05 Aralık 2015, 23:30 - 
Kanaviçe

Kanaviçe

Sinopsis

Ailesini trafik kazasında kaybeden Mert, bundan sonraki hayatında yalnızlığın en derinini yaşayan genç bir delikanlıdır. Ölüm haberini getiren polise kapıyı açan Mert’le kapıyı kapatan Mert aynı insan değildir artık. Bin yaş yaşlanmıştır adeta bir günde. Karlı bir kış günü hayatı harabeye dönmüş, sevinç ve umuda dair ne var ne yoksa hepsini yerle bir etmiştir kaza haberi. İşte bu yüzden, evet tam da bu yüzden akranlarından farklı, durağan ve derin bir adama dönüşüvermiştir. Hayatını ve yaşamanın amaçlarını sorgulayan, içine kapalı, mutsuzdur.

 Kütahya da 2015 yılında şahit olacağı bir kaza bütün hayatının tekrar allak bullak olmasına Büyük büyükannesi ve dedesi ise Kütahya’da yaşanan Ermeni Tehciri’nin etkilerini hanelerinde yaşamış, hayatları ikiye bölünmüş bir Ermeni ailedir. Biz de bunu Mert’le birlikte adım adım kurgunun seyri içerisinde öğreniriz. Ani Hanım (büyük büyükannesi), kendi iç hesaplaşmaları ve yaşadığı zorlu dönemlerin etkisiyle sarsılmış, histerik bir kadındır.

 İlk göz ağrıları çocuklarını bir gece emzirirken uyuyakalmış, sıçrayarak uyandığındaysa nefessiz kalan yavrusu çoktan bu dünyadan uzaklaşmıştır. Ani Hanım yaşadığı bu travmayı unutmuş gibi yapsa da aslında hiç bir zaman aklından çıkaramamıştır. Yok, saymaya, bastırmaya çalışmış sürekli ama bu mümkün olmamıştır. Bastırdığı bu acı anılar o denli güçlüdür ki Ani Hanım da bambaşka davranış bozuklukları olarak kendilerini göstermeye başlar. O günden sonra inişli çıkışlı bir şekilde sürdürürler ilişkisini. Ani Hanım orta boylu, asil yüzlü, oldukça zayıf bir kadındır. İncecik bir beli vardır. Görenlerin hayret ettikleri kadar ince bir bel... Parmakları uzun ve son derece zariftir. Ellerinin üzeri her daim sabunlanmaktan yer yer çatlamıştır.

 Daima sabun kokar. İki kaşının arası açık ve bu görüntü onda güvenilir ama bir yandan da insanda tedirginliğe yol açan bir izlenim bırakır. Kaşlarıyla gözleri birbirine normalden daha yakındır. Alnı çıkıntılıydı ve son derece orantılıdır. Kemikli yüzünde her daim gergin bir ifade barındırır. Gel gör ki bu kızgınlıkla alakalı bir şey değildir. İnsanların kendisine yaklaşmasını istemediğinden bir maske gibi sürekli bu ifadeyi takınır. Fakat aslında ona dikkatle bakıldığında bir türlü saklayamadığı hüznü gözlerinden okunur. Bunu ne kadar saklamak istese de yeterince başarılı olamaz. Oysa o sanki bir şeyleri saklamak, örtmek, derinlerdeki bir yarayı gizlemek adına güçlü görünmeye çalışmakta; “Ben yıkılmadım, bakın yine dimdik ayaktayım” der gibi bir ruh hali sergilemektedir. Bunun için mümkün olduğunca dışarı çıkmaz, çıktığında da bir kalkan gibi bu ifadeyi asla yüzünden eksik etmez.

