13 Kasım 2015, 17:09 - 
PROF.DR. YAŞAR NURİ ÖZTÜRK VE PROF. DR. ABDULAZİZ BAYINDIR’A REDDİYE

PROF.DR. YAŞAR NURİ ÖZTÜRK VE PROF. DR. ABDULAZİZ BAYINDIR’A REDDİYE

PROF.DR. YAŞAR NURİ ÖZTÜRK VE PROF. DR. ABDULAZİZ BAYINDIR’A GÖRE TERAVİH DİYE BİR NAMAZ YOKMUŞ!

Prof. Dr. Abdulaziz BAYINDIR, Prof.Dr. Süleyman Ateş’e hitaben şöyle yazmış:

 

“Sayın Hocam Prof. Dr. Süleyman ATEŞ, Bahattin Arazsu isimli bir şahıs, size sorduğu soruda şöyle bir ifade kullanmış:

“Abdülaziz Bayındır teravih namazı şirktir diyor. Peygam­berimiz hiç kılmamıştır diyor. Abdülaziz Bayındır tv’de diyor ki teravih namazını Hz. Ömer kılmıştır. Ben kılmam diyor. Teravih namazı bid’attir diyor. Sayın Bayındır Hz. Ömer’den daha mı üstün? Bir de diyor, Peygamberimizin teravih namazını kıldığını biri çıksın ispatlasın diyor…”

Siz de verdiğiniz cevapta şöyle demişsiniz:

“ Bazı insanlar kendilerini ispatlamak için ortaya delilsiz sözler atıyorlar. Bu laflara ne gerek var? Peygamberimiz Teravih adı altında değil ama gece namazı kılmıştır. Ramazanda bu gece namazını Mescide gelip kıldığı için bu namaza teravih denmiştir. Ama Peygamber bu namazı yatsının ardından değil, uyuduktan sonra gecenin ortasında uyanıp kılmıştır. Namaz kılmak nasıl şirk olabilir? Bu ne mantıksız sözdür. Allah korusun”

Sayın Hocam,

Bir Müslümanın, “teravih namazı şirktir” demesi nasıl düşünülebilir! Bizim söylediğimiz; teravih namazı diye bir namazı Peygamberimizin kılmadığıdır. O, her gece uyuduktan sonra uyanır ve teheccüd namazı kılardı. Ramazan’ın son on gününü, mescitte itikâfla geçirdiği için bu namazı orada kılardı.

Aişe Validemizin bildirdiğine göre “Allah’ın elçisi bir gece mescitte nafile namaz kılmıştı. Birçok kimse de ona uyarak namaz kıldı. Sabah olunca ashab, “Allah’ın elçisi geceleyin mescitte namaz kıldı” diye konuştular. Ertesi gece Allah’ın elçisi yine namaza durdu. Halk yine onları konuştu, katılanların sayısı iyice arttı. Üçüncü veya dördüncü gece halk yine toplandı. Öyle ki mescit insanları alamayacak hâle gelmişti. Ancak Peygamberimiz o gece yanlarına çıkmadı; sabah olunca: “Yaptığınızı gördüm. Size çıkmamdan beni alıkoyan şey, bu namazın sizlere farz oluvermesinden korkmamdır” dedi. Bu olay Ramazan’da olmuştu.” (Buharî Salatu’t-Terâvih 1, Cum’a 29, 5; Müslim, Müsafirîn, 177, (761); Muvatta; Salât-fi’r Ramazan 1; Ebu Dâvud, Salât 318; Nesâî, Kıyâmu’l-Leyl: 4.)

Peygamberimiz (sav)’in sağlığında Ebu Bekr’in (ra) halifelik döneminde ve Ömer (ra) döneminin ilk yıllarında Mescitte, yatsı namazı dışında bir namaz, cemaatle kılınmamıştır.

Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “Farzlardan sonra en faziletli namaz gece namazıdır.” (Müslim, Sıyam 202)  Bu sebeple sahabenin çoğunun gece kalkıp teheccüd kılıyor olması gerekir. Biz de buna gayret etmeliyiz. Abdurrahman b. Abdulkâri demiş ki, Ramazan’da Ömer b. El-Hattab ile beraber Mescide geldim. İnsanlar öbek öbek, kimi kendi başına namaz kılıyor, kimi de arkasındaki cemaate namaz kıldırıyordu. Ömer, “bunları, güzel Kur’an okuyan birinin arkasında toplasak iyi olacak” dedi ve Übeyy b. Ka’b’ın arkasında topladı. Bir başka gece yine Ömer ile beraber çıktım, insanlar imamlarının arkasında namaz kılıyorlardı. Ömer dedi ki, “Bu ne güzel bid’at oldu. Bu namazı kılmadan uyuyanlar, burada kılanlardan daha faziletlidirler. Ömer, uyuyup uyandıktan sonra namaz kılanları kast ediyormuş. (Buhari Salat’ut-teravîh, 1)

Ömer’in camide böyle bir namazı kıldığına dair rivayet yoktur.

Bana gelince, ben hem Ramazan’da hem yılın diğer günlerinde teheccüd namazı kılarım. Kılamadığım gün sayısı oldukça azdır. Peygamberimin yolunda olmak tek hedefim olduğu için Ramazan’da kıldığım gece namazına hiçbir zaman teravih adını vermem.

Saygılarımla arz ederim.  26.07.2011” (http://www.suleymaniyevakfi .org/bulten/teravih-kilmak-sirk-mi.html; Erişim Tarihi: 05.09.2011) (Prof.Dr.Abdulaziz Bayındır’ın sözü bitti).

