13 Ekim 2015, 10:46 - 
MUSTAFA İSLAMOĞLU'NUN KUR'AN-I KERİM MEALİNDEKİ SAYISIZ YANLIŞLARI

MUSTAFA İSLAMOĞLU'NUN KUR'AN-I KERİM MEALİNDEKİ SAYISIZ YANLIŞLARI

HZ.ÂDEM BİR FERT DEĞİL BİR TÜRDÜR İDDİASINA CEVABIMIZ


       2011 yılının içinde bulunduğumuz Kasım ayının ilk haftasında, gece yarısından sonra televizyon kanallarını araştırırken çok sevdiğim Hilal Tv'de, kendisini çok büyük hatalarıyla dolu olarak çıkardığı Kur'an'ı Kerim Meali ile tanıdığım Mustafa İslamoğlu "Esmail-Hüsna" üzerine konuşuyordu.

       Uzun süre izledim, söz Hz. Âdem'in yaratılışına gelince son basılan Esmail-Hüsna kitabındaki bu bölümleri aynen aktarıyordu. Araf Suresinin 11. ayetini okuyarak mealen: "doğrusu sizi yarattık, sonra sizi biçimlendirdik, ardından meleklere dedik ki Âdem'e secde edin! Hemen secde ettiler. İblis hariç o secde edenler arasında yer almadı". (Araf, 7/11).

"Ayette "SİZ"i yarattık, SİZ'i biçimlendirdik" diye devam eden üslubun birden "ADEM'e secde edin"e getirilmesi çok dikkat çekicidir. Ayet açıkça Adem'i bir fert olarak değil bir tür olarak takdim etmekte, "siz Adem'siniz, Adem de sizsiniz" demektedir. Beşer içerisinden Adem(oğlu)na ruh üflenerek halife tayin edilmesi de O'nun rububiyetinin bir tecellisidir "O ruhu beşere neden üflemiştir?" sualinin konumuzla doğrudan alakası var. Üflenen ruhun, hayatın ruhu olan o sır mı? Meleklerin ruhu Cebrail mi, sözün ruhu vahiy mi olduğu tartışmasına girmeden bu suale Kur'an'daki konuyla ilgili müstesna ayetlerden biriyle cevap verelim. (Mustafa İslamoğlu, Kur'an'a Göre Esma-i Hüsna, Düşün Yayıncılık, İstanbul:2011, s.236).

Bunları anlatmaya devam ederken şunları ilave ediyordu:

"İnsanların her yıl bir erkek bir kız olarak ikiz doğurduğu zannedilen Havva'nın bir yıl önce doğan çocukların bir yıl sonra doğanlarla büyüdükten sonra evlenmeleri asılsız, sapıklık ve İsrailiyattır. Âdem fert değil bir türdür ve halkanın başıdır. Ben onlara böyle şey olamaz nasıl her sene bir erkek bir kız ikiz doğar deyince diyorlar ki Allah her şeye kadir değil mi? Ben de onlara diyorum ki Allah sizin dediğinizden başkasını yaratmaya kadir olamaz mı? (Sayın İslamoğlu'nun sözü burada bitti).

Sayın İslamoğlu bunları dinleyince; sabahleyin hemen "Esma-il Hüsna" isimli kitabını aldırttım. Kitabınızda Âdem konusunu ararken şunlara rastladım; önce çıkardığınız (Fatiha'dan Nas Suresine kadar hatalarla dolu olan), Kur'an'ı Kerim Mealindeki hataları bu kitabınızda da tekrar etmişsiniz. İhlas Suresine Meal verirken ""O" doğurtmamıştır  ve doğurulmamıştır" (Mustafa İslamoğlu Esmail Hüsna Sh.19) diyerek yanlış manalandırıyorsunuz. Bütün meallerde olduğu gibi doğrusu şöyledir. ""O" doğurmamış ve doğurulmamıştır."

Değerli Kardeşlerim İhlâs Suresi Hadis-i Şeriflerle sabit olduğu gibi Kur'an'ın üçte biri mesabesindedir ve bu sûrede Rabbimiz en kısa ve veciz bir ifadeyle Zatının Ehad; Bir tek, Samed; hiçbir şeye muhtaç olmayıp her şeyin Kendisine muhtaç olduğu, doğurmamış ve doğurulmamış olduğunu ve hiçbir şeyin Zatına denk olmadığını pekiştirmek suretiyle "Üzeyir Allah'ın oğlu" diyen Yahudilerin; Ekanini Selase denilen "Allah Baba, Meryem Ana, İsa Oğul" diyen Hristiyanların şirk olan bu batıl inançlarını yıkmak Tevhid'i güçlendirmek için doğurmuş olan Hz. Meryem'in Allah olamayacağını; doğurulmuş olan Hz.Üzeyir ve Hz. İsa'nın da Allah olamayacaklarını bildirerek, Yahudi ve Hıristiyanları Tevhid dini olan İslam'a çağırmaktadır.

İşte ayet:

وَقَالَتِ ٱليَهُودُ عُزَيرٌ ٱبنُ ٱللَّهِ وَقَالَتِ ٱلنَّصَـٰرَى ٱلمَسِيحُ ٱبنُ ٱللَّهِ‌ذَلِكَ قَولُهُم بِأَفوَهِهِم‌يُضَـٰهِـُونَ قَولَ ٱلَّذِينَ َفَرُواْ مِن قَبلُ‌قَـٰتَلَهُمُ ٱللَّهُ‌أَنَّىٰ يُؤْفَكُونَ

Yahudiler: "Uzeyr, Allah'ın oğludur." dediler. Hıristiyanlar da: "Mesih Allah'ın oğludur." dediler. Bu, onların ağızlarıyla geveledikleri sözleridir. (Sözlerini), önceden inkâr etmiş (olan müşrik)lerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin, nasıl da (haktan batıla) çevriliyorlar!? (Tevbe, 30).

 

وَهُوَ الَّذِي جَعَلَكُمْ خَلَائِفَ الْأَرْضِ وَرَفَعَ بَعْضَكُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَبْلُوَكُمْ فِي مَا آتَاكُمْ  إِنَّ رَبَّكَ سَرِيعُ الْعِقَابِ وَإِنَّهُ لَغَفُورٌ رَحِيمٌ

İkinci olarak yine aynı kitabınızın 418. Sahifesinde En'am Suresinin 165. Ayetinin anlamı "Sizi yeryüzünün halifeleri yapan, size verdiği şeylerde, sizi denemek için, kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan O'dur. Doğrusu Rabbin, cezası çabuk olandır ve O, bağışlayandır, esirgeyendir." (En'am, 165) iken: Siz: "İnsanın halifeliği, Allah'ın kendisine yeryüzünü emaneten imar ve inşa için verdiği bir KALFAdır." (Mustafa İslamoğlu, Kur'an'a Göre Esma-i Hüsna, Düşün Yayıncılık, İstanbul:2011, s.418) diyorsunuz.