Kimsenin kendisine acımasını istemez. Bu yüzden hakkında konuşulduğunu hissettiği anda ne olursa olsun derhal o mekânı terk eder, mümkün olduğunca insanlarla az ilişki kurar. Evden çıkmak zorunda kaldığı nadir zamanlardaysa akrabalarından ya birinin ölmesi, ya doğum yapması, ya evlenmesi gerekir. Bu gidiş gelişlerinde de mutlaka faytona binmek ister. İyi bir eğitim almıştır. Ailesi okumuş, münevver insanlardır. Ani hanım iyi eğitim almıştır Fransızca ve Rusçayı anadili gibi konuşur. Rus edebiyatına sonsuz bir aşkla bağlıdır. Dekadan görüşü ve bunun ortaya çıkardığı sembolik anlatımı tutku derecesinde sever. Rus sembolizminin genetik kökleri, beslendiği felsefî kaynaklar, sanatın amacı, duygu ve düşünceleri ilgi alanıdır. Gerçeklerden ziyade sembollerle düşünmek ve bu şekilde onlar üzerinden hayaller kurmak kendisi için adeta bir eğlencedir.

Yaşadığı travma onu bu derece gerçeklikten koparmıştır. Gerçeğin ağırlığından böylelikle daha kolay sıyrılacağını düşünerek zaman zaman aşırıya kaçtığı bile olur. Öyle ki sembolizmi ilahî bir güç gibi algılamaya başlar. Ara sıra o da içinde bulunduğu durumun pek olağan olmadığına dair fikirlere kapılsa da bunu geçiştirir. Gün geçtikçe tavırlarının marazi bir hal aldığının farkında değildir. Kurguladığı sembolik dünyayla gerçek dünya arasında tavşan delikleri misali geçitler açar; kimi zaman oraya, kimi zaman da buraya geçişler yaşar. Aslında bu son derece sarsıcı ve bir o kadar da ağır bir yüktür onun için. Ani hanım yaşlı olmamasına rağmen, yaşlı bir hanım gibi giyinir. Onu tanıyanlar bu duruma alışık olduklarından üzerinde durmazlar ama onu ilk kez görenler bunu yadırgarlar. Genellikle siyah bir manto, beyaz bir eşarp, siyah topuksuz ayakkabılar ve siyah deri bir çanta kullanmayı yeğler. Bir tür yas hali... Adeta kendini cezalandırma... Kaybettiği evladından sonra bütün renklerin hep bir ağızdan siyaha dönüşmesi gibi bir dışavurum...

Aslında Ani Hanım zifiri karanlık bir gecede teknesini kayalıklara çarpmamak için usta manevralar yapan bir kaptan gibidir. Yaşamı böyle bir hal almıştır. Hâlâ anne, hâlâ bir eştir neticede. Bu yüzden kayığını batırmamak için çırpınır. Ara ara teknesi su alsa da bunu tekrar karanlık denize dökerek telafi etmeye çalışır ama zorlanır. Hem de çok… Aram (büyük büyükbaba) ise güçlü bir adamdır, eşine âşık… Ama bir yandan evde eşinin histerik halleri, diğer yandan dışarıda ülkenin vahim durumuyla ruhu kuşatılmıştır. Ülke çalkantılı dönemlerin kucağındadır. Anadolu kan gölü gibidir. Sultanın çifte vergisi; Rusların, Fransızların kışkırtmalarıyla patlayan Ermeni çetelerin isyanları başlamıştır. Çok kan akmaktadır. Rusların çizdiği Ermenistan haritası, Kürtleri ve Ermenileri karşı karşıya getirmektedir. Aşiretlerle Ermeni çeteler savaşmaktadır. İmparatorluğu I. Dünya Savaşı’na sokan İttihat Terakki iktidarı, birkaç yıl önce padişaha karşı ortak direniş önerdiği Ermeni milliyetçilerden artık korkar olmuştur. 41 subayıyla İstanbul’a gelen General Liman von Sanders orduyu resmen fiilen yönetmektedir. General Schellendorf kanalıyla doğudan gelen raporda ise olası bir saldırıda Ermenilerin Ruslara yardım edeceği bildirilmektedir. 1915’in ilk günlerinde…