 

Hürriyet Gazetesi yazarı Mehmet YAŞİN’in gerçekleştirdiği ve 07.08.2011 tarihinde yayınlanan röportajda Prof.Dr.Yaşar Nuri ÖZTÜRK ise, şöyle diyor:

 

“TERAVİH DİYE BİR NAMAZ YOK”

“İslam'da teravih diye bir namaz yok. Peygamberimizin bizzat yasakladığı bir şeydir, peygamberimizden sonra bu namazı koydular. Geçen sene bunu Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır söyledi, ben söylememiştim. Ben, "Evinizde kılın" diyordum, Bayındır çıktı, "İslamiyet'te böyle bir namaz yok" dedi. Ben o kadar radikal konuşamamıştım, o yüzden şimdi de söylememizde bir sakınca yok: Teravih diye bir namaz yoktur. Evinde sevap için namaz kılmanın önü açıktır, istediğin kadar kıl fakat teravihi asla camiye sokamazsın, peygamberimiz yasaklamıştır. Çünkü orası riyakârlık yarışına kapalı bir mekân olmalıdır. 20 rekât namaz ne demek, günün bütün namazları 20 rekâtı bulmuyor. Siz ikinci bir yükümlülük getirip Müslüman'ın sırtına bindiriyorsunuz, yoktur böyle bir şey. Peygamberimiz dört rekât, bazen sekiz rekât ama hep evde kılmıştır”. (http://www.hurriyet.com.tr/ yazarlar/ 18430321. asp? yazarid=45& hid= 18433251; Erişim tarihi: 05.09.2011).

               

  Sayın Bayındır ve Öztürk,

            Özetle, teravih namazının Resulullah(s.a.v) Efendimiz zamanında ve Hz. Ebubekir(r.a.)’in halifeliği döneminde olmadığını, dolayısıyla peygamberimizden sonra bu namazın icad olunduğunu yani mescitte yatsı namazından sonra cemaatle bir namazın Resulullah (s.a.v) Efendimiz zamanında kılınmadığını, Resulullah (s.a.v)’ın evinde teheccüd namazı kıldığını, bu nedenle teravih namazı diye bir namazın olmadığını, bunun yerine evde ferden teheccüd namazı kılınabileceğini söylüyorsunuz. Bu şekilde ifade ederek aslında cemaatle kılınan 20 rekâtlık teravih namazının bir bid’at olduğunu iddia ediyorsunuz.

 

Kur’an’a ve sünnete uygun yani dine aykırı olmayan, haram olmayan faydalı yenilikler yerine getirilebilir. Rivayetlerde, hayırlı bir yenilik yaparak çığır açanın, sonradan onunla amel edenlerin sevabını da alacağı bildirilmiştir. Her bid’at dalalettir şeklindeki rivayetler ile İslam’da kim güzel bir çığır açarsa ona bu amelinin ecri ile onu yapan başkalarının ecri aynen verilir gibi hadisler çerçevesinde; İslam âlimlerimiz bid’atleri iyi ve kötü olarak ikiye ayırmışlardır. Konuyu Kütüb-i Sitte Tercümesi’nden okuyalım:

 

“BİD'AT MESELESİ: Şer'î ıstılahta "Dinde bir dayanağı (aslı) olmaksızın sonradan çıkan her şey"e bid'at denmiştir… Lügat açısından sonradan çıkan her şey bid'at sayılsa da merdud addedilmemiştir. Başkaca hadisler de bu bid'at anlayışına imkân tanır. Zira Ahmed İbnu Hanbel'in Mürsel'inde yer alan bir hadis, "Yeni bir bid'at ihdas eden her kavm onun bir mislini sünnet'ten kaldırıyor demektir" buyurur. Buna göre esas reddedilen bid'at, mevcudu kaldıran bid'attır. İçtimaî hayatın gelişmesi, karşımıza çıkan yeni şartların sonucu hâsıl olan ihtiyaçlara cevap veren bid'atlar kaçınılmazdır ve bunlar merdûd olamaz. Nitekim Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın vefatından sonra, Hz. Ebu Bekir (radıyallahu anh), Hz. Ömer (radıyallahu anh), Hz. Osman (radıyallahu anh), Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in sünnetinde mevcut olmayan tatbikatlara girişmişlerdir. Kur'ân-ı Kerîm'in kitap hâline getirilmesi, takvim vaz'ı, devlet divanlarının tutulması vs. hep sünnette olmayan şeylerdir. Hatta Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) zamanında bir kısmı (sekiz rekat'ı) cemaatle, bir kısmı da münferîd kılınan teravih namazının tamamının, cemaatle kılınmasını emreden Hz. Ömer (radıyallahu anh), bunun bid'at olacağını söyleyenlere: "Bu bid'atse ne güzel bid'attir" cevabını verir.

Meseleye temas eden İslâm âlimleri dinde uyulması gereken bu büyüklerin tatbikatını ve Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in konuyla ilgili beyanatının tamamını göz önüne alarak bid'atı, bid'ayı hasene, bid'ayı seyyie diye ikiye ayırırlar. Yani iyi bid'at, kötü bid'at. Bid'ayı hasene yerine göre kaçınması mümkün olmayan bir ihtiyaçtır. Bu sebeple bid'a vâcib, mendub, haram, mekruh ve mübah olmak üzere beş mertebeye ayrılmıştır. İmam Şafiî hazretleri bid'ayı "Kitap, sünnet, eser veya icmaya muhalif olarak ihdas edilen şey" diyerek en câmi tarifini yapar.

