25 Kasım 2015, 12:47 - 
Hayalet Erkekler

Hayalet Erkekler

“Kadının asli görevi anneliktir. Kadın zorunluluk yoksa çalışmasın, evine dönsün, kadınlığını yapsın, aileler aile olsun.” …


“Kadın üretkendir, evde oturmasını beklemek çağdışıdır. Kadın ne pahasına olursa olsun çalışmalıdır.”…

Son günlerde kadının çalışması çok tartışılan bir konu… Bir türlü anlayamadığım nokta şu; bu sorgulama sürecinde erkeklerin dokunulmazlığı nedendir? Her ortamda, her durumda kadınların çalışması konusuna odaklanmışken sözü ne zaman erkeklere getireceğiz? Kadının birinci görevi annelik ve kadınlık… Peki, erkeğin birinci görevi nedir? Erkeğin de asıl görevi doğasına uygun sorumluluklar ve babalık değil midir? Kadınların güvenemediği erkekler yüzünden kendilerini dışarıya attıkları bir toplumda erkeklerden hiç bahsedilmeyişin nedeni nedir?

“Eve ekmek getiriyorum.” cümlesinin arkasına sığınıp, bunun ötesinde yapacağı ve yapmayacağı her şey için kendini haklı gören bir erkeğin, görevini yerine getirdiği söylenebilir mi? “Akşama kadar yoruluyorum zaten, kafam şişti.” deyip, baba özlemi çeken çocuklarını eşine doğru ittiren, televizyonun karşısında haberdi, maçtı saatlerini geçiren bir adam, faturaları ödüyor diye aile reisi olma vazifesini yaptığını iddia edebilir mi?

Baba olmadan, kadının annelik yapmasının çok zor olduğunu söylüyor uzmanlar. Günümüzde babalar nerede? İşte mi? O zaman, işten gelince nerede peki? Baba gün boyunca yok, akşamları da varlığının kimseye hayrı yok iken; bu hayalet babalarla o yuvada yetişen çocuklardan kime ne hayır gelir? Yıllar sonra büyüyüp de evlendiklerinde hayalet babalarından öğrendikleri güvensizlikleri, sevgisizlikleri eşlerinden görmemek adına çırpınan ve bir kez daha güvenleri sarsılan kadınları kim suçlayabilir? Güvenemediği eşleri yüzünden ellerinde maddi güvence tutabilmek adına bir arayış içinde kadınlar. Erkekler bu hazin tablonun farkında mı acaba? Aile kavramı insanın kendini en güvende ve huzur içinde hissedeceği yer olması gerekirken neden eşinden gizli banka hesabı açtıran kadınlar var?

Ben üç yıl önce iki diplomaya sahip bir şekilde işten ayrılma kararı aldım. Bir bankamatik kartımın olamayacağı pahasına da olsa… Çalışmadığım bu süreçte eşim her aldığımı başıma kaksaydı, her adımımın hesabını yapsaydı ben bu kararımda huzurlu olabilecek miydim? Eve geldiğinde bana emreden, zulmeden bir eşim olsaydı, evde yemek yapmaktan keyif duyabilecek miydim?

Kadınların sabahın en erken saatlerinde yollara düşüp, gece vakti evde olmalarından, nefes nefese halleriyle bir de evde koşturmalarından yana değilim, yüreğim sızlıyor. Çünkü kendim yaşadım… Kadının fıtratında evinden böylesine uzakta olmak yok. Hele hele koklamaya kıyamadığı yavrusunu birilerine emanet edip, içinde derin bir sızıyla, gözlerinde yaşlarla iş yerinin yolunu tutmaya bence hiçbir kadın hevesli değil. Ama ya işi bırakıp evde olsa, eşi akşam geldiğinde ona sanki evin hizmetçisiymiş gibi davranıp, yapamadığının hesabını sorsa, yaptığına burun kıvırsa… “Sen evde yatarken, ben dirsek çürüttüm.” deyip, ayaklarını uzatıp uyuklayana kadar televizyon seyretse… “Ben o parayı nasıl kazanıyorum, sen biliyor musun?” deyip, beğenerek aldığı bir bluzun on saat lafını etse… Söyler misiniz bu kadın neden evde olmak istesin?