 İttihatçı liderlerin gizlice buluştuğu bir toplantıda, Sanders’in önerisi ışığında tehcir kararı alınır. Ermeniler kritik savaş bölgelerinden uzaklaştırılacaktır, başka yolu yoktur. İçişleri Bakanı Talat Paşa, Başkumandan Vekili Enver Paşa’nın emriyle 9 Mayıs 1915’te tehciri gizlice başlatmıştır. İçinde “Ermeni” sözcüğü geçmeyen karar, Meclis-i Vükela’da kısa sürede yasalaşır. Yüz binlerce Ermeni’nin, Suriye’deki Deyrü’z-Zor’a ölümcül yürüyüşü başlayacaktır. “Tehcir Kanunu” olarak bilinen fakat geçici kanun mahiyetinde olup asıl adı “Savaş zamanında hükümet uygulamalarına karşı gelenler için asker tarafından uygulanacak önlemler hakkında geçici kanun”; Rumi takvime göre 14 Mayıs, Miladi takvime göre 27 Mayıs 1915 tarihinde kabul edilmiştir. Sevk ve İskân Kanunu, devlet yönetimine karşı gelenler için askerî birliklerce tedbir almak için çıkartılmıştır. 1 Haziran 1915 tarihinde de Takvim-i Vekayi’de yayınlanarak yürürlüğe sokulmuştur. Ani hanımın tüm itirazlarına rağmen Adapazarı’na sahibi olduğu okula giden Aram, Ermeni Tehciri kararı alınmasıyla, oradaki Ermeni halkla birlikte sürgüne gönderilir. Kütahya mutasarrıfı Faik Ali Bey bu karara direnen cesur biridir.

Kulaklarında kardeşinin, “Pasif de olsa bu olaya katılma, ailemizin şerefine dikkat et. Canı aziz bilmeyen bir dünya yangınında olmamalı ateşe fayda” sözleri yankılanarak. Meclis toplantı salonunun kapısının üzerindeki tokmağı tutup hışımla kapıyı açar. Kendine ayrılmış bulunan yere geçip hiç duraksamadan konuşmaya başlar: “Efendiler malumunuz Tehcir Kanunu savaş içinde askerî şartlar, Müslüman ve Ermeni halkın güvenliği gibi sebepler yüzünden zorunlu olarak yürürlüğe sokuldu. Ancak ben şahsen bu kararın her bölgeye uygulanmasının zorunlu olmadığını düşünüyorum. Hatta Sevk ve İskân Kanunu’nun uygulanmasının gerekli olduğu bölgelerde de bütün Ermeni halk için uygulanmamalı! Doğu Anadolu, sahil bölgeleri, Sivas gibi yol güzergâhı ve Ermeni olaylarının patlak verdiği bölgelerde kanunun uygulanması ne kadar haklıysa da bazen aynı vilayetin farklı kaza ve kasabalarında Ermeniler arasında siyasallaşma ve komite faaliyetlerine katılma iştiyakı malumunuz aynı değil. Bazılarında komita ve silahlı Ermeni olayları yaşanıyorken, diğerlerinde yaşanmamakta...

O halde kanunun uygulanmasının da bu fark göz önünde bulundurularak yapılmasının daha mantıklı olacağını düşünüyorum. Örneğin Sivas’ın kuzey bölgeleriyle güney bölgeleri arasındaki farklılık çok aşikârdır. Şimdi sizlere Kütahya’daki Ermeni vatandaşlarımızla alakalı görüşlerinizi soruyorum. Bu husustaki kanaatiniz nedir?” Diyecek cesarette biridir. Ani hanımın kendisinden talep ettiği kocasının bulunması ile alakalı yardımı ne yazık ki elinde olmayan sebeplerle gerçekleştiremez. Ani’nin ruh haline eşinden haber alamamanın verdiği derin keder de eklenince, girdiği bunalımın etkisiyle bir gece kendini kaybeder. Zeynep uzun yıllardır onların yanında yaşayan, vefalı yardımcılarıdır. Kendisinin çocuğu olmayacağı için Nora ve Behram’a gözü gibi bakar, evi çeker çevirir, hanımının bu ruh hallerini görmezden gelerek günlerini geçirir.

