24 Kasım 2015, 10:48 - 
ŞÜKÜR RİSALESİNİN ŞERHİ

ŞÜKÜR RİSALESİNİN ŞERHİ

(28. Mektubun 5. Meselesi)

 

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

 


“ Şükür ”kelimesinin etimolojik ve ıstılah manalarına geçmeden önce, şükür hakikati ile birebir ilişkisi olan 5’li sistemin binde bir örneğini hatırlamakta fayda var; şöyle ki:

 

Sosyolojik, tarihi, coğrafi birçok örnekten kat–ı nazar, 5. element sayesinde yaratılan, Biyolojide ve Beslenmede beyin gibi etkin olan doğal fotosentez, şöyle gerçekleşir:

 

Karbon, Azot, Hidrojen, Oksijen + Işık; yani 44 atom + ışık, binler çeşitleriyle en temel gıda olan tatlı oluyor; iki milyon türün trilyonlarca bireyini besleyen bir fabrika, bir bahçe belki de cennetten bir parça görevini görüyor.

 

Evet, beslenmede 5. element olan ışığın sağladığı tat olmazsa, rızkın anlamı anlaşılmaz. Psikolojik duygular içinde de 5. element ( aktif unsur ) olan sevgi olmazsa bütün duygular dumura uğrar. Bedenin başında 5. temel uzuv gibi duran beyin de olmazsa, beden kokuşan bir leş olur.

 

“ Şükür ” kelimesi, etimolojik olarak dolu, tok, öz manasına gelir. Bir görüşe göre de açma, gösterme manasına gelen “ keşer ” kökünün ters dönmüş telaffuzudur. Yani küfrün zıt anlamı demek olur ki; küfür, nimeti örtme, onu görmeme manasına gelirken; şükür nimetin mükemmelliğini görüp–göstermek manasına gelir. Müfredat bu manayı tercih ettiği gibi; Kur’an da yer yer şükür ve küfrü karşılıklı zıtlar olarak kullanır. Sonra Kur’an’ın bu kavramı kullanmasında görünen mucizelik nüktelerini tek tek yazacağız; “ Kur’an ve mücessem Kur’an olan kâinatın tekrarla emrettiği şükür hakikati… ” sözünün izahını göstereceğiz.

 

Fakat Kur’an âyetlerinin tefsirine geçmeden önce bu 5. Mesele dizaynının harikalığının iki nüktesini hemen hatırlatmakta fayda var. Şöyle ki:

 

1)      Bu 5. Mesele, 28. Mektubun diğer ara meselelerinden farklı olarak Besmele ile başlıyor. Bu durumu ile der ki: “ Eğer varlığın sonsuzluğunu, tükenmeyişini ( uluhiyet gereğini ) ve somut emeklerle ( Rahmaniyet ile ) pişirilen nimetleri; ve harika olarak ekstradan gerçekleşen beslenmeleri ( Rahimiyeti ) bilirseniz ve her biri, bir rızık kapısı ve fabrikası olan Allah’ın isimlerini işletirseniz, gerçek bir şükür vazifesini ifa etmiş olursunuz. ”

 

2)      Bu 5. Mesele ve sosyal bir musibeti anlatan 4. Mesele, “ Her şey, Allah’ın kutsallığını, sonsuz nimetler sahibi olduğunu, musibetlerin dahi nimet olduğunu dile getirir ” mealindeki âyet ile başlıyor.

 

Bu dizayn da bize der ki: “ Eğer nihilist, bedbin, karamsar ve umutsuz iseniz, kâinatı ve özellikle rızkın güzelliğini görmüyorsanız, saraylarda da yaşasanız, memnun ve şükürdar olamazsınız, dünya bütün yönleriyle cehennem olur. ”

 

İşte bu 5. Meselenin başında zikredilen 5 âyet fezlekesini ve onları tefsir eden başka 5 âyetin tefsirini yazmaya geçiyoruz. Sonra bu 5. Meselenin 22 anahtar kavramını tek tek anlamaya ve İnşaallah yaşamaya çalışacağız.