 

Sayın İslamoğlu

İnsan Allah'ın kalfasıdır derken; Cenab-ı Allah'ı; çıraklarını kalfa yapıncaya kadar birçok emekler çeken ustaya benzetmiş olmuyor musun?  Zaten başka bir bölümde "insan'ı Allah yaratmıştır. Ve insanda Allah'ın çok emeği vardır" diyorsun (Aynı kitap shf:880).

 

Sayın İslamoğlu emek çekmek zayıf insanların halidir. Allah bir şeye "Ol" der, hemen olur. Bu beşeri sıfatlar Allah'a yakıştırılmaz. Bu yanlışları nasıl yapıyorsun.? Yine aynı kitabınızın 370.sahifesinde: Alâk Sûresindeki 2.ayetin doğru manası "O insanı bir kan parçasından yarattı" iken: Siz "O insanı sevgi ve alakadan yarattı" diyorsunuz, alaka ve sevginin kan parçasıyla ne ilgisi var? Bu davranışlarınız, mealinizin tümünde var. Bu, Kur'an'ın manasını tahrif sayılmaz mı? Kur'an mealinizin başından ve sonundan birkaç örnek:

 

En başta Fatiha suresi 5.ayetin doğru manası: "(Rabbimiz) yalnız sana ibadet eder. Yalnız senden yardım dileriz" iken; siz buna "(Rabbimiz) yalnız sana kulluk ettiğimiz için yalnız senden yardım isteriz." Kur'an'ın metninde olmayan: KULLUK ETTİĞİMİZ İÇİN Kur'an da varmış gibi ilave ediyorsun. Bari parantez açsan. Bu bir tahrifattır.

 

Şimdi Kur'an'ı Kerim mealinizin en sonundan birkaç sureye bakalım:

Kur'an'ı Kerimin son suresi olan Nas suresinin doğru manası: "De ki; insanların kalplerine vesvese veren, sinsi vesvesecinin, kötülüğünden insanların Rabbine, insanların Meliki, insanların İlahına sığınırım." iken: Sizin mealiniz şöyle: "(Ey muhatap) De ki sığınırım ben Rabbine insanlığın sahibine insanlığın, ilahına insanlığın, sinsi ve silik vesvese kaynağının şerrinden. O ki sürekli kalplerine fısıldıyor. İnsanların. İster görünmeyen, bilinmeyen, ister görünen bilinen türden olsun." (Mustafa İslamoğlu Kur'an Meali Shf.1329)

 

Allah Azimüşşan vesvesecinin insanlardan ve cinlerden olduğunu bizlere açıkça bildirmekte iken; Siz, Kur'an ayetini değiştirerek "insanlardan ve cinlerden" yerine "ister görünmeyen bilinmeyen, ister görünen bilinenlerden olsun" diyorsunuz. İnsan ve cin kelimelerinin karşılığı bunlar olabilir mi? Zira cinlerden başka görünmeyen melekler dâhil başka boyutlarda nice yaratıklar, mikroplar var. Uzaklığından dolayı göremediğimiz nice âlemler var. "ister görünenlerden olsun" derken de insanın dışında görünen milyonlarca tür varlıklar var. Bunlar insan yerine kullanılır mı? Yazıklar olsun.!


 

İLK İNSANLARIN ÇOĞALIŞI VE KARINDAŞ OLMAYAN KARDEŞ EVLİLİKLERİNİN ÖNCE CAİZ SONRA YASAK OLMASI  ve ŞERİATLARIN ZAMAN ZAMAN ALLAH (C.C.) TARAFINDAN DEĞİŞTİRİLDİĞİ

            Gerek İslamoğlu'na gerekse onun gibi düşünüp kardeş evliliği caiz olmaz, şeriatta yeri yoktur, diyenlere cevaben Maide suresi 48. ayetini gördükten sonra, Hz. Âdem bir şahıs mı, yoksa bir tür mü, buna dair ayetleri ve hadisleri okuyalım:

وَاَنْزَلْنَا اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ الْكِتَابِ وَمُهَيْمِنًا عَلَيْهِ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا اَنْزَلَ اللَّهُ وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَاءَ هُمْ عَمَّا جَاءَكَ مِنَ الْحَقِّ لِكُلٍّ جَعَلْنَا مِنْكُمْ شِرْعَةً وَمِنْهَاجًا وَلَوْ شَاءَاللَّهُ لَجَعَلَكُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَلَكِنْ لِيَبْلُوَكُمْ فِى مَااَتَيكُمْ فَاسْتَبِقُوا الْخَيْرَاتِ اِلَى اللَّهِ مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًا فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ

"Ve sana kitabı hak olarak indirdik, kendisinden evvelki (semavî) kitabı tasdik edici ve üzerine bir muhafız olmak üzere. Artık aralarında Allah Teâlâ'nın indirmiş olduğu (ahkâm) ile hükmet. Ve sana gelen haktan (ayrılıp da) onların hevâlarına tâbi olma. Sizden her biriniz için (vaktiyle) bir şeriat, bir açık yol kılmıştık. Ve eğer Allah Teâlâ dilese idi elbette sizleri bir ümmet kılmış olurdu. Fakat size vermiş olduğu şeylerde sizi imtihan etmek için (bir ümmet kılmadı). Artık hayırlı işlere koşunuz. Nihayet cümleten dönüşünüz Allah Teâlâ'yadır. Binaenaleyh nelerde ihtilaf etmiş olduğunuzu O size haber verecektir" (Maide, 48).

 

يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ قُلْ فِيهِمَا إِثْمٌ كَبِيرٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَإِثْمُهُمَآ أَكْبَرُ مِن نَّفْعِهِمَا وَيَسْأَلُونَكَ مَاذَا يُنفِقُونَ قُلِ الْعَفْوَ كَذَلِكَ يُبيِّنُ اللّهُ لَكُمُ الآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ فِي الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الْيَتَامَى قُلْ إِصْلاَحٌ لَّهُمْ خَيْرٌ وَإِنْ تُخَالِطُوهُمْ فَإِخْوَانُكُمْ وَاللّهُ يَعْلَمُ الْمُفْسِدَ مِنَ الْمُصْلِحِ وَلَوْ شَاء اللّهُ لأعْنَتَكُمْ إِنَّ اللّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ

"Sana şaraptan ve kumardan soruyorlar. De ki; "O ikisinde büyük günah ve insanlara bazı yararlar vardır. Fakat onların günahı yararından büyüktür." Ve sana Allah yolunda ne vereceklerini soruyorlar. De ki; "Af (yani ihtiyaçlarınızdan fazlasını veya helal ve güzel olan şeyleri verin!)" Allah size ayetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz: Dünya ve ahiret hakkında(ki işleri düşünesiniz). Ve sana yetimlerden soruyorlar. De ki: "Onları(n durumlarını) düzeltmek hayırlıdır. Eğer onlara karışır(onlarla bir arada yaşar)sanız (onlar) sizin kardeşlerinizdir. Allah, bozanı düzeltenden ayırır. Allah dileseydi sizi zora sokardı. Şüphesiz Allah daima üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir." (Bakara, 219-220).

