20 Kasım 2013, 09:17 - 
ATEİZMİN EN ÖNEMLİ SEBEBİ

ATEİZMİN EN ÖNEMLİ SEBEBİ

Ekim ayı içinde iki TV. programında, beş saat boyunca ateizm ve iman gerçekliği tartışıldı. Taraflar birbirini yenemediği için bu tartışma, toplumda birçok soru ve sıkıntının ortaya çıkmasına sebep oldu. İşte bu gibi konular hakkında, farklı zamanlarda kaleme aldığım bu dört yazıyı siz değerli dostlarımla paylaşıyorum.. İnşaallah bu alandaki bir çok soruya cevap olurlar. Bütün insanlara huzur, barış ve hakikatli bir hayat diliyorum.."

             

Dünyada en büyük sorun olan ateizmin ve materyalizmin ve bunların sonucu olan nihilist felsefenin ve bunun sonucu olan bugünkü absürt hayatın yani sosyal hayattaki değersizliğin en büyük sebebi, dindarlardır. Çünkü dindarlar; özellikle bu asırda, Tevrata, İncile ve Kur’ana yüzde yüz muhalefet ederek varlığın birliğini, tevhid inancını, gerçeklik prensibini, ruh ve beden bütünlüğünü, fizik ve metafiziğin birliğini anlamadıkları gibi; inkâr ediyorlar. Hâlbuki bu üç kutsal kitap da; Çin ve Hind kutsal metinleri de, binbir güzel niteliğe sahip olan bu gerçekçi bütünlüğü ve tevhidi anlatıyorlar ve anlayana yaşattırıyorlar.

Buna mukabil her üç dinin müntesipleri, Aristo felsefesinin ve teolojisinin etkisinde kaldıklarından bu sonsuz, ilmî ve doyurucu gerçeği anlamayıp (yani her üç dinin kitapları değil de Ortaçağ Kelam literatürünü esas alan din adamları) kâinatın dışında düşünülen ve ne olduğu hiçbir zaman bilinemeyecek olan, kızdıkça insanları cezalandıran bir teoya inandılar; fen ilimlerini esas alan; ilim, fikir ve felsefe ehlini buna zorladılar.

Evet, din elden gidiyor gibi bir kaygı ile Gazali ve onun ekolü; fakih, âlim ve gayet dindar olan İbn Rüşt ve İbn Sina gibi zatları kâfir ilan ettiler. Bunları esas alan bazı siyasiler ise, zekâda ve ilimde sivrilmiş bir kısım ehl-i ilmi öldürdüler. Yanlış anlaşılmasın; İbn Rüşt, İbn Sina ve benzeri İslam feylesofları Aristo’nun felsefesini ve tabiat bilimini esas alırken; Gazali ve benzeri âlimler,  sadece onun teolojisini esas aldılar.

Bundan dolayı; koyun gibi teslimiyetçi olmayan ehl-i ilim −özellikle bu asırda− ateist ve natüralist oldu; önemli bir kısmı da materyalist oldu. Kenarda bî-taraf kalanlar ise, toplumdaki bazı değerleri kabul etmekle beraber Allah konusunda nötr kaldılar. Ekonomik şartlar ve pozitif bilimler de bunları destekleyince dünyanın dengesi bozuldu. Bütün kutsal değerler yitirilmiş oldu.

Onun için Radikal gibi fikir ve felsefe ile ilgilenen gazeteler; İslam da, Hıristiyanlık da, Yahudilik de Teisttir. Bunun da yanlış olduğu ortaya çıktı. Artık biz, yeni bir din ve yeni bir anlayış kendimize bulmalıyız, diye yazabiliyor.. Evet, ne olduğu belli olmayan ve birilerinin mehdiliğine delil gösterilen yaradılışta tasarımcılık zihniyeti de bu yanlış teizmden kaynaklanıyor.  Hâlbuki tasarım fikri, Allah’ı somut ve sınırlı gösterir; bu ise bir nevi şirktir. Hakikatli Bir Rapor yazısına bakabilirsiniz.