 

1.      Fezleke: “ Efela yeşkürûn ” ( Neden şükretmiyorlar; şükretmeyecekler mi!? ) Bu cümle sadece Yasin Suresi âyet 35’te geçiyor. Cümlenin nazm–ı meanisine ve âyet dizaynına dikkat edildiğinde şu manaya gelir:

 

Allah zıtları yaratmıştır. Bu zıtların sonucunda ve reaksiyonunda hayat dediğimiz mucize ortaya çıkıyor. Yeryüzü bu şekilde bir cennet oluyor. Fakat Rububiyet gereği bu nimetin basamakları var. Başta cansız elementler canlanır, sonra Rububiyet gereği onlardan hububat çıkar. İlk beslenme basamağı bu hububattır. Sonra fotosentezli hurma ve üzümler çıkar. Tatlının fazla susuz etmemesi için de çeşmeler ihsan edilmiştir.

 

İşte insanlık, beslenme değeri en yüksek olan hurma ve üzüm ile beslendiği gibi, gelişmenin başka bir basamağında insanoğlu bu hububat ve meyvelerden daha nice yemekler ve yemişler yapıp onlarla besleniyor. Ki hiçbir yapay gıda teknolojisi, bugün bu doğal gıdalara yetişemiyor.

 

İşte neden, bu insanlar, rızıktaki bu sonsuz bilinci ve güzelliği görmüyor ve göstermiyor?!

 

Âyet işari manasıyla da der ki: “ İnsanlık toprağı Hz. Muhammed’den önce ölü gibi idi. Sonra Arap ( hurma ) ve Türk ( üzüm ) medeniyetleri olarak ondan iki kol çıkarttık. Ve her birisinden de nice feyiz çeşmelerini akıttık. Hayatın ve tarihin absürt olmadığını gösterdik. Acaba insanlar, neden bu manevi nimeti görüp göstermiyorlar?! ”

 

2. Fezleke: “ Efela yeşkürûn ” Bu ikinci fezleke, mealen yapılmış, Kur’an’dan bir iktibastır. Yirmiden fazla tekrarı olan “ Laalleküm teşkürûn ” fezlekesinin bir özetidir. Bu kelimenin lafzî meali ise şöyledir: “ … umulur ki şükredersiniz. ” Bunun da manası şudur: “ Siz ey insanlar, yaradılışın zirvesindesiniz; her çeşit elem ve acıyı hissettiğiniz gibi, nimetlerin sonsuz çeşitlerini ve sonsuz değerlerini, bilebilecek, değerlendirecek yapıdasınız… Yani şükretmek fıtratınızın birinci görevi ve yapınızın asli amacıdır. Demek şükretmeyip, bu sonsuz değerleri görmemeniz, cidden garip ve acayip bir durumdur.!! ”

 

3. Fezleke: “ Biz şükredenleri sonsuza dek mükâfatlandıracağız. ” Bu fezlekenin içinde geçtiği âyetin anlamı ve meali şöyledir:

 

“ Allah ve O’nun iradesiyle kurulan sonsuz sistem, izin vermeden hiçbir can ölemez. Ölüm emri belirli bir yazılım olduğu gibi, ölünün bir sonraki yaşamı da yazılım olarak ahirete tecil ediliyor. Artık kim dünya ödülünü istiyorsa ondan ona bir miktar veririz. Ve kim de ahiret ödülünü istiyorsa ona da ondan veririz. Ve biz, değerleri görüp de gereği gibi yaşayanların mükâfatını elbette vereceğiz.” ( Âl–i İmran, 145)

 

Demek en büyük nimet var olmaktır; ve bu varlığın devam etmesidir. Sonra bu var olma görevinde gösterilen başarı gibi manalara karşı verilen ödüllerdir.

 

Bu manalar içinde de en önemlisi ve kârlısı varlığın, özellikle insanın varlığının bir yazılım olduğunu bilmektir. Sonra bütün varlık dosyalarını okuyan ve anlayan bir başöğretmen olmaktır. Ölümü, yokluğu yenmektir.