Hülasa etmek gerekirse bir bid'at, ya dine muvâfık ve bir ihtiyacı karşılayan bir şeydir ki, bu bid'at-ı hasene adı altında tahsis edilmiş, güzel bulunmuştur veya bir ihtiyacı karşılamayan, daha önce zaten mevcut bir şeyi kaldırarak yerine geçecek olan -bir başka kültürden alınma yahut beşerî hevaya uyularak, yoktan ihdas edilme- bir şeydir. Bid'at-ı seyyie denen bu ikinci kısım, bütün Müslümanların müşterek kültürleri yâni onların birlik ve vahdet vesîlesi olan "sünnet"e ters düştüğü için merduddur. Bu çeşit bid'atler, yâni yabancı kültürlere âit unsurlarla ferdî hevadan kaynaklanan unsurlar müstakillik ve müştereklik esasına müstenîd ümmet şahsiyetini haleldâr edeceği için hiçbir müsâmaha tanımaksızın şiddetle reddedilmiştir. Ahmed İbnu Hanbel'in Müsned'inden alarak kaydettiğimiz hadis bu açıdan bir kere daha değerlendirilebilir”. (İbnu Deybe, Teysiru’l-Vusul… Terc.: Kütüb-i Sitte,c.3, ss.332-333).

 

            Teravihin Hz.Ömer (r.a.)’in halifeliği devrinde cemaatle kılınmaya başladığına dair aşağıdaki hadisler delildir.

عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَبْدٍ الْقَارِيِّ أَنَّهُ قَالَ خَرَجْتُ مَعَ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ لَيْلَةً فِي رَمَضَانَ إِلَى الْمَسْجِدِ فَإِذَا النَّاسُ أَوْزَاعٌ مُتَفَرِّقُونَ يُصَلِّي الرَّجُلُ لِنَفْسِهِ وَيُصَلِّي الرَّجُلُ فَيُصَلِّي بِصَلَاتِهِ الرَّهْطُ فَقَالَ عُمَرُ إِنِّي أَرَى لَوْ جَمَعْتُ هَؤُلَاءِ عَلَى قَارِئٍ وَاحِدٍ لَكَانَ أَمْثَلَ ثُمَّ عَزَمَ فَجَمَعَهُمْ عَلَى أُبَيِّ بْنِ كَعْبٍ ثُمَّ خَرَجْتُ مَعَهُ لَيْلَةً أُخْرَى وَالنَّاسُ يُصَلُّونَ بِصَلَاةِ قَارِئِهِمْ قَالَ عُمَرُ نِعْمَ الْبِدْعَةُ هَذِهِ وَالَّتِي يَنَامُونَ عَنْهَا أَفْضَلُ مِنْ الَّتِي يَقُومُونَ يُرِيدُ آخِرَ اللَّيْلِ وَكَانَ النَّاسُ يَقُومُونَ أَوَّلَهُ

 

Abdurrahman bin Abdi'l-Kâri (r.a.)'dan: Ramazan’da Ömer b. El-Hattab ile beraber Mescide geldim. İnsanlar öbek öbek, kimi kendi başına namaz kılıyor, kimi de arkasındaki cemaate namaz kıldırıyordu. Ömer, “bunları, güzel Kur’an okuyan birinin arkasında toplasak iyi olacak” dedi ve Übeyy b. Ka’b’ın arkasında topladı. Bir başka gece yine Ömer ile beraber çıktım, insanlar imamlarının arkasında namaz kılıyorlardı. Ömer dedi ki, “Bu ne güzel bid’at oldu. Bu namazı kılmadan uyuyanlar, burada kılanlardan daha faziletlidirler. Ömer, uyuyup uyandıktan sonra namaz kılanları kast ediyormuş. (Buhari Salat’ut-teravîh, 1)

 

عن الحسن  أن عمر بن الخطاب رضي الله عنه جمع الناس على أبي بن كعب فكان « يصلي لهم عشرين ليلة ولا يقنت بهم إلا في النصف الباقي ، فإذا كانت العشر الأواخر تخلف فصلى في بيته فكانوا يقولون : أبق أبي »

Hasan Basri (rahimehullah) anlatıyor: “Ömer İbnu'l-Hattâb (radıyallâhu anh), halkı, Übeyy İbnu Ka'b üzerinde topladı. O, bunlara ramazanda yirmi gece namaz kıldırdı. Bu esnada (vitirlerde) sadece son yarıda kunût yaptı, daha önce hiç kunût yapmadı. Son on kalınca cemaate gelmedi, teravihi evinde kıldı. Halk: “Übeyy (cemaatten) kaçtı” dedi. (Ebû Dâvud, Salât 340, (1428, 1429), İbnu Deybe, Teysiru’l-Vusul… Terc.: Kütüb-i Sitte,c.8, Hadis No:2618, s.468).

 

Ashabın teravih namazını ancak sahur vaktinde bitirdikleri anlaşılmaktadır:

عبد الله بن أبي بكر [بن محمد بن عمرو بن حزم] : قال : سمعتُ أبي يقول: «كنا ننصرف في رمضان من القيام ، فَنَسْتَعْجِلُ الخدمَ بالطعام ، مخافةَ فَوْتِ السَّحور»

 

Abdullah İbnu Ebî Bekr anlatıyor: "Übeyy (radıyallâhu anh)'i dinledim, diyordu ki: "Ramazanda (teravih) namazından ayrılıp, hizmetçilerden alelacele sahûr yemeği getirmelerini isterdik, çünkü vaktin çıkmasından korkardık." (Muvatta, es-Salât fi'r-Ramazân 7 (1, 116), İbnu Deybe, Teysiru’l-Vusul… Terc.: Kütüb-i Sitte,c.9, Hadis No:3033, s.341).