"Not: İçki hakkındaki ayetler:

(En Nisa ayet:43, El Maide ayet:91, En Nahl ayet: 68) işaret ettiğimiz vechile Kuran'ı Kerim'de bu babda işbu ayetle beraber dört ayet vardır. 1) Hz. Peygamber (s.a.v) henüz Mekke'de iken nazil olmuştur ki meali şudur: "Hurma ve üzüm (ağaçlarının) meyvelerinden içki yapıyor, güzel rızık ediniyorsunuz. Bunda aklı eren bir kavim için elbet bir ibret var" (Nahl suresi ayet:67) Müslümanlığın ilk devresinde içki henüz haram değildi. Bu ayet o fiili vakayı açıklamıştır. 2) Bundan sonra Medine'de Hz.Ömer (R.A.) ve Muaz'ın (R.A.) sorularına cevaben yukarıda mealini yazdığımız ayet tebliğ buyrulmuştu. Bu ayet üzerine Müslümanların kimi "büyük günah" diye içkiyi terk etmiş, kimide "insanlara faydası da var" deyip bırakmamıştır. 3) Bir gün Abdurrahman Bin Avf (R.A.) bir ziyafet vermiş, ashabı kiramdan bazıları da o ziyafette hazır bulunmuştu. Müşarun ileyh onlara yedirmiş, içirmişti akşam namazının vakti gelince biri imam olmuş Kâfirun Suresini yanlış okumuştu. Bunun üzerine şu mealdeki ayet nazil oldu: "Ey Müminler siz sarhoşken ne söyleyeceğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın" (Nisa Suresi ayet:43). Bu suretle içki yalnız namaz vakitlerine münhasır ve ilk defa olmak üzere haram kılınmıştır. Artık içenler onu yatsı namazından sonra içiyorlar, sarhoşluk zail olduktan sonra sabah namazını, sabah namazından sonra da öğleni, ikindiyi, akşam ve yatsıyı kılıyorlardı. 4) Uthan Bin Malik (R.A.) bir evlenme ziyafeti verdi. Müslümanlardan bir kısım insanları da davet etti. Sa'd Bin Ebi Vakkas (R.A.) da oradaydı. Ziyafet yemeği için hazırlanan kızarmış deve kellesini yediler, içtiler. Başları iyice dumanlanınca asalet iddialarına kalkıştılar. Sa'd (R.A.) da bu arada kendi asaletini, soyunu, kavmini öven, Ensarı hicveden bir şiir okudu. Ensardan biri buna öfkelendi, devenin sofradan kalkan kellesini alıp onunla Sa'd'ın (R.A.) kafasını yaraladı. Sa'd (R.A.) Rasulü Ekrem (s.a.v) Efendimize müracatla o ensariyi şikâyet etti. Bunun üzerine Hz.Ömer (R.A.) "Ya Rabb şu içki hakkında bize şafi bir açıklama yap" diye dua etti. Akabinde şu mealdeki ayetler nazil oldu: "Ey iman edenler, içki, kumar dikili taşlar (tapınmaya mahsus), fal okları ancak şeytanın amelinden birer murdardır. Onun için bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz. Şeytan içkide ve kumarda aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi Allah'ı anmaktan ve namaz kılmaktan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi?" (Maide, ayet:90-91) Hz.Ömer (R.A.): "Vazgeçtik Ya Rabbi" dedi. Bu vak'a "Ahzab gazvesinden birkaç gün sonra olmuştur." İçkinin böyle tedrici surette yasak edilmesinin sebebi şudur: Müslümanlar içkiye alışmışlardı. Ondan maddeten de çok faydalanıyorlardı. Eğer birdenbire kendilerine bu yasak tatbik edilseydi. Belki o kadar müessir olmayacaktı. Onun için tedrici ve rıfk ile muameleye riayet edildi. Enes (R.Anh) anlatıyor: "Biz içki âlemindeydik ben dağıtıyordum. Bir adam geldi "içki haram kılındı dedi. Arkadaşlar derhal " şu içki kaplarını dök, temizle" emrini verdiler. O haberden sonra kimse ağzına içki almadı. Kur'an-ı Kerim'de içki "Hamr" olarak zikredilmiştir. Bunu Resulü Ekrem (s.a.v) şu suretlerle tefsir buyurmuştur: "Üzümden içki olur, buğdaydan içki olur, arpadan içki olur. Hülasa sizi sekir (sarhoşluk) veren her şeyden men ederim." (Ebu Davud) Tirmizi, "Baldan da içki olur" rivayetini ilave etmiştir. Çoğu sekir (sarhoşluk) veren şeyin azı da haramdır". (Tirmizi, Ebu Davud) (Hasan Basri Çantay, Kuran-ı Hâkim ve Meal-i Kerim Cilt 1 Shf.58, Dipnot:158).

وَمُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرَاةِ وَلِأُحِلَّ لَكُم بَعْضَ الَّذِي حُرِّمَ عَلَيْكُمْ وَجِئْتُكُم بِآيَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ فَاتَّقُواْ اللّهَ وَأَطِيعُونِ

"(Ben), Benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınan bazı şeyleri size helal yapayım diye gönderildim. Size Rabbinizden bir mu'cize getirdim, Allah'tan korkun, bana ita'at edin!" (Al-i İmran, 50).

              Görüldüğü gibi her peygamberin bir şeriatı vardır. Hz. Âdem'in şeriatında ayrı karınlarda doğan kardeşlerin büyüyünce birbirleriyle evlenmeleri caiz idi. Bu uygulama yirmi sene sonra uygulamadan kaldırıldı.

HZ.ÂDEM VE HAVVA'NIN YARATILIŞI İLE İLGİLİ AYETLER

هَلْ أَتَى عَلَى الْإِنْسَانِ حِينٌ مِنَ الدَّهْرِ لَمْ يَكُنْ شَيْئًا مَذْكُو  

            "İnsanın üzerinden, henüz kendisinin anılan bir şey olmadığı uzun bir süre geçmedi mi?" (İnsan, 1).

يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالًا كَثِيرًا وَنِسَاءً وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ وَالْأَرْحَامَ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا

"Ey insanlar, sizi bir tek nefisten (nefes alan candan) yaratan ve ondan eşini yaratıp ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üreten Rabbinizden korkun; adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık (bağlarını kırmak)tan sakının. Şüphesiz Allah, sizin üzerinizde gözetleyicidir" (Nisa, 1).