 

4. Fezleke: Bu 4. Fezlekenin içinde geçtiği Âyetin tam meali de şöyledir:

 

“ Sizi zıtlarla geliştiren Rabbiniz, bu geliştirici Rububiyet diliyle ilan etti ki: Eğer bu nimetlerin değerini bilip yaşarsanız, siz daha da gelişeceksiniz. ( Yani nimetlerimi arttıracağım.) Eğer bu nimetleri görmeyip gizlerseniz iyi bilin ki; ( Rububiyet çarklarının sonucu olan ) azabım çok şiddetlidir. ” ( İbrahim, 7 )

Evet sevgiden, tatlıdan, tuzludan, sıcaktan, kanun ve inanç değerlerinden mahrumiyet, kesinlikle azapların en şiddetlisidir.

 

5. Fezleke: “ Sadece Allah’a kulluk yap! Ve şükredenlerden ol! ” ( Zümer, 66 ) Bu âyetten bir önceki âyetin meali de şöyledir:

 

“ Sana ve senden önceki bütün peygamberlere vahyedildi. Ki; Ey insanoğlu eğer sen bu sonsuz nimetleri, gerçek sahibi olan Allah’ın dışında başka fani ve maddi esbaba verirsen, senin bütün yaptıkların yok olur. Ve sen gerçek zarar edenlerden olursun! ”

 

Demek eğer böyle olmak istemiyorsak sonsuzluğu bilip ona bağlanmak  demek olan kulluk görevimizi gerçek ve ihlâslı bir şekilde yerine getirmeliyiz. Ve nimetlerin sonsuz değerlerini bilip takdir ederek onları yaşamalıyız.

 

Sırası gelmişken “ Hamd ” ve “ Şükür ” arasındaki farka da bakalım:

 

“ Hamd ” Allah’ın sonsuzluğunu, sonsuz kemalat sahibi olduğunu bilip dile getirmektir. Daha çok ibadet ile eş anlamlıdır.

 

“ Şükür ” ise, Allah’ın o sonsuz soyut kemalatının Rahmaniyet fırınında somutlaşıp sınırsız çeşitleriyle nimet olarak muhtaçlara, açlara kendini hissettirmesidir. Ve başta insan olmak üzere bu şükür hakikatinin bütün canlılarda yaşattırılmasıdır.

 

Yani Hamd daha çok soyut ve zihnidir. Şükür ise daha çok somut ve bedenidir, bilgiden ziyade fıtri olarak o değerleri yaşamaktır. Başka bir tabir ile Hamd, değerleri bilip ilan etmektir. Ulûhiyete bakar. Şükür ise o değerleri görüp yaşamaktır. Rahmaniyet’e bakar. Ki, lezzet ile gerçekleşir. Ve lezzet–i mukaddese ile ifade edilmiştir. Bu iki değer beraber olmazsa, Allah ne tam bilinir, ne de tam hissedilir. Belki şirke girilir. ( Zümer, 67. âyete bakınız. )

 

Latif ve Allah’ın sonsuzluğunu gösteren bir nükte: “ Şükür ” kelimesinin harflerinin sayısal değerleri şöyledir. ( 300+20+200  = 520 ) “ Şirk ” kelimesi de ( 300+200+20 = 520 ) ediyor.

 

Demek her insan, başta eşit imkânlara sahiptir. Şükreden, yani bu imkânlarını ubudiyet yolunda harcayan kişi, başta fakir olur. Sonra onun bu sermayesi ( en az ) 1’e 10 artar. Şirk koşan ise, başta bu 300’lük gücünü kullanır. Ve çok şey elde eder. Fakat onun bu varlığı, sonlarında balon gibi patlar, tam iflas eder. ( Kehf Suresinin iki bahçe arkadaşlarının kıssasına bakılsın! )

 

Evet, yol aynı yoldur, sermaye aynı sermayedir. İşlem türü aynıdır. Fakat biri tat alır, şükreder, sağ yolu tercih eder. Diğeri bedbin olur, sol yolu tercih eder; esbap içinde kaybolur; sonsuz bir sistemin sonsuz değerlerini, varlığını ve nimetlerini yitirmiş olur.