Hâlbuki evrim realitesi ve gelişme süreci apaçık gözüküyor; özellikle DNA’da ve beyin katmanlarında, bunun yüzlerce bilimsel delili vardır. Fakat dindarlar, âdemiyeti (insanlığın kolektif, kültürel kişiliğini, âdemin insanlığı temsil eden gaybî ve arketip bir kişilik olduğunu) anlatamayınca; Adem ile ilgili literatürün yorumunu bilemeyince; varlığın ve tabiatın; özellikle ekolojik dengenin içinde sonsuz bir bilgiyi ve bilinci gösteremeyince, evrim teorisi, −ki sonradan bilim halini aldı− ateistlere yaradı.

 

Çağımızın büyük bir din âlimi olan Bediüzzaman, 28. Mektup, 6. Meselede, Kızıl Îcazda, 16., 29., ve 8. Sözde özellikle Muhakemat kitabında evrime açık bir şekilde işaret etti; 20. Sözde; Âdem kıssasının insanlık modeli olduğunu anlattı.  Ve beş bin sayfa ile tesadüfü reddetti. Dini bilgilerin bireysel ve lokal olmadığını; her bir hakikatin küllî (evrensel) ve meşhut (gözle görünen) bir kanun olduğunu yazdı. Fakat onun öğrencileri olan Nurcular, tesadüf (rastgelelik) fikrinden çok korktukları için bu ilmî meseleleri anlamadılar; bunun üzerine dindarlar ile üniversitedeki ehl-i ilim arasında kopukluk oldu. Ve bu kopukluktan dolayı Türkiye bugün açmazları yaşıyor.

Hâlbuki bütün semavî vahiylerin ve kadîm geleneklerin anlattığı ve Sokrat’ın da 1 savunduğu o güzel birlik, bütünlük (tevhid) ve varlık içindeki sonsuz bilgi ve bilinç anlatılabilse ve semavî dinlerin gösterdiği tarzda yaşanabilse, böyle deccallıklar (yanıltmalar) artık dünyada etkili olmaz. Dünya; İsa ve Mehdi (bilgi, bolluk ve barış) çağına girer. Bu güzel sonsuz gerçeklik sayesinde, bizim kötülük dediğimiz şeyler dahi anlam kazanır, güzelleşir.

İsa bütün İncilde baba, oğul ve ruhulkudüsün (yani tabiat, din ve sosyal değerlerin veya bilinç, ruh ve bedenin) birliğini savundu. Matta İncilinin 25. babının anlattığı üzere, bu birliği ve sonsuzluğu yaşattırdı.2 Fakat şekilci bir kısım Ferisîler, onu astılar. Bugün de o Ferisilerin devamı olan bazı gruplar, Da Vinci Şifresi hilesiyle, İsanın o sonsuz anlayışını öldürmek istiyorlar; ona iftira atıyorlar, ruhaniliğini unutturmak istiyorlar.

[NTV’de yayınlanan bir belgeselde bu iftiranın yanlışlığı, onlarca delil ile anlatıldı. İsteyen gider dinler.]

Tevrat, Tekvin kitabında: Allah, yedinci günde istirahat etti, diyor. Yani tabiat düzeni (ki Allah’ın rahmaniyetinin bir yansımasıdır) en sonunda stabil oldu, düzene girdi, diyor; varlığın birliğini gösteriyor. Öyle ki, bu sonsuz mutlak varlığın ismi olmadığından, Tevrat ona Yahowe (ey O, yani ey sonsuz olan) diye hitap ediyor. Dolaysıyla sonsuz olmayan; yani sonsuz olan enerjiye, yazılım bilincine ve sonsuza dek yaşama imkânına sahip olmayan, hiçbir şeyi gerçek manada yaratamadığı gibi; tanrılık iddia etmesi de, saçmalık ve hezeyandır.