Sayın İslamoğlu burada sizin dediğiniz gibi bir "TÜR" den değil bütün insanların bir şahıs ve eşinden olduğu aşikâr değil mi?

 

وَاللَّهُ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ جَعَلَكُمْ أَزْوَاجًا وَمَا تَحْمِلُ مِنْ أُنْثَى وَلَا تَضَعُ إِلَّا بِعِلْمِهِ وَمَا يُعَمَّرُ مِنْ مُعَمَّرٍ وَلَا يُنْقَصُ مِنْ عُمُرِهِ إِلَّا فِي كِتَابٍ إِنَّ ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ  

"Allah sizi önce topraktan, sonra nutfe (sperm)den yarattı, sonra sizi çift, çift yaptı. Bir dişinin gebe kalması ve doğurması hep O'nun bilgisiyledir. Bir canlıya ömür verilmesi de, onun ömründen azaltılması da mutlaka bir Kitapta (yazılı)dır. Şüphesiz bu, Allah'a göre kolaydır" (Fatır, 11).

            Buradaki "siz" kelimesi: Hz.Adem'in vücudundaki zerreler halindeki mevcutiyetimizdir. "Elestü Bi Rabbiküm" hitabına muhatap olan zerrelerimizdir. "sonra sizi çift, çift yaptı." Cümlesi Havva annemizin aynı karında oğlan kız hep ikiz doğurduğunu apaçık bildirmektedir. Önce Sayın İslamoğlu'nun yorumladığı Araf Suresinin 11. ayetinden 27. ayetine kadar okuyalım:

وَلَقَدْ خَلَقْنَاكُمْ ثُمَّ صَوَّرْنَاكُمْ ثُمَّ قُلْنَا لِلْمَلَائِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إِلَّا إِبْلِيسَ لَمْ يَكُنْ مِنَ السَّاجِدِين

"Gerçek şu ki, önce sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da meleklere: "Âdem'e secde edin!" dedik; hemen secde ettiler, ancak İblis secde edenlerden olmadı" (Araf, 11).

            Bu ayet-i kerimeden anlaşıldığına göre; yukarıda arz ettiğim gibi "siz" kelimesi kıyamete kadar gelecek bütün insanlar, zerreler halinde Hazreti Âdem (A.S.)'ın vücudunda mevcut idi. Ondan dolayı Âdem (A.S.)'le beraber onun vücudunda bulunan bütün insanlara da secde edilmiş olduğu bildirilmektedir. Tabi bu secde ibadet ve tapınma secdesi değil, saygı secdesidir. Yusuf (A.S.)'ın anne, baba ve kardeşlerinin sarayda kendisine saygı olarak eğilmeleri de Kur'an-ı Kerim'de secde olarak zikredilmektedir.

 

 

HZ.ÂDEM'DEN BAHSEDEN ZÂMİRLER "TÜR" DIŞINDA ÇOĞUL MU GELİYOR; YOKSA FERT OLDUĞU İÇİN TEKİL Mİ GELİYOR?

 

 

Görelim, işte ayetler:

 

قَالَ مَا مَنَعَكَ أَلَّا تَسْجُدَ إِذْ أَمَرْتُكَ قَالَ أَنَا خَيْرٌ مِنْهُ خَلَقْتَنِي مِنْ نَارٍ وَخَلَقْتَهُ مِنْ طِينٍ             

            "Allah: "Sana emrettiğim halde secde etmene ne engel oldu?" dedi. "Ben ondan hayırlıyım, beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan." dedi." (Araf, 12).

 

قَالَ فَاهْبِطْ مِنْهَا فَمَا يَكُونُ لَكَ أَنْ تَتَكَبَّرَ فِيهَا فَاخْرُجْ إِنَّكَ مِنَ الصَّاغِرِين

            "Allah: "Hemen in oradan, orada büyüklük taslamak ne haddine, haydi çık; çünkü sen alçaklardansın!" buyurdu." (Araf, 13).

 قَالَ أَنْظِرْنِي إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ

                "İblis: "Dirilip kaldırılacakları güne kadar bana mühlet ver!" dedi."  (Araf, 14).

قَالَ إِنَّكَ مِنَ الْمُنْظَرِينَ            

            "Allah: "Haydi, mühlet verilenlerdensin." buyurdu (Araf, 15).

 

 

قَالَ فَبِمَا أَغْوَيْتَنِي لَأَقْعُدَنَّ لَهُمْ صِرَاطَكَ الْمُسْتَقِيمَ

            "İblis: "Öyle ise andolsun ki, beni azdırmana karşılık ben de onları saptırmak için her halde Senin doğru yoluna oturacağım." (Araf, 16).

            Burada "onlar" dediği kıyamete kadar gelecek bütün insanlar.

 

ثُمَّ لَآتِيَنَّهُمْ مِنْ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ وَعَنْ أَيْمَانِهِمْ وَعَنْ شَمَائِلِهِمْ وَلَا تَجِدُ أَكْثَرَهُمْ شَاكِرِينَ                   

            "Sonra onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Sen de çoğunu şükredici bulmayacaksın." dedi."  (Araf, 17).

قَالَ اخْرُجْ مِنْهَا مَذْءُومًا مَدْحُورًا لَمَنْ تَبِعَكَ مِنْهُمْ لَأَمْلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنْكُمْ أَجْمَعِينَ                            

            "Allah: "Çık oradan, yerilmiş, kovulmuş olarak! Andolsun ki, onlardan her kim sana uyarsa, kesinlikle cehennemi tamamen sizinle dolduracağım." (Araf, 18).

 

وَيَا آدَمُ اسْكُنْ أَنْتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ فَكُلَا مِنْ حَيْثُ شِئْتُمَا وَلَا تَقْرَبَا هَذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الظَّالِمِينَ

"Ve ey Âdem, zevcenle (eşinle) birlikte cennete yerleşin, dilediğiniz yerden yiyin şu ağaca yaklaşıp da zalimlerden olmayın!" dedi." (Araf, 19).

Burada zamir! Eşinden dolayı ikil oldu.

فَوَسْوَسَ لَهُمَا الشَّيْطَانُ لِيُبْدِيَ لَهُمَا مَا وُورِيَ عَنْهُمَا مِنْ سَوْآتِهِمَا وَقَالَ مَا نَهَاكُمَا رَبُّكُمَا عَنْ هَذِهِ الشَّجَرَةِ إِلَّا أَنْ تَكُونَا مَلَكَيْنِ أَوْ تَكُونَا مِنَ الْخَالِدِينَ

            "Derken şeytan, kendilerine örtülmüş olan ayıp yerlerini açmak için ikisine de vesvese verdi ve: "Rabbiniz size bu ağacı yalnızca birer melek olmamanız yahut ölümsüzlüğe kavuşmamanız için yasak etti." dedi." (Araf, 20).

            Burada zamir, ikil oldu!