 

Bu 5. Meselenin işaret ettiği ve burada zikredilmeyen 5  Âyetin tefsiri:

 

1.      Âyet: “ Bana ve ana babana karşı şükret! ” ( Lokman, 14 ) Burada Lokman Hekim, Hekim olarak üç şifa ve ilaca işaret ediyor.

 

a)      Sisteme karşı, Allah’a karşı, olaylara ve çevreye karşı memnun isen yani şükrediyorsan, hastalıkların binden bire iner.

 

b)     Sonsuzluğu bilip gereği gibi davranırsan, bir olan o hastalığın dahi şifa bulur. ( Ölüm senin için nimet olur. )

c)      Bedenî olan göreceli hastalıkların dahi ana–baba gibi sıcak ve doyurucu bir ocakta şifa bulur.                 ( Eğer bu gibi doğal değerleri dışlamıyorsan?! )

 

Evet iman, hastalıkların en büyük sebebi olan korkuya çare olduğu gibi; sıla–i rahim dahi rızka ve şifaya sebep olur. Bu son nokta, hadis–i şerif ile de sabittir.

 

2.      Âyet: “ Beni İsrail’in musibet dönemlerinde sabrederek şükredenler için nice mucizeler vardır. ” ( İbrahim, 5 )

 

Evet Tarih, Ontoloji, Edebiyat, Din ve Sosyoloji ilimlerinde “ En büyük musibet firavunun Beni İsrail’e çektirdiği çilelerdir ” diye 4000 yıldır, söylenir.

 

Bu en büyük musibet, nasıl oldu da en büyük nimet oldu? Cevabı şudur:

 

Dünyanın en fakiri olan Yahudiler, bu musibet ile dünyanın önderleri oldular. Beni İsrail                      ( dindar, medeni, zengin ve refah içinde yaşayan bir millet ) oldular. Dini, sonsuzluğu, ahireti, manayı, bilinci insanlığa sundular. Daha sonra onlar bu işi taşıyamayınca Abbasiler bu görevi gördüler. Daha sonra Osmanlılar bu vazifeyi yaptılar. Bugün de Avrupa –yarım da olsa– bu sorumluluğu taşıyor. ( Bu farklılıklar, Tevrat’ın, Beni İsrail kavramını farklı farklı kullanmasından anlaşılıyor. )

 

İşte, musibetlerin sonsuz hikmetlerini görmek, onların Rahman sofrasına sebep ve alt yapı olduğunu müşahede etmek, en büyük şükür ve mucizedir.

  

3.      Âyet: “ Ey Nuh’un zürriyeti! Nuh gerçekten şükreden bir kul idi. ” ( İsra, 3 )

 

İsra Suresi, 111 âyetiyle insanlığın manevi, medeni, soyut ve somut miracını ve yükselişini temsil ediyor. Ki bu yolculuğun ilk durağı Nuh ile ifade edilen dindar ve müreffeh bir dönemdir. Bu serüven, 10 bin yıllık medeniyet tarihinde 950’li yıllar olarak 9–10 kere gerçekleşmiştir.                  ( Kur’an’ın Evrenselliği adlı kitabımızın eklerine bakınız! )

 

Demek medeniyetin iki ana ayağı var:

 

Ø  Soyut ve sonsuz değerleri bilip onlara bağlanmak…

Ø  Hayatı bütün acısıyla, tatlısıyla yaşamak; yani şükretmek; varlığı, gerçeği bütün yönleriyle hissetmek, evham ve absürtlük hastalığından kurtulmak…

 

4.      Âyet: “ İşte ey insanlar! Siz bu şekilde şükredip, Allah’a inansanız, Allah neden size azap versin. Çünkü Allah sonsuz ilim sahibidir. Yaptıklarınızı biliyor. Ve ona göre şükrediyor. ” (Nisa,147) Yani O’nun sonsuz sistemi, sizin yaptıklarınızı algılıyor, tanıyor ve ona göre davranıyor. Demek eğer azap ve acı çekiyorsanız, çok iyi biliniz ki, bu acı şükretmediğinizdendir. Yani şükretmemek, memnun olmamak, varlığı, tatları, gerçekleri hissetmemek, en büyük azaptır.