Kur’an, Bakara, 2/115’te: Doğu da batı da Allah’ındır. Nereye dönerseniz dönün; orada Allah’ın veçhini (aydınlık varlığını)3 bulursunuz, diyor. Yani ey insanlık bil ki: Doğru, sadece doğuda veya batıda (sadece varlığın başında ve sonunda) değildir. Bilimsel (ilmî ve kanunî) olduğu için doğruluk ve hakikat sonsuzdur; dolayısıyla her yerde ve her âlemde vardır. Evet, gerçek varlık sonsuz olduğu için insan gibi sınırlı, ölümlü varlıklar, tanrı olamıyorlar. Ve tanrıyı tam anlayamıyorlar.

Kur’an, baba-oğul meselesini biyolojik bir baba ve oğul olarak algılamayı küfür sayıyor. Çünkü bu şekilde maddi olarak inanmak tevhide, Allah’ın sonsuzluğuna ve varlığın bütünlüğüne zıt olduğu gibi; bir nevi putperestliktir. İsa Petrusu, bu oğul tabirini kullanırken, et ve kan olarak söyleme, diye uyardı. (Matta, 16) Denebilir ki; Kur’an, İsanın baba-oğul-ruhulkudüs sözünden ziyade; varlığı, varoluşu ve hakikati üçe bölmeyi ve soyut değerleri somutlaştırmayı yasaklıyor; onun için Allah üçün üçüncüsüdür (9/30) demeyin diyor.

Kur’an, İncillerin bu gibi ifadeleri kullanmalarına itiraz etmezken, yani İncillerin o günkü metinlerini eleştirmezken; tam tersi Ey Hıristiyanlar, hidayet, aydınlık ve öğüt olan İncil ile amel edin, (5/45−47) derken; bir kısım Hıristiyanların özellikle bedevi Araplar gibi somut düşünenlerin (ki Vehhabilik bu gibi somut düşüncelerden kaynaklanıyor) anlayışına itiraz ediyor..

Bazılarının sandığı gibi Vehhabilik, bir İngiliz oyunu değildir; çünkü Vehhabiler samimi Müslümanlardır; Arapların eski, ilkel, somutçu anlayışının devamıdırlar. Kur’an, 9/30’da Hıristiyanların somutçu oğul anlayışının, Arap müşriklerinin anlayışına benzediğini söylüyor. Fakat Hıristiyanlar, ahirete ve vahye inandığı için yine de onları Ehl-i Kitap kabul ediyor; onları müşriklerle (politeistlerle) bir tutmuyor. Bütün inananlar işbirliği yapsın, diyor. Dinsizlik ve değersizlik, en büyük yıkımdır, diye işaret ediyor.

Maalesef bu gibi somutçu ve maddî anlayışlar, bir kısım Yahudi ve Müslüman mezheplerinde de var olmuştur; tarihin bize gösterdiği gibi.. Hulasa dindar olsun, dinsiz olsun; somutçuların kulakları çınlasın! Çünkü somutçuluk tek taraflılıktır. Bu da dengesizlik demektir. Dinin ve diyalektiğin mantığına terstir. Benim kanaatime göre; Ak Parti ile diğer çevrelerin arasındaki kavganın sebebi de bu makalede yazdıklarımızdır. Çünkü AKP’liler, Kelam ilminin anlattığı bir tanrıya inanır iken; muhalif çevrelerdeki insanların çoğu, bilim ve sanat ehli olduğu halde ateisttir. Ve bu ateizmi yanlışlıkla bilimcilikle karıştırıyorlar..

Demek bu bütüncül, çok boyutlu, ilmî ve kutsal gerçekler ile yurdumuzda, belki de bütün dünyada barış sağlanabilir; eğer ekonomik çevreler de destekler ise.. Böylelikle irtica (gericilik) ve dinî terör sorunu ortadan kalkar. Dünya, gerçekten bilgi −bilim ve kutsal- çağını yakalar ve yaşar. Hz. Muhammed’in bize mütevatir (tartışmasız) bir şekilde gelen sözünde buyurduğu gibi; bütün sorunlar çözülür. Yani: Deccal zamanında (yanıltmaların ve dengesizliğin etkin olduğu dönemde) İsa  (İsevi ve ruhanî bilinç) gelir, şeriatımla (denge ve bütünlük ile) amel eder, sözü gerçekleşir. Çağımızın bir kısım modernist ilahiyatçıları hariç bütün İslam âlimleri, bu hadisi mütevatir olarak kabul etmişlerdir.