 

 وَقَاسَمَهُمَا إِنِّي لَكُمَا لَمِنَ النَّاصِحِينَ

            "Ve o ikisini: "Elbette ben size öğüt verenlerdenim." diye de yemin etti." (Araf, 21).

            Zamir, ikil oldu!

 

فَدَلَّاهُمَا بِغُرُورٍ فَلَمَّا ذَاقَا الشَّجَرَةَ بَدَتْ لَهُمَا سَوْآتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِنْ وَرَقِ الْجَنَّةِ وَنَادَاهُمَا رَبُّهُمَا أَلَمْ أَنْهَكُمَا عَنْ تِلْكُمَا الشَّجَرَةِ وَأَقُلْ لَكُمَا إِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمَا عَدُوٌّ مُبِينٌ

            "Bu şekilde ikisini kandırıp sarkıttı. Bunun üzerine o ağacın meyvesini tattıklarında, ikisinin de ayıp yerleri açılıverdi ve üzerlerini üst üste cennet yapraklarıyla yamamaya başladılar. Rableri ikisine: "Ben ikinize bu ağacı yasaklamadım mı, haberiniz olsun bu şeytan ikinize açık bir düşmandır, demedim mi?" diye seslendi." (Araf, 22).

            Burada, zamirler ikil oldu!

            Bizim görüşümüze göre Âdem ile Havva şehevi duygulardan uzak melekler gibi yaşıyorlardı, yasak olan meyve ise Allah'u Âlem, şehveti tahrik eden bir meyve idi. Onu yiyince üzerlerinden cennet elbiseleri soyuldu. Birbirlerinin avret mahallerini gördüler, utanarak hemen cennet yapraklarıyla vücutlarını örttüler, bu arada ikaz-ı İlahi geldi. Gelecek ayet-i kerimede görüleceği gibi cennetten yeryüzüne indirildiler.

            Bazılarının iddia ettiği gibi dünyanın bir bölgesinden, başka bölgesine gönderildikleri şeklinde bir şey yoktur. Çünkü gelecek ikinci ayet-i kerimede: Yeryüzüne indirildikleri gayet net bir şekilde bildirilmektedir.

قَالَا رَبَّنَا ظَلَمْنَا أَنْفُسَنَا وَإِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ                 

            "İkisi: "Rabbimiz, biz kendimize zulmettik; eğer Sen bizi bağışlamaz, bize merhamet etmezsen kesinlikle hüsrana uğrayanlardan oluruz." dediler" (Araf, 23).

            Burada, zamir ikil oldu!

 

قَالَ اهْبِطُوا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ وَلَكُمْ فِي الْأَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ إِلَى حِينٍ

            "Allah: "Kiminiz kiminize düşman olarak ininiz! Size bir süreye kadar yeryüzünde yerleşmek ve bir nasip almak var kaderinizde." buyurdu." (Araf, 24).

Bu üstteki ayet-i kerimede zamir çoğul olarak gelmektedir. İmam-ı Taberi Hazretlerinin bildirdiğine göre yeryüzüne birbirine düşman olarak indirilenler Hz. Âdem (A.S.), Hz. Havva, İblis olduğu bildirilmektedir.

قَالَ فِيهَا تَحْيَوْنَ وَفِيهَا تَمُوتُونَ وَمِنْهَا تُخْرَجُونَ

            "Orada yaşayacak, orada ölecek ve oradan dirilip çıkarılacaksınız." dedi" (Araf, 25).

            Burada Hz.Âdem ile Hz.Âdem'in vücudunda zerreler halinde mevcut olan kıyamete kadar gelecek bütün insanlara hitap ediliyor.

            Bu ayet-i kerimede de, insan neslinin de dünya hayatının da geçici olduğu, dünyanın da bir ömrü bulunduğu bildirilmektedir:

يَا بَنِي آدَمَ قَدْ أَنزَلْنَا عَلَيْكُمْ لِبَاسًا يُوَارِي سَوْءَاتِكُمْ وَرِيشًا وَلِبَاسُ التَّقْوَىَ ذَلِكَ خَيْرٌ ذَلِكَ مِنْ آيَاتِ اللّهِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ

            "Ey Âdemoğulları, size çirkin yerlerinizi örtecek ve süs olacak giysi indirdik; fakat takva elbisesi hepsinden hayırlıdır. İşte bu, Allah'ın ayetlerindendir. Gerek ki, düşünüp ibret alırlar" (Araf, 26).

            Burada tek olan Hz.Âdem'in nesline yani bütün insanlara hitap ediliyor:

يَا بَنِي آدَمَ لاَ يَفْتِنَنَّكُمُ الشَّيْطَانُ كَمَا أَخْرَجَ أَبَوَيْكُم مِّنَ الْجَنَّةِ يَنزِعُ عَنْهُمَا لِبَاسَهُمَا لِيُرِيَهُمَا سَوْءَاتِهِمَا إِنَّهُ يَرَاكُمْ هُوَ وَقَبِيلُهُ مِنْ حَيْثُ لاَ تَرَوْنَهُمْ إِنَّا جَعَلْنَا الشَّيَاطِينَ أَوْلِيَاء لِلَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ

            "Ey Âdemoğulları, şeytan nasıl ki, anne-babanızı çirkin yerlerini kendilerine göstermek için cennetten çıkardıysa sakın sizi de belaya uğratmasın! Çünkü o ve yandaşları sizleri, sizin kendilerini göremeyeceğiniz yönden görürler. Biz, o şeytanları imana gelmeyenlerin dostları kılmışızdır" (Araf, 27).

            Burada bütün insanların bir tek ana babadan geldiğimiz pekiştirilerek anne ve babamızın imtihanını bize hatırlatıyor ve bizleri uyarıyor:

هُوَ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ وَجَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا لِيَسْكُنَ إِلَيْهَا فَلَمَّا تَغَشَّاهَا حَمَلَتْ حَمْلاً خَفِيفًا فَمَرَّتْ بِهِ فَلَمَّا أَثْقَلَت دَّعَوَا اللّهَ رَبَّهُمَا لَئِنْ آتَيْتَنَا صَالِحاً لَّنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِرِينَ

"O'dur ki sizi bir tek nefisten yarattı, gönlü ısınsın diye ondan eşini var etti; eşini sarıp örtünce (eşiyle birleşince) eşi, hafif bir yük yüklendi, onu gezdirdi. (Yükü) ağırlaşınca ikisi beraber Rableri Allah'a dua ettiler: "Eğer bize iyi, güzel bir çocuk verirsen elbette şükredenlerden oluruz!" (dediler)" (Araf, 189).