 

5.      Âyet: “ Allah Şekûr ve Halimdir. Allah Gafur ve Şekûrdur. ” ( Teğabün, 17 )

 

[ Yani yapınız gereği mutlaka eksikleriniz olacaktır. Fakat eğer fedakâr iseniz, Allah o eksiklerinizi giderir, fedakârlığınızı bire bin arttırır, değerlendirir, Kendi sonsuz sistemine kaydeder. ]

 

İşte  “ Allah şükredene karşı şükreder ” mealindeki hadis–i şerifin manası bu şekildedir.

 

 

Şimdi konumuz olan 5. Meselenin anahtar kelimelerinin şerhine başlıyoruz. Şöyle ki:

 

1)      “ Sure–i Rahmanda “ Ey insanlar ve cinler, artık Rabbinizin hangi nimetini inkâr edebilirsiniz! ” mealindeki âyet, 31 kere tekrar ediliyor. Bu âyetin, Rahman suresinde ( 55. Sure ) geçmesi ve Allah’ın sıfatları içinden “ Rabb ” kelimesini seçmesi bize şöyle evrensel, manevi, ontolojik bir mesaj veriyor; şöyle ki:

 

“ Allah Rahmaniyetiyle, somut varlığı hissettirmek için, onu zıtlara bölmüş, fakat bu zıtlar hesap ve mizan ile dengelenmiştir. Allah bu denge ve adalet üzerine kurulu olan Rububiyeti gereği, iman–küfür, şükür–şirk, negatif–pozitif gibi zıtlarla sizi deniyor. Siz ise, imtihanınızı verip, sonsuz esmanın sonsuz tecellisi olan cennete gideceğinize, nankörlüğü, yalanlamayı ve şirki seçtiniz. ”

 

İşte bu surede  ( 55. sure ) 31 kere tekrar edilen bu mucizevî cümlenin sayısal değeri de 1562 ediyor. Demek bu tarihte umumi bir şükürsüzlük olmasından dolayı, umumi bir bela ve kıyamet de olacaktır. ( En doğrusunu ancak Allah bilir. )

 

2)      “ Kâinat fabrikasının en ala ürünü şükürdür. ” [ Demek bir fabrika bilinci, bilgiyi, gücü ve rahmet demek olan ürünleri gösterdiği gibi, ürün vermediğinde yıkılacağını da gösteriyor. Demek şükür, realiteyi ve varlığı hissedip ona göre gelişmek demektir. ]

 

3)      “ Yaradılış ağacının en önemli meyvesi şükürdür. ” [ Ne güzel bir sistem! Kâinat bir ağaç gibi düzenli olduğu gibi, her bir ağaç da bir kâinat gibidir. Fakat faydasız ve meyvesiz ağaçlar odun yapılır. Demek mutlak yokluk yoktur. Her şey ileride gelişmek üzere İlahî sonsuz sistem içinde değerlendirilir. ]

 

4)      “ Allah her şeyde hayatı seçiyor. ” [ Demek yaradılış ağacının başından sonuna kadar her yerinde, her dalında belli bir bilinç ve kasıt ve irade var. Evet hayat; bilinç, güç ve gelişmenin aslı olan iradenin somut şeklidir. Demek insan bu sonsuz bilinç şekerini tadıp ölümsüzlüğü hak etmeli! ]

 

5)       “ İnsan merkezde… ” [ Yani her şey insana bağlı; onun en küçük ibadeti ve şükrü önemli olduğu gibi, en önemsiz suçu dahi büyük tahribata alt yapı olabilir. ]

 

6)      “ Bütün canlılar adeta rızka aşık edilmiştir ” [ Yani insan, yemeğe ve cinselliğe, ebediyet kazanmak için aşık oluyor. Demek insanda böyle bir yazılım var. Yani varlık ve var olma onun için vazgeçilmez ve inkâr edilmez bir değerdir. Ve bu da ancak şükür gerçeği ile elde edilebilir. ]

 