İş dünyasının zorlayıcı etkilerini en derin şekilde yaşamış biri olarak, evliliğimin ilk iki yılını yaşanmamış sayıyorum ben. İşin ağırlığından, mesai saatinin uzunluğundan ziyade yaşadığım ruhsal sıkıntılar… Ruhuma ters giden, beni yoran pek çok şey… Böylesine bir çalışma hayatı kadınlık fıtratıma tersti, bu yük fazla ağırdı… O uzun ve stresli yılların sonunda onulması zor yaralarım var şimdi: Savunmacı, sabırsız, güvensiz tavırlarım var… Modern hayatı ve kadının ne pahasına olursa olsun çalışmasını dayatan toplumun şimdi bana ne faydası var? Kim öder benim stres dolu geçen, yitip giden yıllarımın bedelini? Cüzdanım dolarken, ruhumdaki güzellikleri boşaltan günlerin telafisini şimdi kim yapabilir?

Kadın modern hayatın bütün pırıltılarından, prestijinden sıyrılıp akşam evine geldiğinde kendisiyle ve ailesiyle baş başa… Kariyer, iltifatlar, dışarıda giydiği şık çizmeler, pahalı takıların ışıltısı ve işin güzel yanları dışarıda kalıyor. Kapıyı kapattığı anda işin bütün olumsuz yanlarıyla birlikte ev, yemek, iş, çocuk, eş… Kadının kadınlık ve annelik yapmaya vakti yok, gücü yok. Hep yoğun, hep yorgun…

Bunca yoğunluğa ve yorgunluğa, yüzüne bakmaya katlanamadığı nice kişilerden gördüğü saldırgan davranışlara, hakaretlere göz yummak pahasına da olsa kadını çalışmaya iten, erkeğin ona sahip çıkmaması ve güvensiz tavırları değil midir? Belki de bu kabullenemediği öfkenin sonucu dış dünyada mutluluk arayışıyla, çalışan kadın iş hayatında sosyalleşme umudunda; çalışmayanlar ise sanal ortamlarda arkadaşlıklar peşinde. Çünkü erkekten değer göremiyor ve kimseye güvenemiyor kadın.

Kadının fıtratında değer görmek var, fark edilmek… Evini tek başına geçindiren bir kadının, her türlü durumun üstesinden gelip, çalışmak zorunda kalması anlaşılabilir. Ya maddi durumu yeterli olanlar? Evinde fark oluşturmayan  ve fark edilmeyen kadın paraya ihtiyacı olmasa da kendini dışarıya atıyor. Kendini değerli hissedebilmek için, değer görebilmek ve mutlu olabilmek için çalışmak istiyor. Sanki her şey dışarıda üretilmeliymiş gibi, çalışmayan kadınlar çağdışıymış, beceriksizmiş gibi. Bir yol konulmuş önümüze, özgürlük, çağdaşlık diye, yitip giden kadının fıtratıyla birlikte sağlığı ve mutluluğu oluyor. Her gün sosyal bir ortamda bulunmanın verdiği etkiyle yeni harcamalar ve sonrasında daha çok kazanma zorunluluğu doğuruyor kendine kadın. Tüketim toplumunun kurbanı olarak daha iyi giyinmek, daha iyi yaşamak uğruna evinden daha da uzaklaşıyor. Böyle olunca kadın geç saatlere kadar dışarıda, erkek de keza öyle. Peki, aile nerede?

Evler akşamları yemek, içmek, uyumak gibi temel ihtiyaçların karşılandığı bir otel haline geliyor, çocuklarda aile aidiyeti ve güven duygusu gelişemiyor. Bu da pek çok şeyin eksikliğini ortaya çıkarıyor. Sorunlu ailelerden sorunlu erkekler çıkıyor; bunlar geleceğin aynı tahammülsüz, ilgisiz babalarına dönüşüyor. Baba desteği olmayınca evde anneliği annesinden görmeyen kızlar, geleceğin anneliği hissedemeyen kadınları haline geliyor. Hayalet baba, mutsuz anne, mutsuz çocuklar, mutsuz nesiller… Bu nesillerden oluşan yeniden mutsuz aileler, mutsuz çocuklar… Aileleri bu çıkmaza sokan şey; modern hayatın tüketimi artırıcı etkisinden daha öte erkeğin bu süreçte kadını hayat içerisinde yalnız ve savunmasız bırakması.

Günümüz annelerinin mutsuzluğunun ilacı, çöken ailelerin şifası uzakta değil, kendi kültürümüzün derinindeki baba rolünde saklı: Emanetin hakkını vermek…

“Ey insanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah’ın emaneti olarak aldınız…” diyen bir Peygamberin (s.a.v.) dinine inanan erkeklerin üzerine eş ve baba gömleği giymeden önce kendine sorması gereken şu değil midir?