HZ.ÂDEM İLE HZ.HAVVA'NIN EVLENMELERİ VE İLK İNSANLARIN ÇOĞALMASI

            Değerli kardeşlerim, Mustafa İSLAMOĞLU ve aynı görüşte olan profesörlere soruyoruz: yukarıdaki ayeti kerimede görüldüğü gibi, "sizi bir tek nefisten yarattı, gönlü ısınsın diye ondan eşini var etti; eşini sarıp örtünce (eşiyle birleşince) eşi, hafif bir yük yüklendi"... Âdem atamızın Hadis-i Şerifte de bildirildiğine göre, sol kaburga çubuğundan yaratılan Havva annemizle evlenmesi caiz olunca;  Havva annemizin ayrı ayrı batınlarda ikiz olarak doğurduğu çocukları büyüyünce birbirleriyle evlenmeleri niçin caiz olmasın. Akraba evliliği uygun olmaz diyorsunuz, Âdem babamızın bir parçası olan yani onun vücudundan kopan Havva annemiz mi! Âdem babamıza yakın? Yoksa Havva annemizin ayrı ayrı batında doğurduğu çocukları mı birbirine daha yakın? Aşağıda gelecek ayet-i kerimelerde görüleceği gibi her peygamberin bir şeriatı vardır. Hz.Âdem'in şeriatında da bir müddet bu evlilikler devam etmiş rivayete göre nüfus kırk (40) kişiye ulaşınca yasaklanmıştır.

            Zira Hz.İbrahim (A.S.)'in şeriatında aynı anda iki bacı ile evlenmek caiz iken, Hz.Musa (A.S.)'ın şeriatında bu yasaklanmıştır. Hz.Musa (A.S.)'ın şeriatında yenmesi haram olan hayvanların iç yağı Hz.İsa (A.S.)'ın şeriatında serbest kılınmıştır.

            Bunun gibi; içki Kur'an-ı Kerime göre ilk ayetlerde haram değilken son gelen ayetlerle haram kılınmıştır. Bu konularla ilgili ayetler ileriki sayfalarda görülecektir.

وَسَخَّرَ لَكُم مَّا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا مِّنْهُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لَّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

            "Göklerde ve yerde ne varsa hepsini kendinden (bir lütuf olarak) size boyun eğdirdi. Şüphesiz bunda düşünen bir kavim için deliller vardır" (Casiye, 13).

وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَائِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إِلَّا إِبْلِيسَ كَانَ مِنَ الْجِنِّ فَفَسَقَ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِ أَفَتَتَّخِذُونَهُ وَذُرِّيَّتَهُ أَوْلِيَاء مِن دُونِي وَهُمْ لَكُمْ عَدُوٌّ بِئْسَ لِلظَّالِمِينَ بَدَلًا

"Yine o vakti hatırla ki, meleklere: "Âdem için secde edin!" demiştik, hemen secde ettiler, ancak İblis cinlerden idi. Rabbinin emri dışına çıktı. Şimdi siz beni bırakıp da onu ve soyunu kendinize dost mu ediniyorsunuz? Onlar size düşman iken! Zalimler için ne kötü bir karşılık!" (Kehf, 50).

Burada İblis Şeytan'ın Cin'den olduğu açıklanıyor. Hz.Âdem yine tek kişidir.

 

وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَائِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الْأَرْضِ خَلِيفَةً  قَالُوا أَتَجْعَلُ فِيهَا مَنْ يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاءَ وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ  قَالَ إِنِّي أَعْلَمُ مَا لَا تَعْلَمُونَ

 "Bir zaman Rabbin meleklere: ?Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım', demişti. (Melekler): Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birisini mi  "halife" yapacaksın, oysa biz seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz, dediler. (Rabbin):  ?Ben sizin bilmediklerinizi bilirim', dedi" (Bakara, 30).

Burada,  zamir yine tek bir halife!

 

وَعَلَّمَ آدَمَ الْأَسْمَاءَ كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلَائِكَةِ فَقَالَ أَنْبِئُونِي بِأَسْمَاءِ هَؤُلَاءِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

"Ve Âdem'e bütün isimleri öğretti. Sonra o isimlerin delalet ettiği şeyleri meleklere gösterip: "Haydi davanızda doğru iseniz, Bana şunları isimleriyle haber verin!" buyurdu." (Bakara, 31).

Burada, Hz.Âdem yine tek kişidir!

 

قَالُوا سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَا إِلَّا مَا عَلَّمْتَنَا إِنَّكَ أَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ

"Melekler: "Seni bütün eksikliklerden tenzih ederiz Ya Rab! Bizim için, senin bize bildirdiğinden başka bilgi mümkün değildir. O her şeyi bilen hüküm sahibi sadece Sensin Sen!" dediler." (Bakara, 32).

قَالَ يَا آدَمُ أَنْبِئْهُمْ بِأَسْمَائِهِمْ فَلَمَّا أَنْبَأَهُمْ بِأَسْمَائِهِمْ قَالَ أَلَمْ أَقُلْ لَكُمْ إِنِّي أَعْلَمُ غَيْبَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَأَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنْتُمْ تَكْتُمُونَ

            "(Allah)  dedi ki:  "Ey Âdem,  bunlara (meleklere), onların isimlerini haber ver." (Âdem), bunlara onların isimlerini haber verince  (Allah): "Ben size, ben göklerin ve yerin gayblarını bilirim, sizin açıkladığınızı ve içinizde gizlediğinizi bilirim,  dememiş miydim?" (Bakara, 33).

            Burada, Hz.Âdem yine tek kişi ve meleklere isimleri öğretiyor!

 

وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَائِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إِلَّا إِبْلِيسَ أَبَى وَاسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِرِينَ

"Ve o vakit meleklere: "Âdem için secde edin!" dedik, derhal secde ettiler. Ancak İblis dayattı, kibirlendi, zaten o kâfirlerden oldu" (Bakara, 34).

Hz.Âdem burada tek kişidir!

 

وَقُلْنَا يَا آدَمُ اسْكُنْ أَنْتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ وَكُلَا مِنْهَا رَغَدًا حَيْثُ شِئْتُمَا وَلَا تَقْرَبَا هَذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الظَّالِمِينَ

"Ve dedik ki: "Ey Âdem, sen ve eşin cennete yerleşin, ikiniz de orada dilediğiniz yerde bol bol yiyin, ancak şu ağaca yaklaşmayın ki, haddini aşan zalimlerden olmayasınız" (Bakara, 35).

            Burada da Âdem ve eşi ikil!

فَأَزَلَّهُمَا الشَّيْطَانُ عَنْهَا فَأَخْرَجَهُمَا مِمَّا كَانَا فِيهِ وَقُلْنَا اهْبِطُوا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ وَلَكُمْ فِي الْأَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ إِلَى حِينٍ

"Bunun üzerine şeytan onları oradan kaydırdı, ikisini de bulundukları o bolluk içindeki yerden çıkardı. Biz de: "Haydi kiminiz kiminize düşman olarak inin ve yerde bir zamana kadar kalıp nasibinizi alacaksınız." Dedik" (Bakara, 36).

            Burada, Hz.Âdem ve eşi ikil!