Ani yine derin bir buhranın içine sürüklendiği bir gece, çocuklarının böyle bir hayatı yaşamasının zorluğunu düşünür. Bir çocuğunu boğarak öldürür, diğer çocuğun odasına yine aynı amaçla yönelirken –kaderin cilvesine bakın ki bu gece Aram eve dönmeyi başarabilecektir- kapı çalınır. Zeynep kapıda gördüğü Aram Bey’e sevinirken içeriden gelen ağlama sesleriyle irkilirler ve diğer çocuğu annenin ellerinden kurtarabilirler. Ancak Ani de bu esnada düşüp başını vurarak hazin bir şekilde ölmüştür. İşte Mert’in büyük büyükannesinin ve ailesinin yaşadığı, Ermeni Tehciri’nin ateşiyle yandıkları söz konusu olaylardan geriye sadece aile yadigârı çerçeveletilmiş bir kanaviçe kalır; Ani’nin kış akşamlarında elinden düşürmediği kanaviçe… Mert zaten ailesinin Ermeni olduğunu ve bu tarz sıkıntılar çektiklerini bilmemektedir. Bir gün Kütahya’da meydana gelen küçük şiddette bir deprem neticesinde duvardaki kanaviçe tablo yere düşer ve arkasında dilini anlamadığı notlar bulduğunda, aslında hayatının aşkıyla tanışacağından da habersizdir. Nazlı Ermenicesi çok iyi olan, alımlı bir genç kızdır. Hayatta kalan tek kuzeninin Kütahya’da bir trafik kazası geçirdiğini duyar ve Kütahya’ya gider. Kütahya’da yaşayan Mert de bu olayın şahitlerindendir ve yolları bir hastane odasında kesişir. İlerleyen zamanlarda Nazlı’nın Ermenice bildiğini öğrenen Mert, bulduğu mektuplardaki dili bilip bilmediğini sorar ve mektupları kendisine gösterir. Aslında onunla buluşmak için iyi bir fırsattır bu… Mektupların Ermenice olduklarını öğrenince, ondan okumasını rica eder ve taşlar tam da burada yerine oturur.

Bir yandan ailesinin yaşadığı hazin olayları öğrenip geçmişin girdaplarına düşer, bir yandan da nereden geldiğini, ailesinin kim olduğunu ve bunca zaman kendini aslında tam olarak da tanıyamadığını fark eder. 1915 ve 2015 de yer alan ev aslında her iki dönemin ve roman kahramanlarının tanığıdır. Ama okuyucu roman içerisinde yol almaya başladığında olayları ve insanları anlama yolunda farklı bir kurgu ile tüm yaşananları birbirine bağlar ve şok yaşar. Zaman içerisinde kanaviçe tablonun arkasına gizlenmiş bulunan mektuplar ortaya çıktığında bize çok şey anlatır ve hayrete düşürür. Mert her şeyi hazmedip silkelendiğinde ise aslında hayatının aşkının ona duru sesiyle geçmişini getiren Nazlı olduğunu anlar. Mert ve Nazlının büyük aşkına tanıklık ederiz. Mert in Evlenip yepyeni bir sayfa açması ve doğmamış evladına yazdığı mektupla roman sonlanır. *** 1915 Olayları’nın 100. yılında, bir aileye; yani acıları, sevinçleri, pişmanlıkları ve aşklarıyla bir ömre odaklıyor büyütecini Yenişehirlioğlu. Ne Ermeni ne Türk, sadece ocağına tehcirin ateşi düşen bir kadın, Ani… Geride ailesini, çocuklarını, en büyük aşkını bırakıp uzaklaşmak zorunda kalan; yüreğine ayrılık acısı çöken bir adam, Aram…