 

“Ashâb'tan da bazılarının kırâatı uzun olan terâvih namazında değneğe dayandıkları hususunda rivayet gelmiştir. İmam Mâlik'in Muvatta'da kaydettiğine göre, Hz. Ömer (radıyallâhu anh), Übeyy İbnu Ka'b ve Temîmü'd-Dârî'ye ramazanda onbir rekât kıldırmalarını emreder. Bunlar namazda, miîn denen ve uzunluğu yüz âyeti geçen sûrelerden okudukları için, kıyâmın uzaması sebebiyle cemaatten dayanamayanlar değneklere dayanırlar. Râvi Sâib İbnu Yezîd der ki: "Biz terâvih namazından şafak sökünce ayrılırdık" (İbnu Deybe, Teysiru’l-Vusul… Terc.: Kütüb-i Sitte,c.8, s.399).

 

Nisa Suresi 59. Ayette itaat edilmesi gerekenler sayılmış ve Allah’a, Resule ve emir sahiplerine itaat edilmesi gerektiği bildirilmiştir:

 

   ياَيها الذين آمنوا اَطِيعُوا اللَّهَ وَاَطِيعُوا الرَّسُول    

"Ey iman edenler, Allah'a itaat edin, Resûle ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin…” (Nisa, 4/59).

 

            Resulullah (s.a.v) bir hadisinde, sünnetini ve hidayet üzere olan Hülefâ-i Râşidîn'in sünnetini hatırlatmış ve ümmetinin bunlara uymasını, dört elle sarılmasını istemiştir. Hadis şöyledir: 

 

عَنْ عِرْبَاضِ بْنِ سَارِيَةَ قَالَ صَلَّى لَنَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الْفَجْرَ ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَيْنَا فَوَعَظَنَا مَوْعِظَةً بَلِيغَةً ذَرَفَتْ لَهَا الْأَعْيُنُ وَوَجِلَتْ مِنْهَا الْقُلُوبُ قُلْنَا أَوْ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ كَأَنَّ هَذِهِ مَوْعِظَةُ مُوَدِّعٍ فَأَوْصِنَا قَالَ أُوصِيكُمْ بِتَقْوَى اللَّهِ وَالسَّمْعِ وَالطَّاعَةِ وَإِنْ كَانَ عَبْدًا حَبَشِيًّا فَإِنَّهُ مَنْ يَعِشْ مِنْكُمْ يَرَى بَعْدِي اخْتِلَافًا كَثِيرًا فَعَلَيْكُمْ بِسُنَّتِي وَسُنَّةِ الْخُلَفَاءِ الرَّاشِدِينَ الْمَهْدِيِّينَ وَعَضُّوا عَلَيْهَا بِالنَّوَاجِذِ وَإِيَّاكُمْ وَمُحْدَثَاتِ الْأُمُورِ فَإِنَّ كُلَّ مُحْدَثَةٍ بِدْعَةٌ وَإِنَّ كُلَّ بِدْعَةٍ ضَلَالَةٌ

İrbâz İbnu Sâriye (radıyallahu anh) dedi ki: "Bir gün Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bize namaz kıldırdı. Sonra yüzünü cemaate çevirerek çok beliğ, çok mânidar bir vaazda bulundu. Öyle ki dinleyenlerin gözleri yaşla, kalpleri de heyecanla doldu. Cemaatten biri: "Ey Allah'ın Resûlü, sanki bu, bir veda konuşmasıdır, bize ne tavsiye ediyorsunuz?" dedi. "Size, buyurdu, Allah'a karşı takvada bulunmanızı, başınızda Habeşli bir köle olsa bile emirlerini dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Zira sizden hayatta kalanlar benden sonra nice ihtilaflar görecek. Öyle ise size sünnetimi ve hidayet üzere olan Hülefâ-i Râşidîn'in sünnetini hatırlatırım, bunlara uyun ve dört elle sarılın. Sonradan çıkarılan şeylere karşı da son derece dikkatli ve uyanık olun. Zira (sünnette bulunana zıt olarak) her yeni çıkarılan şey bir bid'attır, her bid'at de dalalettir, sapıklıktır." (Tirmizî, İlim 16, (2678); Ebu Dâvud, Sünne 6, (4607), İbnu Deybe, Teysiru’l-Vusul… Terc.: Kütüb-i Sitte,c.2, Hadis NO:55, ss.330-331).

 

“Sizden olan emir sahiplerine itaat edin” (Nisa, 59) ayetinin hükmü ve yukarıda yer alan, “Raşid halifelerin sünnetine uyun, dört elle sarılın” emri gereğince, Emirül-müminin Hz.Ömer (r.a.)’in halifeliği sırasında, Hz. Ömer’in teravih konusundaki uygulaması, ümmet tarafından Hz. Ömer’in “ne güzel bid’at” buyurduğu ifadesinde olduğu gibi, “bid’atı hasene” kabul edilmiş olup, bütün ümmet bunu halen uygulamaya devam etmektedir. Hz. Ömer zamanından günümüze kadar Mekke ve Medine dâhil, dünyanın her tarafında teravih namazı Müslümanlar tarafından cemaatle 20 rekât olmak üzere eda edilmektedir.

 

Aslında Resulullah (s.a.v) Efendimiz, Ramazan ayında gece yatsı namazından ziyade mescitte namaz kılmış, ashaptan da arkasında namaza uyanlar olmuş ve bu durum birkaç gece üst üste vaki olunca Resulullah (s.a.v) Efendimiz, kendi ifadesiyle, bu namazın ümmetine de farz olacağı korkusuyla namazını evde kılmaya devam etmiştir. Hz.Ömer devrinde ise, söz konusu namaz Peygamber (s.a.v) Efendimiz vefat ettiğinden artık farz olma durumu da kalmadığından dolayı, Hz. Ömer tarafından tekrar camide cemaatle kıldırılmış bulunmaktadır. 