 

فَتَلَقَّى آدَمُ مِنْ رَبِّهِ كَلِمَاتٍ فَتَابَ عَلَيْهِ إِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ

"Âdem, Rabbinden birtakım kelimeler aldı (onlarla amel edip Rabbine yalvardı, O da) bunun üzerine onun tevbesini kabul etti. Şüphesiz O, tevbeyi çok kabul eden (kulunun günahından geçen)dir, çok esirgeyendir" (Bakara, 37).

            Burada, Hz.Âdem tek!

 

يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وَأُنْثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ

"Ey insanlar, biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah yanında en üstün olanınız, (günahlardan) en çok korunanınızdır. Allah en iyi bilendir, (her şeyden) haberdardır" (Hucurat, 13).

Burada tekrar bir erkek, bir kadından yani Hz.Âdem ve eşinden çoğaldığımızı pekiştiriyor.

        Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Peygamberimiz  (s.a.v)  Efendimiz şöyle buyurmuştur:

        "Kadınlara öğütleri iyi bir şekilde yapın, onlara karşı iyi davranın.  Zira onlar eğe kemiğinden (kaburga çubuğundan) yaratılmışlardır. Eğe kemiğinin en eğri kısmı yukarı kısmıdır, onu doğrultmaya kalkışırsan kırarsın, olduğu gibi bırakırsan öylece eğri kalır. Bunun için daima kadınlara iyi öğüt verin" (Buhari, Müslim, Tirmizi).

            Bu Buhari ve Müslim hadisinde Hz.Havva'nın Hz.Âdem'in eğri kaburga çubuğundan yaratıldığını bildirerek ayetlere açıklık getiriyor. Eşinin Âdem'in neresinden yaratıldığı vuzuha kavuşmuş oluyor.

قَالَ أَرَأَيْتَكَ هَذَا الَّذِي كَرَّمْتَ عَلَيَّ لَئِنْ أَخَّرْتَنِ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ لَأَحْتَنِكَنَّ ذُرِّيَّتَهُ إِلَّا قَلِيلًا

"Şu benden üstün yaptığını gördün mü (nesi var onun ki onu benden üstün kıldın)? Andolsun, eğer beni kıyamet gününe kadar ertelersen, onun zürriyetini, pek azı hariç kökünden koparıp sürükleyeceğim! Dedi" (İsra, 62).

Burada, zamir yine tekil!

 

قَالَ اذْهَبْ فَمَنْ تَبِعَكَ مِنْهُمْ فَإِنَّ جَهَنَّمَ جَزَاؤُكُمْ جَزَاءً مَوْفُورًا

"(Allah) "(defol) git, dedi. Onlardan kim sana uyarsa cezanız cehennemdir, mükemmel bir ceza (size)!" (İsra, 63).

وَاسْتَفْزِزْ مَنِ اسْتَطَعْتَ مِنْهُمْ بِصَوْتِكَ وَأَجْلِبْ عَلَيْهِمْ بِخَيْلِكَ وَرَجِلِكَ وَشَارِكْهُمْ فِي الْأَمْوَالِ وَالْأَوْلَادِ وَعِدْهُمْ وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ إِلَّا غُرُورًا

"Onlardan gücünün yettiğini sesinle yerinden oynat; atlıların ve yayalarınla onların üzerine yaygarayı bas; mallarda ve evlatlarda onlara ortak ol; onlara (çeşitli) vaatler yap (vaatlerinle onları oyala); şeytan, onlara aldatmadan başka bir şey va'detmez" (İsra, 64).

Bütün insanlar için!

 

إِنَّ عِبَادِي لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌ وَكَفَى بِرَبِّكَ وَكِيلًا

"Benim (gerçek) kullarım(a gelince) senin onlar(ı kandırmağ)a gücün yetmez! Vekil olarak Rabbin yeter." (İsra, 65).

Salih müminler için!

 

خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ ثُمَّ جَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَأَنْزَلَ لَكُمْ مِنَ الْأَنْعَامِ ثَمَانِيَةَ أَزْوَاجٍ يَخْلُقُكُمْ فِي بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ خَلْقًا مِنْ بَعْدِ خَلْقٍ فِي ظُلُمَاتٍ ثَلَاثٍ ذَلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ لَهُ الْمُلْكُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ فَأَنَّى تُصْرَفُونَ

            "Sizi bir tek candan yarattı, sonra ondan eşini meydana getirdi ve sizin için davarlardan sekiz çift indirdi (Deve, öküz, koyun, keçi). Sizi annelerinizin karınlarında üç karanlık içinde yaratmadan yaratmaya: (Nutfeden alâkaya, alâkadan et giydirilmiş kemiklere) geçirerek yaratmaktadır. İşte Rabb'ınız Allah budur. Mülk O'nundur. O'ndan başka İlah yoktur. Nasıl(ona kulluktan şirke) çevriliyorsunuz?" (Zümer, 6).

            Bir tek Hz.Âdem ve eşi!

 

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ ابْنَىْ اَدَمَ بِالْحَقِّ اِذْ قَرَّبَا قُرْبَانًا فَتُقُبِّلَ مِنْ اَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ الْاَخَرِ قَالَ لَاَقْتُلَنَّكَ قَالَ اِنَّمَا يَتَقَبَّلُ اللَّهُ مِنَ الْمُتَّقِينَ لَئِنْ بَسَطْتَ اِلَىَّ يَدَكَ لِتَقْتُلَنِى مَا اَنَا بِبَاسِطٍ يَدِىَ اِلَيْكَ لِاَقْتُلَكَ اِنِّى اَخَافُ اللَّهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ اِنِّى اُرِيدُ اَنْ تَبُوأَ بِاِثْمِى وَاِثْمِكَ فَتَكُونَ مِنْ اَصْحَابِ النَّارِ وَذَلِكَ جَزَؤُا الظَّالِمِينَ فَطَوَّعَتْ لَهُ نَفْسُهُ قَتْلَ اَخِيهِ فَقَتَلَهُ فَاَصْبَحَ مِنَ الْخَاسِرِينَ فَبَعَثَ اللَّهُ غُرَابًا يَبْحَثُ فِى الْاَرْضِ لِيُرِيَهُ كَيْفَ يُوَارِى سَوْاَةَ اَخِيهِ قَالَ يَا وَيْلَتَى اَعَجَزْتُ اَنْ اَكُونَ مِثْلَ هَذَا الْغُرَابِ فَاُوَارِىَ سَوْاَةَ اَخِى فَاَصْبَحَ مِنَ النَّادِمِينَ

"27. Onlara Âdem'in iki oğlunun haberini bihakkın oku. O vakit ki, onlar iki kurban takdim etmişlerdi. Birisinden kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti. "Seni elbette öldüreceğim" dedi, diğeri de, "Allah Teâlâ ancak muttaki olanlardan kabul eder" deyiverdi.