 İslam, etimolojik olarak bütünlük, barıştırma ve dengede götürme, demektir. Evet, İslamiyet tarihte, Tevratın maddi ve dünyevi kalkınış mezhebi ile İncilin ruhanî ve uhrevî kalkınış mezhebini birleştirmiş, barıştırmış. Kur’anın ifade ettiği gibi; vasat (orta ve hayırlı) bir ümmet olmuştur.

Hacc suresinde ifade edildiği gibi; Hz. İbrahimin misyonu da bu idi. O, tamamıyla ruhanî olan Sabiîler ile o günkü maddeci medeniyetin ortasını buldu. Kur’anın tabiri ile insanlığa lider oldu. Daha sonra Yahudilik ve Hıristiyanlık ihtiyaçtan dolayı doğdular. Çünkü Firavunun zulmü ve Romanın materyalizmi bunu gerektiriyordu. Onun için Kur’an, Maide suresinde İncil ve Tevrat ehli, kitapları ile amel etsinler. Yani İslam’a girmeleri şart değildir[1]diyor. Çünkü bazı durumlar, bu mezheplere ihtiyaç olduğunu gösterir. Fakat İslam’a girseler yani dengeyi yaşasalar, onlar için daha hayırlı olur[2 diyor.

Nitekim Protestanlık mezhebi, aşırı ruhanî olan Katolik mezhebine karşı bir tepki olarak ortaya çıktı. Önce Avrupa’yı sonra dünyayı bir derece dengeledi; yeni bir medeniyet, sanayileşme ve kalkınma gerçekleşti. Fakat bu hareket de, hızını alamayarak, sonunda Komünizmi ve materyalizmi doğurdu.  

Şimdi ise bütün dünya orta yolu arıyor. Sosyal Demokrasi, bu iddianın önemli bir delilidir. Demek eğer bu materyalist asır, İsanın ruhaniliğiyle yeniden dengeye gelip İbrahimî bir çizgide yaşamazsa; bu sefer, öyle bir anarşizm (yecüc-mecüc) ile yüzleşecek ki, ihtimalen insanlığın ve medeniyetin sonu olur..

Birçok kurum böyle bir tehlikeye karşı önlem almaya çalışıyor. Fakat tarihin gösterdiği gibi; kutsal değerler olmadan asla kurtuluş olamaz. Nitekim kutsal değerleri olmadığı için Sosyalizm yıkıldı. Bediüzzaman 1920’de Lemeat kitabında Sosyalizm bir semavi din ile kutsallık kazanmazsa ölür; bu ise, Batı kapitalizminin zulmünü artırır, diye onları uyardı.

Ben bu satırları yazarken kastım, asla dinî bir propaganda yapmak değildir. Çünkü biliyorum ki; üç dinin dindarlarının bu günkü dinî anlayışları, gayr-ı ilmîdir, savunmaya yöneliktir ve yanlış anlaşılmalar sonucu hurafeler olarak algılanıyor. Dine özellikle İslam hakikatine ters olan dengesizlikler oluyor. Dolayısıyla dünya, sorunlardan başını kaldıramıyor. Fakat çağımızdaki insanlığın bu durumunu bir açıdan mazur gördüğümden, hiç kimseye kızmıyorum. Fakat her sene yüz milyonlarca dolar boşa gidiyor, diye üzülüyorum.