“Yarın bu yavruları ve aileyi bana emanet eden Yaratıcı ‘Emanetlerime ne yaptın?’ dediğinde ben ne cevap vereceğim?”


Gonca ANIL

Çocuk Aile



YORUM YAZ
BU HABER İÇİN HENÜZ YORUM EKLENMEMİŞTİR.
 Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları, okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Araştırmacı Yazarlar hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
DİĞER Gonca ANIL HABERLERİ
ÖZEL RÖPORTAJ
Şehzade Abdulhamid Kayıhan OSMANOĞLU'ndan Muhteşem Bir Eser
Şehzade Abdulhamid Kayıhan OSMANOĞLU'ndan Muhteşem Bir Eser
Dedem AbdulHamid HAN
 
YAZARLARIMIZ
Y
Metin ALKAN
BİN AYDAN HAYIRLI GECE
Y
Pınar SÖNMEZ
AŞK BİR NOKTA
Y
N.Arslan CANKORU
SAYILMAZ
Y
Hatice BAŞKAN
KADINSIN
Y
Fatmanur KUŞ
SU GİBİ AZİZ OL EVLADIM
Y
Ediz SÖZÜER
İbadetin Yüksek Hakikatini Keşfetmek (Risale-i Nur Eğitim Programı-3)
Y
Duygu Gürses DİKEN
MALINI BAĞIŞLAYAN ELBETTE KURTULUŞA ERMİŞTİR..
Y
Zeynep DEMİR
önce sela, sonra adın okunur minarelerden.
Y
Ayhan KÜFLÜOĞLU
Eşyayı gösteren Rabbimiz’in varlığı, o eşyadan daha zahir ve kesin
Y
Nur KABADAYI
Umut Ederek Yaşamak
Y
Büşra ŞENTÜRK
Sen Kaderim Misin
Y
Büşra Nur GECE
Mabede İsmet; Meryem'e Betül Sıfatı Yakışır...
Y
Merve DİKİCİ
TEVEKKÜL KIL
Y
Ebru ATA
KIYIYA İNSANLIK VURDU
Y
Mustafa KAYALI
ZAMAN VE MEKÂNDA KIBLEMİZ
Y
İbrahim Faik BAYAV
Mülk Suresi, Ayet: 16 ve 17
Y
Türker ELMAS
NUR ve HAKİKAT AVCILIĞI
Y
Nagihan ZENGİN
Ademiyetten Kemaliyete İrfan Yolculuğu
Y
Elif TAVŞU
ŞİMENDİFER İLE BEKÂYA DOĞRU
Y
Öznur MACİT
bir b/akış bir yürüyüş (04,05,14 Eskici dergi yayınlandı)
 
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
ADALET EĞİTİM SİSTEMİ İLE KAZANILIR Almazsan ÖLMEZSİN…! Sen Aldıkça Kardeşlerin ÖLÜYOR. KUDÜS Deve Sidiğinin Faydaları Nelerdir?
 
KONUK YAZARLARIMIZ
K
İsmail GENÇ
İnsanız ve İnsanlığı Özlüyoruz
K
Emrah POLAT
Vahametlerle İmtihan ve Müracaat
K
Mehmed ESMER
Kubbetüs Sahra'yı tanıyacağız
K
Elif NİSA
Gerçekten İnsan Azar
K
Elif MUSLUOĞLU
Cemâli Bâ Kemâle Seyredelim
K
Mehmet GÖÇMEZ
HUZUR
K
Fikriye AYYILDIZ
GAFLET
K
Merve YAĞMUR
ÖLMEDEN ÖNCE ÖLÜNÜZ
K
Fuat TÜRKER
Münafıklar Kavramıyorlar!
K
Hüray BOZBIYIK
TESETTÜRÜN VERDİĞİ HUZUR
 
SON YORUMLANANLAR
 
VİDEO GALERİ
 
E-POSTA LİSTESİ
 
FOTO GALERİ
 
EN ÇOK TIKLANANLAR
 
ANKET

Web Sitemize Nasıl Ilaştınız?




 

Sitemizde yayınlanan haberlerde basın ahlakına, hukuk ilkelerine, insan hak ve özgürlüklerine bağlı kalacağımıza söz veririz. Yazarlarımızın yazılarıyla ilgili her türlü sorumluluk kendilerine aittir. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.

Adres : Sizde Araştırmacı Yazarlara Katılabilir Çalışmalarınızı Yayınlatabilirsiniz! arastirmaciyazarlar@gmail.com a Ad Soyad ve Yazar Resminizle birlikte gönderin değerlendirelim