar getirmez! Amerika’nın bize burada bulunma hakkı vermesi bile büyük bir nimettir!”

“İsrail meşru otoritedir! İsrail hükümetinden izin almaksızın Gazze’ye yardım götürme teşebbüsü bile doğru değildir. Filistin için İsrail’den izin almaksızın yapılan bir aktivite sırasında ölen kişi şehit değildir!”

Bu beyanatlar, şeytana teslimiyet ve şeytanın otoritesini kabul etmekten başka bir şey değildir. Eğer kahraman halkımız tarafından bu kanlı darbe girişimi püskürtülmeseydi bugün ülkemiz ABD ve Siyonist İsrail’in uydusu durumuna getirilecekti. Son zamanlar Siyonist rejim ile yapılan anlaşmalar ve ABD’nin - NATO’nun uzun yıllardan beri topraklarımızda konuşlanmış olması, onlar için kaçırılmaz bir fırsattı. İnşallah ve ümit ediyoruz ki, bir gün bu topraklardan NATO ve ABD askerleri def edilecektir. Anadolu Gençlik Derneği’nin organizesi ile 28 Temmuz 2016 tarihinde İncirlik Hava Üssü önünde protesto gösterisi düzenlenmiş olması halkımızın gerçekleri ve FET֒nün perde arkasındaki üst aklı görmesine vesile olur inşallah. Tarihin bu zaman diliminde biz Müslümanların imtihanı bu. Müslümanlar olarak feraset sahibi olmak zorundayız. İyi niyet bazen yeterli olmuyor. Fethullah Gülen cemaatinin tabanına bakın! Pek çoğu mülayim, naif ve iyi niyetli ama bu hasletler bazen gerçekleri görmek için yeterli olamayabiliyor. Yıllarca bu cemaatin içerisinde büyük özverilerle himmet ve fedakârlıklarda bulundular. Sonra ne oldu? Bütün yapıp edilenler heba olup gitti. Çünkü bu cemaatin arkasında “üst akıl” olarak büyük şeytan Amerika vardı.
Tarihin birçok döneminde Müslüman halkımıza çeşitli komplolar kurulmuş ve birçok ihanetler yapılmıştır. İşin acı yönü bu gibi ihanetler sözüm ona din adamları tarafından hayata geçirilmiştir. Çünkü insanlar en çok din adamlarına itimat etmektedir. Yüce Rabbimiz Kûr’ân-ı Kerim’in birçok ayetinde bu hususta bizleri uyarmaktadır. Kendilerine ilim verildiği hâlde dini istismar eden sözde din adamlarını Rabbimiz A’raf Sûresi’nde “köpek sıfatlı” olarak tanımlamakta, Cuma Sûresi’nde ise eşek sıfatlı..

“Dileseydik o âyetlerle onu elbette yüceltirdik. Fakat o, dünyaya saplanıp kaldı da kendi heva ve hevesine uydu. Onun durumu köpeğin durumu gibidir: Üzerine varsan da dilini sarkıtıp solur; kendi hâline bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte bu, âyetlerimizi yalanlayan toplumun durumudur. Şimdi onlara bu olayları anlat ki düşünsünler.” (A’raf:176)

“Tevrat’la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerle kitap taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah’ın âyetlerini inkâr eden topluluğun hâli ne kötüdür! Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.” (Cuma:5)

Az önceki ifadeleriyle o bizi açık açık ABD ve Siyonislere itaate davet ediyor oysa Rabbimiz, “Zalime meyletme yoksa sana da ateş dokunur” (Hud:113) diyor. Allah Teâlâ’ya muhalefet etmenin bedeli bu dünya hayatında rezil-i rüsvay olmaktır. Vaazlarınızda ve yazdığınız eserlerde müntesiplerinize namazdır, oruçtur, haçtır bahsediyorsunuz da zalimlere itaatsizlikten neden söz etmiyorsunuz? Üstüne üstlük bir de iyi niyetle size biat edenleri zalime itaate davet ediyorsunuz. Olmadı namazında niyazında olsunlar diye kendi safınıza çektiğiniz ordu mensuplarını kullanarak işi kan dökmeye vardırdınız. Yapacağınız bu muydu? 246 tane masum insanın kanına girdiniz, bin küsur canı yanmış yaralı insan var. Bunun vebalini nasıl ödeyeceksiniz. Maide 32’nci ayetine göre taammüden bir insanı öldürmek, bütün insanlığı öldürmek gibidir. Ayrıca Nisa Sûresi’nin 93’ncü ayetine göre böyle bir cürmü işleyenin yeri ebedi cehennemdir.