7)      “ Rızık bütün canlıları yönetiyor ” [ Demek tarihe şekil veren ekonomidir. Din ise genellikle tarihe şekil vermez, sadece hayatın kalitesini artırır. ]

 

8)      “ En harika, en kapsamlı, en tatlı, en zengin realite Rızıktır ve bunu şükür ile hissetmektir. ”                  [ Demek nihilistler ve absürt düşünenlere acımak lazım. Çünkü onlar kördürler. ]

 

9)      “ Lezzet ve zevk de  bir çeşit şükürdür. ” [ Demek mana gözü açık olan ve dile getirememekle beraber bu şekilde şükreden diğer canlılar, nihilistlerden daha üstündürler. Çünkü bunların dilleri yoksa da his gözleri açıktır. ]

 

10)  “ Kâinattaki sonsuz bilincin en açık delilleri, rızıktaki süslü suretler, güzel kokular, güzel tat mekanizmalarıdır. ”

 

11)  “ Nimetleri güzel görmek, onlara karşı saygılı olmak, rızık için isteyerek çalışmak ve bu konuda düşünce üretmek de kavli ve fiili şükür çeşitleridir. ”

 

12)  “ Şükür içinde sonsuz bir lezzet var. ” [ Çünkü tükenişin verdiği korku ve endişe, en zirve lezzeti dahi acılaştırır. Fakat şükrün gereği olan iman ve sonsuzluk düşüncesi bu gibi belalara karşı bir savunma olduğu gibi, bu düşünce de en güzel baldan dahi daha tatlıdır. ]

 

13)  “ Tat alma duygusu, şirk yolunda kavvatlık yaparken, şükür yolunda beden ve kâinat fabrikasının bilge ve hekim bir başmüfettişi olur. ”

 

14)  “ Şükür ile bu karışık geçici dünya hali bir nevi cennet zevkini manen tattırır. ” [ Çünkü sonsuzluğu ve manevi lezzetleri şükür vasıtası ile elde eden, diyalektik yapının kevn u fesadından kurtulur; dünyada dahi ruhanî ve melekî bir hayat yaşar. ]

 

15)  “ Şükrün ölçüsü ve sağlaması kanaat, iktisad, rıza ve memnuniyettir. ” [ Kanaat, suya doymaktır. İktisad, harcamadaki ifrat ve tefritten kaçıp orta yolu hedeflemektir. Orta yolu kendine maksat yapmaktır. Rıza, Allah’ın verdiklerine karşı razı olmaktır. Memnuniyet kelimesinin kökü ise, yemekten kesilecek kadar doymak demektir.

 

İşte gerek bu memnuniyet ve gerek şükürdeki diğer nitelikler yani orta yolu tercih etmek, ancak şükür ve şükrün özü olan sonsuz değerlerle mümkün olabilir. Evet insanın öyle manevi bir midesi var ki; ancak ebediyet, sonsuzluk, iman ve tükenmeme emniyetiyle doyabilir. İnsan bu soyut manevi mide ile gıda zincirinin en alt basamağından en zirveye çıkmıştır. Yeryüzünü yönetecek bir Halife–i ruy–i zemin olmuştur. ]

 

16)  “ Şükürsüzlüğün göstergesi de hırstır, israftır, nimete karşı saygısızlıktır, helal–haram demeden rastgeleni yemektir. ” [ Yani kanaatsizlikle hırs göstermek, insanın ruh sağlığını bozar. İsraf etmek ise “ hazıra dağ dayanmaz ” sözüne masadak olur. Küçük de olsa nimete saygısızlık ise, büyük nimetlerin kaçmasına sebep olur. Çünkü bereket daha çok küçük nimetlerde olur.