 

İbni Teymiyye ve birçok âlime göre, Hz.Ömer(r.a)’in bu güzel tatbikatını bid'at olarak isimlendirmesi, “lugavi” yani sözlük anlamı olarak bir isimlendirmedir, şer'i değildir. (Bkz: İbn Kesir, Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azim, 2/515(Bakara/117 tefsirinde); İbn Teymiyye, İktidau’s-Sıratı’l-Mustaqîm, 350; eş-Şatıbî, el-İ’tisam, 2/220; İbn Recep, Camiu’l-Ulûm, 2/128(28 no’lu hadisin şerhi)

 

Ramazan ayında gece yatsıdan sonra Resulullah(s.a.v) Efendimizin mescitte namaz kıldığı ve bu esnada kendisine tabi olanlar olduğuna dair iki hadis aşağıdadır. Ayrıca müteakip bir hadis ise, Resulullah (s.a.v.) Efendimizin, yatsıdan sonra Ramazan ayının son birkaç günü cemaate imam olarak namaz kıldırdığını göstermektedir.

 

 

            Hadis – 1:

 

عَنْ أَنَسٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يُصَلِّي فِي رَمَضَانَ فَجِئْتُ فَقُمْتُ إِلَى جَنْبِهِ وَجَاءَ رَجُلٌ آخَرُ فَقَامَ أَيْضًا حَتَّى كُنَّا رَهْطًا فَلَمَّا حَسَّ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنَّا خَلْفَهُ جَعَلَ يَتَجَوَّزُ فِي الصَّلَاةِ ثُمَّ دَخَلَ رَحْلَهُ فَصَلَّى صَلَاةً لَا يُصَلِّيهَا عِنْدَنَا قَالَ قُلْنَا لَهُ حِينَ أَصْبَحْنَا أَفَطَنْتَ لَنَا اللَّيْلَةَ قَالَ فَقَالَ نَعَمْ ذَاكَ الَّذِي حَمَلَنِي عَلَى الَّذِي صَنَعْتُ

 

Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)  ramazanda geceleyin namaz kılardı. (Bir gece) gelip yanında ben de namaza uydum. Sonra bir erkek daha geldi, o da namaza uydu, derken (sayımız arttı ve) bir cemaat olduk. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bizim arkasında olduğumuzu hissedince namazı hızlandırdı. Sonra (selam verip) ayrıldı ve evine girdi. Orada bizim yanımızda kılmadığı bir namaz kıldı.  Sabah olunca kendisine:  "Bizim arkanıza durduğumuzu geceleyin fark etmiş miydiniz?" diye sordum. Bana: "Evet. Ve işte bu,  beni o yaptığıma sevk eden şeydir. (Yani sizi arkamda hissedince namazı hızlı kılarak yanınızdan ayrıldım)" buyurdu". (Müslim, Siyam 59, (1104), İbnu Deybe, Teysiru’l-Vusul… Terc.: Kütüb-i Sitte,c.9, Hadis No:3029, s.335).

 

            Hadis – 2:

 

عن عائشة أن رسول الله صلى الله عليه وسلم صلى في المسجد ذات ليلة فصلى بصلاته ناس ثم صلى من القابلة فكثر الناس ثم اجتمعوا من الليلة الثالثة أو الرابعة فلم يخرج إليهم رسول الله صلى الله عليه وسلم فلما أصبح قال قد رأيت الذي صنعتم فلم يمنعني من الخروج إليكم إلا أني خشيت أن يفرض عليكم وذلك في رمضان

Hz. Âişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) (bir gece) mescidde (nafile) namaz kılmıştı. Birçok kimse de (ona iktida ederek) namaz kıldı. (Sabah olunca "Resûlullah geceleyin mescidde namaz kıldı" diye konuştular.) Ertesi gece de Efendimiz namaz kıldı. (Halk yine olanları konuştu, katılacakların) sayısı iyice arttı. Üçüncü (veya dördüncü)  gece halk yine toplandı. (Öyle ki mescid, insanları alamayacak hâle gelmişti.) Ancak aleyhissalâtu vesselâm (bu dördüncü gecede) yanlarına çıkmadı. Sabah olunca Efendimiz: "Yaptığınızı gördüm. Size çıkmamdan beni alıkoyan şey, namazın sizlere farz oluvermesinden korkmamdır" dedi. İşte bu hadise ramazanda cereyan etmişti." (Buhârî, Salâtu't-Teravih 1, Cuma 29, 5; Müslim, Müsâfirîn, 177, (761); Muvatta, Salâtfi'r Ramazan 1, (1, 113); Ebû Dâvud, Salât 318, (1373, 1374); Nesâî, Kıyâmu'l-Leyl 4, (3, 202), İbnu Deybe, Teysiru’l-Vusul… Terc.: Kütüb-i Sitte,c.9, Hadis No:3030, s.336).