“Sonra siz, anlaşmanıza rağmen günah ve düşmanlıkla halkın aleyhine ittifak kurdunuz ve ardından kan dökmeye kalktınız. Oysa böyle bir iş yapmanız, size haram kılınmıştı. Yoksa siz, Kitabın bir bölümüne inanıp da bir bölümünü inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden böyle yapanların dünya hayatındaki cezası aşağılık olmaktan başka değildir; kıyamet gününde de azabın en şiddetli olanına uğratılacaksınız. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.” (Bakara:85)
Kûr’ân-ı Kerim’deki bunca uyarılara rağmen nasıl olur da böyle bir cürmü işleyebiliyorlar? Ama onlar Kûr’ân’a değil Emevîlerin saraylarında devşirilmiş fetvalara bakıyorlar. “Hedefe varmak için her yol mubahtır” mantığı saraylarda verilen fetvaların ürünüdür. Kûr’ân’da gösterlen örnekler hep tarihte yaşanmış hadiselerdir. Rabbimiz bu kıssalardan ibret almamızı istemektedir. Rabbimiz Kûr’ân’ın özüne sadık kalarak tevhidî değerlere uygun bir hayat yaşamamızı ve aynı değerlere uygun olarak toplumsal düzenimizi tanzim etmemizi istemektedir. Sevgili Peygamberimiz ve mutahhar Ehl-i Beyt imâmları ve seçkin sahabeler bunu yaşayarak pratize etmişlerdir. Ve insanları bu değerlere sevgi, şefkat ve merhametle davet etmişlerdir. Şiddete başvurarak ve kan dökerek değil. Yüce dinimiz asla böyle bir yönteme cevaz vermemektedir. Bunu bilselerdi bu kan dökülür müydü? Ne yazık ki, ne Kûr’ân’daki kıssalardan ve ne de tarihten ibret almadılar. Merhum Mehmet Akif’in ifadesiyle: “Eğer ibret alınsaydı tarih tekerrür mü ederdi?”



YORUM YAZ
BU HABER İÇİN HENÜZ YORUM EKLENMEMİŞTİR.
 Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları, okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Araştırmacı Yazarlar hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
DİĞER Hazım KORAL HABERLERİ
ÖZEL RÖPORTAJ
Çocuk Gelişimi Uzmanı Serap Buharalı İle Çok Özel Röportaj
Çocuk Gelişimi Uzmanı Serap Buharalı İle Çok Özel Röportaj
Serap Hanım öncelikle kendinizden kısaca bahseder misiniz?
 
YAZARLARIMIZ
Y
Metin ALKAN
MÜSLÜMAN KUR'AN'LA NASIL BULUŞMALI
Y
Pınar SÖNMEZ
AŞK BİR NOKTA
Y
N.Arslan CANKORU
SAYILMAZ
Y
Hatice BAŞKAN
KADINSIN
Y
Fatmanur KUŞ
SU GİBİ AZİZ OL EVLADIM
Y
Duygu Gürses DİKEN
MALINI BAĞIŞLAYAN ELBETTE KURTULUŞA ERMİŞTİR..
Y
Zeynep DEMİR
önce sela, sonra adın okunur minarelerden.
Y
Ayhan KÜFLÜOĞLU
Eşyayı gösteren Rabbimiz’in varlığı, o eşyadan daha zahir ve kesin
Y
Nur KABADAYI
Umut Ederek Yaşamak
Y
Büşra ŞENTÜRK
Sen Kaderim Misin
Y
Büşra Nur GECE
Mabede İsmet; Meryem'e Betül Sıfatı Yakışır...
Y
Merve DİKİCİ
TEVEKKÜL KIL
Y
Ebru ATA
KIYIYA İNSANLIK VURDU
Y
Mustafa KAYALI
ZAMAN VE MEKÂNDA KIBLEMİZ
Y
Türker ELMAS
NUR ve HAKİKAT AVCILIĞI
Y
Nagihan ZENGİN
Ademiyetten Kemaliyete İrfan Yolculuğu
Y
Elif TAVŞU
ŞİMENDİFER İLE BEKÂYA DOĞRU
Y
Öznur MACİT
bir b/akış bir yürüyüş (04,05,14 Eskici dergi yayınlandı)
 
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
2023’ E DOĞRU İLERLEYEN TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNDEN MİLLETİN BEKLENTİSİ NEDİR? Fili Yuttu bir YILAN, Bu da mı Yalan? TÜRKİYE CUMHURİYETİNDE DEVLETİN KILCAL DAMARLARI GÜÇLENDİRİLMELİ Sahih Hadisler Sadece Kütüb-i sittede mi geçer?
 
KONUK YAZARLARIMIZ
K
İsmail GENÇ
İnsanız ve İnsanlığı Özlüyoruz
K
Emrah POLAT
Vahametlerle İmtihan ve Müracaat
K
Mehmed ESMER
Kubbetüs Sahra'yı tanıyacağız
K
Elif NİSA
Gerçekten İnsan Azar
K
Elif MUSLUOĞLU
Cemâli Bâ Kemâle Seyredelim
K
Mehmet GÖÇMEZ
HUZUR
K
Fikriye AYYILDIZ
GAFLET
K
Merve YAĞMUR
ÖLMEDEN ÖNCE ÖLÜNÜZ
K
Fuat TÜRKER
Münafıklar Kavramıyorlar!
K
Hüray BOZBIYIK
TESETTÜRÜN VERDİĞİ HUZUR
 
SON YORUMLANANLAR
 
VİDEO GALERİ
 
E-POSTA LİSTESİ
 
FOTO GALERİ
 
EN ÇOK TIKLANANLAR
 
ANKET

Web Sitemize Nasıl Ilaştınız?




 

Sitemizde yayınlanan haberlerde basın ahlakına, hukuk ilkelerine, insan hak ve özgürlüklerine bağlı kalacağımıza söz veririz. Yazarlarımızın yazılarıyla ilgili her türlü sorumluluk kendilerine aittir. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.

Adres : Sizde Araştırmacı Yazarlara Katılabilir Çalışmalarınızı Yayınlatabilirsiniz! arastirmaciyazarlar@gmail.com a Ad Soyad ve Yazar Resminizle birlikte gönderin değerlendirelim