 

Helal–harama riayetsizlik ise, rızkın en bereketli harmanı olan sosyal düzeni bozar, anarşizm gibi değişik belalarla insanın elindeki bütün değerler hiçe iner. ]

 

17)  “ Zat–ı Akdesin ( sonsuz soyut İlahî varlığın ) alem–i zatisi ( özel ismi ) Allah’tır. Bundan sonra gelen yine ona has bir isim olan “ Rahman ” ismidir. Yani Rahman, O sonsuz ilahi varlığın Celal ve Cemal diyalektiğiyle somutlaşması demektir. ” İşte ancak rızık, beslenme ve şükür ile bu sonsuz somut varlık realitelerine yetişilir ve yaşanılır. [ Onun için etimolojik bir münasebet olmadığı halde “ Rahman ” isminin en birinci manası, Rezzak demektir, denilmiş. ]

 

18)  “ Şükür safi ( öz ) bir iman ve birlik ( Tevhid ) inancını yansıtır. ” [ Yani şükreden kişi, en ufak bir nimetin dahi, ancak Cenab–ı Hakk’ın sonsuz Rahmaniyetinin izniyle var olabileceğini; ve o Rahmaniyetin fabrikasında yaratılabileceğini ve yapılabileceğini bilir ki, şükreder. Yoksa sınırlı maddi esbap girdabı içinde boğulur, şirke saplanır, kalır. ]

 

19)  “ Şükür ile, sıradan bir yemek, insanın bedeninde ve sosyal hayatta binlerce manevi yazılımlara, uhrevi meyvelere dönüşebilirken; şükürsüzlük ile zorunlu olarak tuvalete boşaltılan bir pislik olur, ölür. ” [ Onun için rüyada para ve yemek manevi ve sosyal bir değer olarak yorumlanır. Pisliğin kendisi ise, günlük kirli para olarak yorumlanır. ]

 

20)  “ İnsan rızkın bu manevi yönüne aşık olabilir. Ve bu aşk yerinde bir aşk sayılır. Kâfirlerin, gafillerin, sapıkların rızka olan aşkları ise hayvanlıktır. Yani şiddetli ve hırslı bir saldırganlıktır. Maddi geçici bedenin bekası için bazen bir milleti bile yutsa, doymaz. ”

 

21)  “ Canlılar içinde en çok rızka muhtaç insandır. Çünkü her bir tür canlı, bir ismin veya birkaç ismin yansıması iken; insan, İsm–i Azam gibi bütün isimlerin yansımasıdır. ” [ Yani insanoğlunun bilemeyeceği bir tat ve tanımayacağı bir gıda olmadığı gibi, o bütün varlıkların özelliklerini, bütün olayların anlamını bilebilecek bir beyne ve duyulara sahiptir. Ve onun bu yeteneği ancak açlık ve ihtiyaçlarla ortaya çıkabilir. Bu sayede insan, en zirve makamı kazanmış olur; mukadder manevi miracını tamamlar. Ve bu yolculukta en geçer akçe şükürdür. Şükretmezse en zirve makamdan esfel–i safiline düşer. Halife–i ruy–i zemin makamından, hain bir yılan derekesine düşer. ]

 

22)  “ Hülasa, bu manevi yolculuğun en yüce tariki olan ubudiyet ( sonsuz ilahi varlıkla entegre olmak ) ve bu sayede Onun sevgi bağlarını kazanmak tarikinin en önemli prensibi şükürdür. ”

 

Diğer üç prensip ise şunlardır:

 

a)      İnsanın sınırsız olan aczini, güçsüzlüğünü bilip sonsuz bir kudrete bağlanması…

 

b)     Bu güçsüzlük ile beraber, sınırsız Rahmet yansımalarına ihtiyacını ve fakrını hissedip, bu sayede onları elde etmek, “ Hiç ender hiçim; fakat bütün bu mevcudatı birden isterim ” diyebilmek…

 

c)      “ Şevk–i mutlak ” yani sonsuz bir istek, sonsuz bir dua, sonsuz bir iştiyak ile sonsuzluğa yelken açmak ve bu sonsuz yolda rastgeldiği değerlerin kıymetini şükür ile bilmek, göstermek, tatmak ve yaşamaktır.