Geniş bilgi edinmek isteyenler, Marifet (Allah Bilgisi), Varlığın Haritası, Bütüncül Bir Yaklaşım ve benzeri makalelerimizi temin edebilirler. Bu yazdıklarımızın 2000 sayfalık geniş izahı, kitaplarımızda ve yüz küsur konferansımızda mevcuttur. Bütün sahih gelenekler, bu anlattığımız bütünlüğü ispat etmişler ve üstelik yaşamışlardır.

İncil gibi bazı kutsal kitaplar, Allah göktedir, derken gerçek ve sonsuz varlık, sonsuz olduğu için yani dış duyularımızla kuşatılamayacağı için, metafiziktir demek istiyor. Kur’an, 190 yerde gökler kelimesini metafizik idare (etkinlik) merkezleri manasında kullanıyor. Alternatif Tefsir isimli kitabımıza bakabilirsiniz. Hulasa, bu kelime uzay demek değildir. Evet, bu kelime, sonsuzluğun bir ifadesi olan metafizik demektir ki, Miladi 325’te yetkili âlim Hıristiyanlar, bu kelimenin manasının böyle olduğunu karara bağlamışlardır.

Dediklerimizin özeti şudur:

İnsanlık, talim-i esma (dil, edebiyat ve bilimler) ile âdem olmuştur; hayvanlıktan kurtulabilmiştir. Bu durumdaki Âdemin (insanlığın) eksikleri ise, İsa (din ve vahiy) ile ancak giderilebilmiştir. Eğer biz bilimi, kutsalı ve dili esas almazsak, düşünceyi değil de duyguyu temel alırsak, hayvaniyetten daha aşağı bir anarşizme düşeriz. O zaman bizi kurtaran olamaz. Biz bu yazıda birilerini kötülemek değil de, sadece ateistlere ve dindar gruplara faydalı olmak istedik. Kastımızı aşan bir ifademiz olmuşsa, herkesten özür dileriz.

Yazımı bitirirken, herkese ve bütün insanlığa sonsuz saygı ve selamlar iletiyorum.

Son Bir Not: Teist, Allah kâinatın dışındadır ve her işimize karışır, diyen kişi demektir. Deist ise, Allah kâinatın dışındadır; hiçbir şeyimize karışmaz; mesela insanlara vahiy ile hiçbir bilgi göndermediği gibi onları bir daha diriltmeyecektir, diyen kişidir. Bunlara iki gruba mukabil başta İbn Arabî, Mevlana, Yunus Emre gibi gerçeği gören zatlar, varlığın birliğini (vahdetül-vücudu) savundular, anlattılar ve yaşadılar. Fakat vahdetül-vücud anlayışı, çoğu zaman aşırı maddeci veya aşırı ruhçu olarak algılandığından biz, bu makalede vurgulanan anlayışa vahdetül-vücud demeyip, İslam ve tevhid yani birlik ve bütünlük anlayışı diyoruz.

 

Bahaeddin Sağlam



1 O dahî zat,  Ey yüce Pan (birlik) şeklinde dua ediyormuş, diye geçenlerde ilmi bir kitapta okudum.

2 İncil ile ilgili kitabımıza bakabilirsiniz.

3 Bediüzzaman Said Nursi, Kızıl Îcaz.. O, burada semântik delillere dayanarak Allah’ın veçhinden maksat, O’nun öz varlığıdır, diyor.

[1] Maide, 44, 47 ve 68

[2] Al-i İmran, 110



YORUM YAZ
BU HABER İÇİN HENÜZ YORUM EKLENMEMİŞTİR.
 Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları, okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Araştırmacı Yazarlar hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
DİĞER Bahaeddin SAĞLAM HABERLERİ
ÖZEL RÖPORTAJ
CEMALEDDİN HOCANIN ARDINDAN..
CEMALEDDİN HOCANIN ARDINDAN..
Bizler Cemalettin Bal Hocamızın muvahhid bir mümin; Kur'an Hizmetkarı bir müftü olduğuna aynel-yakin şahidiz. Kur'an talebelerine verdiği önem, inşa ettirdiği Hafızlık Kurslarının işleriyle bizatihi ilgilenmesi, personelinin derdinde sıkıntısında varıyla yoğuyla koşan,kendisiyle uğraşan ona iftira edenlere dahi beddua etmeyen yine onları dualarıyla uğurlayan bir hocamız olduğuna şahidiz.
 