 

            Hadis- 3:

Resulullah (s.a.v) Efendimizin Ramazan ayının son birkaç günü yatsıdan sonra cemaate namaz kıldırdığına dair hadis:

 

عَنْ أَبِي ذَرٍّ قَالَ صُمْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ رَمَضَانَ فَلَمْ يَقُمْ بِنَا شَيْئًا مِنْهُ حَتَّى بَقِيَ سَبْعُ لَيَالٍ فَقَامَ بِنَا لَيْلَةَ السَّابِعَةِ حَتَّى مَضَى نَحْوٌ مِنْ ثُلُثِ اللَّيْلِ ثُمَّ كَانَتْ اللَّيْلَةُ السَّادِسَةُ الَّتِي تَلِيهَا فَلَمْ يَقُمْهَا حَتَّى كَانَتْ الْخَامِسَةُ الَّتِي تَلِيهَا ثُمَّ قَامَ بِنَا حَتَّى مَضَى نَحْوٌ مِنْ شَطْرِ اللَّيْلِ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ لَوْ نَفَّلْتَنَا بَقِيَّةَ لَيْلَتِنَا هَذِهِ فَقَالَ إِنَّهُ مَنْ قَامَ مَعَ الْإِمَامِ حَتَّى يَنْصَرِفَ فَإِنَّهُ يَعْدِلُ قِيَامَ لَيْلَةٍ ثُمَّ كَانَتْ الرَّابِعَةُ الَّتِي تَلِيهَا فَلَمْ يَقُمْهَا حَتَّى كَانَتْ الثَّالِثَةُ الَّتِي تَلِيهَا قَالَ فَجَمَعَ نِسَاءَهُ وَأَهْلَهُ وَاجْتَمَعَ النَّاسُ قَالَ فَقَامَ بِنَا حَتَّى خَشِينَا أَنْ يَفُوتَنَا الْفَلَاحُ قِيلَ وَمَا الْفَلَاحُ قَالَ السُّحُورُ قَالَ ثُمَّ لَمْ يَقُمْ بِنَا شَيْئًا مِنْ بَقِيَّةِ الشَّهْرِ

 Hz. Ebû Zerr (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile (bir ramazan) ayında beraber oruç tuttuk. Ay boyunca bize son yedi güne kadar hiç (ziyade) namaz kıldırmadı. Ayın son yedinci gününde gecenin üçte biri geçinceye kadar bize namaz kıldırdı. Altıncı gününde yine bir şey kıldırmadı. Beşinci gününde gecenin yarısı geçinceye kadar namaz kıldırdı. Kendisine: "Bu gecemizin geri kalan kısmında da bize nafile kıldırırsanız!" dedik. Talebimize karşı: "Kim imamla namaza başlar, sonuna kadar devam ederse, kendisine gecenin tamamını namazla geçirmiş (sevabı) yazılır" buyurdular. Sonra Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), aydan son üç gece kalıncaya kadar başka namaz kıldırmadılar. Üçüncü gece bize namaz kıldırdılar. Ehline ve kadınlarına dua ettiler. Bize (o kadar uzun) namaz kıldırdılar ki "Felâh"ı kaçırmaktan korktuk. (Ebû Zerr'e): "Felâh" nedir? diye soruldu: "Sahûr!" cevabını verdi. (Sonra ayın geri kalan kısmında bize namaz kıldırmadı.)" (Ebû Dâvud, Salât 318, (1375); Tirmizî, Savm 81, (805); Nesâî, Sehv 103, (3, 83, 84), Kıyâmu'l-Leyl 4, (3, 202), İbnu Deybe, Teysiru’l-Vusul… Terc.: Kütüb-i Sitte,Hadis No:3032, c.9, 339).

 

AÇIKLAMA

“1- Ebû Zerr (radıyallâhu anh), bu rivâyette Resûlullah'ın ramazan ayında terâvihi nasıl kıldırdığı hususunda bilgi vermektedir. Hangi seneye ait olduğunu tasrih etmediği ramazan gecelerinde son haftanın birkaç günü dışında farzdan başka namaz kıldırmamıştır. Farzları kılan Efendimiz odasına çekilmektedir.

2- Şu halde cemaate nafile namaz kıldırdığı günlerin tespitine gelince: Eğer ramazanın 29 olmasını esas alırsak:

* Sondan yedinci gün, 23 ramazandır.

* Sondan altıncı gün, 24 ramazandır.

* Sondan beşinci gün, 25 ramazandır.

Ramazan ayının otuz olması esas alınırsa hadiste geçen günleri tespit için yukarıdaki rakamlara birer ilave etmemiz gerekecek: 24, 25, 26... Hadisin sonunda, parantez içerisinde kaydettiğimiz kısım, bazı rivayetlerde mevcuttur. Ayın son iki gününde 28 ve 29. günlerinde oruç tutulmadığını ifade eder.

3- Hattâbî, Felâhla ilgili şu açıklamayı yapar: "Felâh'ın aslî manası bekadır. Sahûr yemeğine felâh denmesi, onun orucun bekasına sebep ve yardımcı olmasından dolayıdır. Nitekim   حيَّ عَلى الْفََلاح   "felâh'a gelin" denir, "yani "sizi cennette bâki kılacak amele gelin" demektir. Bazı âlimler, "Felâh'a götüren orucun itmâmına (tamamlanmasına) yardımcı olduğu için felâh denmiştir" der.

4- Sahur kelimesi suhûr şeklinde de gelmiştir. İki okunuş da caizdir. Sahur geceleyin yenen ve içilen şeylerdir. Suhûr ise, masdardır, fiilin kendisidir. Rivâyetlerde umumiyet itibariyle sahur şeklinde gelmiştir. Ancak en-Nihâye'nin kaydına göre: "Doğrusu suhûr olmalıdır, çünkü sahur  yiyecek, bereket ve ecr ma'nâsına gelir, sevap fiildedir, ta'amda değil" de denmiştir."

5- Aliyyu'l-Kârî: Hadis, Ashâb'ın sahur’a verdikleri ehemmiyeti göstermektedir, çünkü kaçırmaktan korktuklarını belirtmektedir.

6- Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın bu gecelerde kıldırdığı namazların kaç rek'at olduğuna dair rakam Muhammed İbnu Nasri'l-Mervezî'nin Kıyâmu'l-Leyl'deki bir rivâyetinde gelmiştir. O rivâyette Hz. Câbir der ki: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)  Ramazan ayında bize sekiz rekât ve vitr kıldırdı. Müteakip gece gelince mescidde toplandık, gelip bize namaz kıldırmasını rica ettik. (Geldi) o gece sabaha kadar bize namaz kıldırdı. Kendisine: "Ey Allah'ın Resulü, şu namazı bize kıldırmanız için size ricada bulunduk (da öyle geldiniz, kendi kendinize gelip bunu bize kıldırmadınız, bunun sebebi nedir?)" dedik. Bunun üzerine:

"Ben vitrin size farz oluvermesinden korktum!" buyurdu."

Huzeyfe (radıyallâhu anh)'den gelen bir rivâyette, namazla ilgili bazı teferruât yer almaktan başka "...Resûlullah'ın ramazanın bir gecesinde kendilerine dört rekâtlık namaz kıldırdığını, bunun tamamlanması sırasında Hz. Bilâl'in gelip sabahı haber verdiğini belirtir."

Yine Câbir (radıyallâhu anh)'den kaydedilen bir rivâyette: "Bir ramazan günü Übeyy İbnu Ka'b'ın Resûlullah'a gelerek: "Ya Resûlullah bu gece benden bir hâdise vâki oldu (...) Mahallemden bazı kadınlar evime uğrayarak "biz Kur'an okuyamıyoruz, senin arkanda namaz kılmak istiyoruz" dediler. Ben de onlara sekiz rekât ve vitr kıldırdım"  dedi. Aleyhissalâtu Vesselâm sesini çıkarmadı, fakat rıza izhar etti" dendiğini görmekteyiz.

Hz. Ömer'in emri üzerine Übeyy İbnu Ka'b'ın halka onbir, -ve bazı rivayetlerde onüç- rek'at kıldırdığını daha önce kaydetmiştik. Ramazanda halka cemaatle namaz kıldırma işini Hz. Ömer'in, Übeyy İbnu Ka'b'la birlikte Temîmü'd-Dârî'ye de verdiği,  ikisinin birlikte bu vazifeyi üzerlerine aldıkları belirtilir. (İbnu Deybe, Teysiru’l-Vusul… Terc.: Kütüb-i Sitte,c.9,s.340).

 

İbn-i Abidin Reddü’l Muhtar Ale’d-Dürrü’l Muhtar’da teravih namazı hakkında şöyle demektedir:

 

“Teravih erkek ve kadınlara icmaan sünnet-i müekkededir. Çünkü Hulefâ-i Râşidin buna devam etmişlerdir. Vakti yatsı namazından sonra fecire kadardır. Vitirden önce ve sonra kılınabilir. Esah kavil budur. Bir kimse teravihin bir kısmını yetiştiremez de imam vitire kalkarsa imamla birlikte vitiri kılar; sonra yetiştiremediği kısmı tamamlar. Teravihi gecenin üçte birine yahut yarısına geciktirmek müstehaptır. Esah kavle göre bu vakitten sonraya bırakmak mekruh değildir.

İZAH

Teravih: Tervihanın cemidir Terviha istirahat oturuşudur. Teravihin her dört rekâtından sonra oturulduğu için bu namaza terviha denilmiştir. Hazâin. Musannıfın bu namazı diğer nafilelerden sonraya bırakması şubeleri çok olduğu ve cemaatla edâ olunmak hususunda onlardan ayrıldığı için ve diğer bazı hükümler sebebiyledir. Bundan dolayıdır ki, imam Hüsâmüddin teravih hükümleri hakkında ayrıca bir eser yazmış; Allame Kasım'da ona tâbi olmuştur. Teravihin sünnet-i müekkede olduğunu Hidâye sahibi ve başkaları sahihlemişlerdir. İmam A'zam'dan rivayet edilen de budur. İhtiyar'da zikir edildiğine göre Ebu Yusuf imam A'zam'a teravihi ve hazreti Ömer'in fiilini sormuş; O da şu cevabı vermiştir: «Teravih sünnet-i müekkededir. Ömer onu kendiliğinden ortaya çıkarmamıştır. Bu hususta bid'at işlemiş de değildir. Onu ancak elindeki bir esasa ve Rasûlüllah (s.a.v)'den bellediği bir bilgiye istinaden emir etmiştir.»

Kudurî'nin «teravih müstehaptır» demesi, Hidâye sahibinin anladığı gibi buna aykırı değildir. Çünkü O, cemaatın toplanması müstehaptır denilmiştir. Bu söz toplanmanın müstehap olduğunu gösterir. Onda teravihin müstehap olduğuna delâlet yoktur. İnâye ve Münyet'ül musallî şerhinde böyle denilmiştir. Birçok kimseler teravihin sünnet olduğuna icma nakletmişlerdir. Meselenin tamamı Bahır'dadır.

Buradaki Hulefâ-i Râşidinden murad; hepsi değil ekserisidir. Çünkü teravihe devam, hazreti Ömer'in hilâfeti zamanında olmuştur. Bu hususta bilûmum eshab-ı kiram, Ömer (r.a.)'e muvafakat etmiş; onlardan sonra gelenler dahi günümüze kadar hiç bir itiraz eden çıkmaksızın bu yoldan yürümüşlerdir. Nasıl muvafakat etmesinler ki., Rasûlüllah (s.a.v)'in: «Benim sünnetimle Raşidin'in sünnetine sarılın! bunun üzerine parmak basın!.» buyurduğu sabit olmuştur. Nitekim bu hâdisi ebu Davud rivayet etmiştir. Bahır.