 

[ Geri kalan kısmı 22. Mektubun 2. Mebhasına, 22. Lem’aya ve 22. Söz’ün 1. Makamına bırakıp, bu kadarı ile kanaat etmeliyiz. ]

 

 


Bahaeddin SAĞLAM

 

 

   

 

 

 



YORUM YAZ
BU HABER İÇİN HENÜZ YORUM EKLENMEMİŞTİR.
 Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları, okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Araştırmacı Yazarlar hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
DİĞER Bahaeddin SAĞLAM HABERLERİ
ÖZEL RÖPORTAJ
Ferudun Özdemir: 'Allah Var, Problem Yok'
Ferudun Özdemir: 'Allah Var, Problem Yok'
Ferudun Özdemir, “Allah var, problem yok!” adlı kitabında, yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen, Allah'a dayanıp, O'na güvenen insanların bir şekilde aydınlığa kavuşacaklarının farkındalığını oluşturuyor zihinlerde…
 
YAZARLARIMIZ
Y
Metin ALKAN
RAMAZAN ORUCUNDA KAZA VE KEFARET
Y
Mehmet GÖÇMEZ
Mezhep
Y
Nurcan CANKORU
GİZLİ SIRLAR
Y
Pınar SÖNMEZ
AŞK BİR NOKTA
Y
Hatice BAŞKAN
KADINSIN
Y
Fatmanur KUŞ
SU GİBİ AZİZ OL EVLADIM
Y
Duygu Gürses DİKEN
MALINI BAĞIŞLAYAN ELBETTE KURTULUŞA ERMİŞTİR..
Y
Zeynep DEMİR
önce sela, sonra adın okunur minarelerden.
Y
Ayhan KÜFLÜOĞLU
Eşyayı gösteren Rabbimiz’in varlığı, o eşyadan daha zahir ve kesin
Y
Nur KABADAYI
Umut Ederek Yaşamak
Y
Büşra ŞENTÜRK
Sen Kaderim Misin
Y
Büşra Nur GECE
Mabede İsmet; Meryem'e Betül Sıfatı Yakışır...
Y
Merve DİKİCİ
TEVEKKÜL KIL
Y
Ebru ATA
KIYIYA İNSANLIK VURDU
Y
Mustafa KAYALI
ZAMAN VE MEKÂNDA KIBLEMİZ
Y
Türker ELMAS
NUR ve HAKİKAT AVCILIĞI
Y
Nagihan ZENGİN
Ademiyetten Kemaliyete İrfan Yolculuğu
Y
Öznur MACİT
bir b/akış bir yürüyüş (04,05,14 Eskici dergi yayınlandı)
 
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
GÖRMEK LAZIM GEREKÇELİ KARAR GEREKÇELİ KARAR VAKİT SEHER VAKTİ
 
KONUK YAZARLARIMIZ
K
İsmail GENÇ
İnsanız ve İnsanlığı Özlüyoruz
K
Emrah POLAT
Vahametlerle İmtihan ve Müracaat
K
Mehmed ESMER
Kubbetüs Sahra'yı tanıyacağız
K
Elif NİSA
Gerçekten İnsan Azar
K
Elif MUSLUOĞLU
Cemâli Bâ Kemâle Seyredelim
K
Fikriye AYYILDIZ
GAFLET
K
Merve YAĞMUR
ÖLMEDEN ÖNCE ÖLÜNÜZ
K
Fuat TÜRKER
Münafıklar Kavramıyorlar!
K
Hüray BOZBIYIK
TESETTÜRÜN VERDİĞİ HUZUR
 
SON YORUMLANANLAR
 
VİDEO GALERİ
 
E-POSTA LİSTESİ
 
FOTO GALERİ
 
EN ÇOK TIKLANANLAR
 
ANKET

Web Sitemize Nasıl Ilaştınız?




 

Sitemizde yayınlanan haberlerde basın ahlakına, hukuk ilkelerine, insan hak ve özgürlüklerine bağlı kalacağımıza söz veririz. Yazarlarımızın yazılarıyla ilgili her türlü sorumluluk kendilerine aittir. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.

Adres : Sizde Araştırmacı Yazarlara Katılabilir Çalışmalarınızı Yayınlatabilirsiniz! arastirmaciyazarlar@gmail.com a Ad Soyad ve Yazar Resminizle birlikte gönderin değerlendirelim