YAZARLARIMIZ
Y
Metin ALKAN
EVLAT ANA BABA HUKUKUNA RİAYET ETMELİDİR..
Y
Mehmet GÖÇMEZ
ANMAK MI ANLAMAK MI
Y
SERDAR BOZDOĞAN
TARİH BİZİ ÇAĞIRIYOR BİZDE TARİHE YENİDEN ÇAĞ AÇTIRIYORUZ
Y
Nurcan CANKORU
GİZLİ SIRLAR
Y
Pınar SÖNMEZ
AŞK BİR NOKTA
Y
Hatice BAŞKAN
KADINSIN
Y
Fatmanur KUŞ
SU GİBİ AZİZ OL EVLADIM
Y
Duygu Gürses DİKEN
MALINI BAĞIŞLAYAN ELBETTE KURTULUŞA ERMİŞTİR..
Y
Zeynep DEMİR
önce sela, sonra adın okunur minarelerden.
Y
Ayhan KÜFLÜOĞLU
Eşyayı gösteren Rabbimiz’in varlığı, o eşyadan daha zahir ve kesin
Y
Nur KABADAYI
Umut Ederek Yaşamak
Y
Büşra ŞENTÜRK
Sen Kaderim Misin
Y
Büşra Nur GECE
Mabede İsmet; Meryem'e Betül Sıfatı Yakışır...
Y
Merve DİKİCİ
TEVEKKÜL KIL
Y
Ebru ATA
KIYIYA İNSANLIK VURDU
Y
Mustafa KAYALI
ZAMAN VE MEKÂNDA KIBLEMİZ
Y
Türker ELMAS
NUR ve HAKİKAT AVCILIĞI
Y
Nagihan ZENGİN
Ademiyetten Kemaliyete İrfan Yolculuğu
Y
Öznur MACİT
bir b/akış bir yürüyüş (04,05,14 Eskici dergi yayınlandı)
 
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
TANK PALETİ FABRİKASI GERÇEĞİ CAĞALOĞLU KOMİTESİ NİYET OKUMA MAHARETİ HADDİNDEN TECAVÜZ EDENİN HADDİNİ BİLDİRMEK
 
KONUK YAZARLARIMIZ
K
İsmail GENÇ
İnsanız ve İnsanlığı Özlüyoruz
K
Emrah POLAT
Vahametlerle İmtihan ve Müracaat
K
Mehmed ESMER
Kubbetüs Sahra'yı tanıyacağız
K
Elif NİSA
Gerçekten İnsan Azar
K
Elif MUSLUOĞLU
Cemâli Bâ Kemâle Seyredelim
K
Fikriye AYYILDIZ
GAFLET
K
Merve YAĞMUR
ÖLMEDEN ÖNCE ÖLÜNÜZ
K
Fuat TÜRKER
Münafıklar Kavramıyorlar!
K
Hüray BOZBIYIK
TESETTÜRÜN VERDİĞİ HUZUR
 
VİDEO GALERİ
 
E-POSTA LİSTESİ
 
FOTO GALERİ
 
EN ÇOK TIKLANANLAR
 
ANKET

Web Sitemize Nasıl Ilaştınız?




 

Sitemizde yayınlanan haberlerde basın ahlakına, hukuk ilkelerine, insan hak ve özgürlüklerine bağlı kalacağımıza söz veririz. Yazarlarımızın yazılarıyla ilgili her türlü sorumluluk kendilerine aittir. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.

Adres : Sizde Araştırmacı Yazarlara Katılabilir Çalışmalarınızı Yayınlatabilirsiniz! arastirmaciyazarlar@gmail.com a Ad Soyad ve Yazar Resminizle birlikte gönderin değerlendirelim