Bir trafik kazasında tüm ailesini kaybedip içine itildiği yalnızlıkta; mazi, aşk ve merhamet kuyusuna düşen, tek başına bir delikanlı, Mert… Ve önemli bir süreçten geçerken tarihe küçük de olsa bir iz bırakmak isteyen; Ermeni Tehciri kararına, “O benim komşum, o benim arkadaşım, o benim halkım!” deyip itiraz eden cesur Kütahya Mutasarrıfı Faik Ali Bey… Kanaviçe’de haklı/haksız yok, Kanaviçe’de suçlamalar/kınamalar, yaralayıcı bir söylem yok; sadece 1915 Ermeni Olayları’nın bir aileye düşürdüğü ateşi ve bu ateşin günümüze kadar ulaşan ızdıraplarını işliyor. Roman içerisinde yer alan bir diyalogda da yer alan şu sözler aslında mevzuyu çok güzel özetliyor. 1915 yılında Anadolu’da yaşanan meşum Ermeni Tehciri, yıllardır birbirinin tekrarı sözlerle, ithamlarla, inkârlarla tartışılıp duruyor. Düşmanlık üreten bu tartışmalardan kimseye bir fayda yok.

Siyasetin sert kavgalarına malzeme edilen 1915 Ermeni Tehciri, aslında insani hikâyeler de barındırıyor. Milletlerin birbirini daha iyi anlayabilmeleri için bu hikâyeleri çoğaltmalı ve çözüme katkı sunmalıyız. 24 Nisan geldiğinde her yıl aynı şeyleri duymak artık bıkkınlık verdi. Oysa 1915’te bu topraklarda kimsenin hafife Alamayacağı acılar yaşandı. Koskoca Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılması esnasında yaşanan bütün trajediler gibi 1915 Olayları da millî hafızamızda pek çok derin izler bıraktı. Günümüzde, yaşanan bu acılar üzerinden siyasi hesaplar yapanları görmek utanç verici... Tehcir konusu çıkar peşindeki devletler tarafından Türkiye’yi köşeye sıkıştıran bir ‘kart’ olarak kullanılırken, iç politikada korku siyasetlerinin malzemesi olup durdu.

Tabii yaşanan her toplumsal felaketin siyasi neticeleri olacaktır ama getirim devşireceğiz derken bu acının insani boyutunu siyasi hesaplara kurban etmek kabul edilecek bir durum değil. Hak ve adalet en şaşmayacaksak bunu böyle ortaya koymalıyız. Meseleyi sadece siyasi boyuta sıkıştırdığımız zaman acıyı, korkuyu meşrulaştırırız. Birbirimize yabancılaşırız. Herkesten birer parça döşeli bu yollara; hepimizden, öncekilerden, çok öncekilerden... Sosyolojik olarak toplumda yaşanan bu büyük çatlağın yok sayılmasını ve görmezden gelinmesini kabul etmem mümkün değil. Aslında bu roman bütün yaşananları yok sayanlara ve farklı siyasi çıkar malzemesi yapanlara bir gönderme aslında. İnsanca ve adalet merkezli bir gönderme. Bahadır Yenişehirlioğlu. İlmek ilmek aşk, ilmek ilmek hüzün, ilmek ilmek özlem… “Bazı yaralar iyileşemez” diyen Bahadır Yenişehirlioğlu kaleminden…



YORUM YAZ
BU HABER İÇİN HENÜZ YORUM EKLENMEMİŞTİR.
 Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları, okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Araştırmacı Yazarlar hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
DİĞER Bahadır YENİŞEHİRLİOĞLU HABERLERİ
ÖZEL RÖPORTAJ
Çocuk Gelişimi Uzmanı Serap Buharalı İle Çok Özel Röportaj
Çocuk Gelişimi Uzmanı Serap Buharalı İle Çok Özel Röportaj
Serap Hanım öncelikle kendinizden kısaca bahseder misiniz?
 