28. "And olsun ki, eğer beni öldürmek için bana elini uzatırsan ben seni öldürmek için elimi sana uzatmam. Şüphe yok ki, ben âlemlerin Rabbi olan Allah Teâlâ'dan korkarım."

29. "Muhakkak ben isterim ki, sen benim günahımı ve kendi günahını yüklenesin de ateşin ashabından olasın. Ve o ise zalimlerin cezasıdır."

30. Artık kardeşini öldürmeyi kendisine nefsi kolaylaştırdı da onu öldürdü. Sonra da ziyana uğramışlardan oldu.

31. Sonra Allah Teâlâ ona kardeşinin cesedini nasıl defnedeceğini göstermek için bir karga gönderdi ki, yeri eşiyordu. "Yazıklar olsun bana! Ben karga kadar olup da kardeşimin cesedini örtmekten aciz mi oldum," dedi. Artık nedamete düşenlerden olmuştu" (Maide, 27-31).

 

أُولَئِكَ الَّذِينَ أَنْعَمَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيِّينَ مِنْ ذُرِّيَّةِ آدَمَ وَمِمَّنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍ وَمِنْ ذُرِّيَّةِ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْرَائِيلَ وَمِمَّنْ هَدَيْنَا وَاجْتَبَيْنَا إِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُ الرَّحْمَنِ خَرُّوا سُجَّدًا وَبُكِيًّا

"İşte bunlar, Allah'ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerden, Âdem'in soyundan ve gemide Nuh ile beraber taşıdıklarımızın neslinden, İbrahim ve İsrail'in soyundan, hidayete erdirdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdir. Kendilerine Rahmân (olan Allah)ın ayetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı." (Meryem, 58).

            Bir önceki ayette Hz.Âdem'in iki oğlunun durumunu anlattığı gibi bu son ayette de "Âdem'in soyundan" buyurarak bütün insanların istisnasız Hz.Âdem'in ve eşi Hz.Havva'nın nesli olduğumuzu bildirmektedir.

            Sayın İslamoğlu, yukarıya aldığım bu kadar ayetlerin içinde bir kere olsun "sizi bir türden; yani birçok Âdemlerden yarattık, meydana getirdik" diye hiçbir ayete rastladın mı?

            Peki, bu kadar ayetleri yok sayarak Mü'minlerin imanlarını altüst eden iddiaları nasıl uyduruyorsun?



M. Avni (Avnullah) ÖZMANSUR

İslam Ülkeleri Akademisyen ? Yazarlar

Birliği Kurucu Üyesi ve

Yüksek İstişare Kurulu Başkanı



YORUM YAZ
BU HABER İÇİN HENÜZ YORUM EKLENMEMİŞTİR.
 Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları, okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Araştırmacı Yazarlar hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
DİĞER M.Avni ÖZMANSUR HABERLERİ
ÖZEL RÖPORTAJ
Çocuk Gelişimi Uzmanı Serap Buharalı İle Çok Özel Röportaj
Çocuk Gelişimi Uzmanı Serap Buharalı İle Çok Özel Röportaj
Serap Hanım öncelikle kendinizden kısaca bahseder misiniz?
 
YAZARLARIMIZ
Y
Metin ALKAN
MÜSLÜMAN KUR'AN'LA NASIL BULUŞMALI
Y
Pınar SÖNMEZ
AŞK BİR NOKTA
Y
N.Arslan CANKORU
SAYILMAZ
Y
Hatice BAŞKAN
KADINSIN
Y
Fatmanur KUŞ
SU GİBİ AZİZ OL EVLADIM
Y
Duygu Gürses DİKEN
MALINI BAĞIŞLAYAN ELBETTE KURTULUŞA ERMİŞTİR..
Y
Zeynep DEMİR
önce sela, sonra adın okunur minarelerden.
Y
Ayhan KÜFLÜOĞLU
Eşyayı gösteren Rabbimiz’in varlığı, o eşyadan daha zahir ve kesin
Y
Nur KABADAYI
Umut Ederek Yaşamak
Y
Büşra ŞENTÜRK
Sen Kaderim Misin
Y
Büşra Nur GECE
Mabede İsmet; Meryem'e Betül Sıfatı Yakışır...
Y
Merve DİKİCİ
TEVEKKÜL KIL
Y
Ebru ATA
KIYIYA İNSANLIK VURDU
Y
Mustafa KAYALI
ZAMAN VE MEKÂNDA KIBLEMİZ
Y
Türker ELMAS
NUR ve HAKİKAT AVCILIĞI
Y
Nagihan ZENGİN
Ademiyetten Kemaliyete İrfan Yolculuğu
Y
Elif TAVŞU
ŞİMENDİFER İLE BEKÂYA DOĞRU
Y
Öznur MACİT
bir b/akış bir yürüyüş (04,05,14 Eskici dergi yayınlandı)
 
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
2023’ E DOĞRU İLERLEYEN TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNDEN MİLLETİN BEKLENTİSİ NEDİR? Fili Yuttu bir YILAN, Bu da mı Yalan? TÜRKİYE CUMHURİYETİNDE DEVLETİN KILCAL DAMARLARI GÜÇLENDİRİLMELİ Sahih Hadisler Sadece Kütüb-i sittede mi geçer?
 
KONUK YAZARLARIMIZ
K
İsmail GENÇ
İnsanız ve İnsanlığı Özlüyoruz
K
Emrah POLAT
Vahametlerle İmtihan ve Müracaat
K
Mehmed ESMER
Kubbetüs Sahra'yı tanıyacağız
K
Elif NİSA
Gerçekten İnsan Azar
K
Elif MUSLUOĞLU
Cemâli Bâ Kemâle Seyredelim
K
Mehmet GÖÇMEZ
HUZUR
K
Fikriye AYYILDIZ
GAFLET
K
Merve YAĞMUR
ÖLMEDEN ÖNCE ÖLÜNÜZ
K
Fuat TÜRKER
Münafıklar Kavramıyorlar!
K
Hüray BOZBIYIK
TESETTÜRÜN VERDİĞİ HUZUR
 
SON YORUMLANANLAR
 
VİDEO GALERİ
 
E-POSTA LİSTESİ
 
FOTO GALERİ
 
EN ÇOK TIKLANANLAR
 
ANKET

Web Sitemize Nasıl Ilaştınız?




 

Sitemizde yayınlanan haberlerde basın ahlakına, hukuk ilkelerine, insan hak ve özgürlüklerine bağlı kalacağımıza söz veririz. Yazarlarımızın yazılarıyla ilgili her türlü sorumluluk kendilerine aittir. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.

Adres : Sizde Araştırmacı Yazarlara Katılabilir Çalışmalarınızı Yayınlatabilirsiniz! arastirmaciyazarlar@gmail.com a Ad Soyad ve Yazar Resminizle birlikte gönderin değerlendirelim