Teravih, erkek ve kadınlara icmâen yani toptan sünnettir. Şârih «icmaan» sözü ile râfizîlerin; «teravih yalnız erkeklere sünnettir» iddialarına kulak asmamak gerektiğine işaret etmiştir. Dürer ve Kâfi'de Râfizîler hakkında söylenen budur.

Fakat Nuh efendi hâşiyesinde bildirildiğine göre Râfizîlerin meşhur kavli teravihin asla sünnet olmamasıdır. Çünkü Râfizîler bid'atcı bir fırkadır. Heva ve heveslerine tâbi olurlar. Kitaba, sünnete bel bağlamazlar. Sahih hâdisleri inkâr ederler.

Musannıfın, teravihin vakti yatsıdan sonradır, demeyip «yatsı namazından sonra» demesi, yatsıdan murad, vakti değil, namazı olduğuna işaret içindir”. (İbn Abidin, Reddu’l-Muhtar).

M.Avni ÖZMANSUR



YORUM YAZ
BU HABER İÇİN HENÜZ YORUM EKLENMEMİŞTİR.
 Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları, okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Araştırmacı Yazarlar hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
DİĞER M.Avni ÖZMANSUR HABERLERİ
ÖZEL RÖPORTAJ
Şehzade Abdulhamid Kayıhan OSMANOĞLU'ndan Muhteşem Bir Eser
Şehzade Abdulhamid Kayıhan OSMANOĞLU'ndan Muhteşem Bir Eser
Dedem AbdulHamid HAN
 
YAZARLARIMIZ
Y
Metin ALKAN
BİN AYDAN HAYIRLI GECE
Y
Pınar SÖNMEZ
AŞK BİR NOKTA
Y
N.Arslan CANKORU
SAYILMAZ
Y
Hatice BAŞKAN
KADINSIN
Y
Fatmanur KUŞ
SU GİBİ AZİZ OL EVLADIM
Y
Ediz SÖZÜER
İbadetin Yüksek Hakikatini Keşfetmek (Risale-i Nur Eğitim Programı-3)
Y
Duygu Gürses DİKEN
MALINI BAĞIŞLAYAN ELBETTE KURTULUŞA ERMİŞTİR..
Y
Zeynep DEMİR
önce sela, sonra adın okunur minarelerden.
Y
Ayhan KÜFLÜOĞLU
Eşyayı gösteren Rabbimiz’in varlığı, o eşyadan daha zahir ve kesin
Y
Nur KABADAYI
Umut Ederek Yaşamak
Y
Büşra ŞENTÜRK
Sen Kaderim Misin
Y
Büşra Nur GECE
Mabede İsmet; Meryem'e Betül Sıfatı Yakışır...
Y
Merve DİKİCİ
TEVEKKÜL KIL
Y
Ebru ATA
KIYIYA İNSANLIK VURDU
Y
Mustafa KAYALI
ZAMAN VE MEKÂNDA KIBLEMİZ
Y
İbrahim Faik BAYAV
Mülk Suresi, Ayet: 16 ve 17
Y
Türker ELMAS
NUR ve HAKİKAT AVCILIĞI
Y
Nagihan ZENGİN
Ademiyetten Kemaliyete İrfan Yolculuğu
Y
Elif TAVŞU
ŞİMENDİFER İLE BEKÂYA DOĞRU
Y
Öznur MACİT
bir b/akış bir yürüyüş (04,05,14 Eskici dergi yayınlandı)
 
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
ADALET EĞİTİM SİSTEMİ İLE KAZANILIR Almazsan ÖLMEZSİN…! Sen Aldıkça Kardeşlerin ÖLÜYOR. KUDÜS Deve Sidiğinin Faydaları Nelerdir?
 
KONUK YAZARLARIMIZ
K
İsmail GENÇ
İnsanız ve İnsanlığı Özlüyoruz
K
Emrah POLAT
Vahametlerle İmtihan ve Müracaat
K
Mehmed ESMER
Kubbetüs Sahra'yı tanıyacağız
K
Elif NİSA
Gerçekten İnsan Azar
K
Elif MUSLUOĞLU
Cemâli Bâ Kemâle Seyredelim
K
Mehmet GÖÇMEZ
HUZUR
K
Fikriye AYYILDIZ
GAFLET
K
Merve YAĞMUR
ÖLMEDEN ÖNCE ÖLÜNÜZ
K
Fuat TÜRKER
Münafıklar Kavramıyorlar!
K
Hüray BOZBIYIK
TESETTÜRÜN VERDİĞİ HUZUR
 
SON YORUMLANANLAR
 
VİDEO GALERİ
 
E-POSTA LİSTESİ
 
FOTO GALERİ
 
EN ÇOK TIKLANANLAR
 
ANKET

Web Sitemize Nasıl Ilaştınız?




 

Sitemizde yayınlanan haberlerde basın ahlakına, hukuk ilkelerine, insan hak ve özgürlüklerine bağlı kalacağımıza söz veririz. Yazarlarımızın yazılarıyla ilgili her türlü sorumluluk kendilerine aittir. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.

Adres : Sizde Araştırmacı Yazarlara Katılabilir Çalışmalarınızı Yayınlatabilirsiniz! arastirmaciyazarlar@gmail.com a Ad Soyad ve Yazar Resminizle birlikte gönderin değerlendirelim