YAZARLARIMIZ
Y
Metin ALKAN
HER ŞEY HUZUR İÇİN
Y
Pınar SÖNMEZ
AŞK BİR NOKTA
Y
N.Arslan CANKORU
SAYILMAZ
Y
Hatice BAŞKAN
KADINSIN
Y
Fatmanur KUŞ
SU GİBİ AZİZ OL EVLADIM
Y
Duygu Gürses DİKEN
MALINI BAĞIŞLAYAN ELBETTE KURTULUŞA ERMİŞTİR..
Y
Zeynep DEMİR
önce sela, sonra adın okunur minarelerden.
Y
Ayhan KÜFLÜOĞLU
Eşyayı gösteren Rabbimiz’in varlığı, o eşyadan daha zahir ve kesin
Y
Nur KABADAYI
Umut Ederek Yaşamak
Y
Büşra ŞENTÜRK
Sen Kaderim Misin
Y
Büşra Nur GECE
Mabede İsmet; Meryem'e Betül Sıfatı Yakışır...
Y
Merve DİKİCİ
TEVEKKÜL KIL
Y
Ebru ATA
KIYIYA İNSANLIK VURDU
Y
Mustafa KAYALI
ZAMAN VE MEKÂNDA KIBLEMİZ
Y
Türker ELMAS
NUR ve HAKİKAT AVCILIĞI
Y
Nagihan ZENGİN
Ademiyetten Kemaliyete İrfan Yolculuğu
Y
Elif TAVŞU
ŞİMENDİFER İLE BEKÂYA DOĞRU
Y
Öznur MACİT
bir b/akış bir yürüyüş (04,05,14 Eskici dergi yayınlandı)
 
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Milli Eğitimde; hâlâ ciddi bir DENGESİZLİK var!... Duanın Hemen Kabul Edilmesi İçin İlk Şart GÖNÜL SEYAHATI Usta Kalem Zehra Özgen Araştırmacı Yazarlar'da
 
KONUK YAZARLARIMIZ
K
İsmail GENÇ
İnsanız ve İnsanlığı Özlüyoruz
K
Emrah POLAT
Vahametlerle İmtihan ve Müracaat
K
Mehmed ESMER
Kubbetüs Sahra'yı tanıyacağız
K
Elif NİSA
Gerçekten İnsan Azar
K
Elif MUSLUOĞLU
Cemâli Bâ Kemâle Seyredelim
K
Mehmet GÖÇMEZ
HUZUR
K
Fikriye AYYILDIZ
GAFLET
K
Merve YAĞMUR
ÖLMEDEN ÖNCE ÖLÜNÜZ
K
Fuat TÜRKER
Münafıklar Kavramıyorlar!
K
Hüray BOZBIYIK
TESETTÜRÜN VERDİĞİ HUZUR
 
SON YORUMLANANLAR
 
VİDEO GALERİ
 
E-POSTA LİSTESİ
 
FOTO GALERİ
 
EN ÇOK TIKLANANLAR
 
ANKET

Web Sitemize Nasıl Ilaştınız?




 

Sitemizde yayınlanan haberlerde basın ahlakına, hukuk ilkelerine, insan hak ve özgürlüklerine bağlı kalacağımıza söz veririz. Yazarlarımızın yazılarıyla ilgili her türlü sorumluluk kendilerine aittir. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.

Adres : Sizde Araştırmacı Yazarlara Katılabilir Çalışmalarınızı Yayınlatabilirsiniz! arastirmaciyazarlar@gmail.com a Ad Soyad ve Yazar Resminizle birlikte gönderin değerlendirelim